EN KAZLARIN ENKAZI

EN KAZLARIN ENKAZI

 portresi2

Suay Karaman
07.03.2016

 

Okuması, yazması olduğundan bile şüphe duyulan birisi “Türkiye Cumhuriyeti’nin 90 yıllık enkazını kaldırdık” diyerek, hakaret etme edepsizliğini gösterdi. En kazların, enkazı kaldırması tuhaf bir durum ama bu söylenenleri unutmayacağız. Cumhuriyetin ne olup, ne olmadığını günü gelince sizler, en kazlar da anlayacaksınız.

Enkaz, çürümüş bir imparatorluktan, yepyeni, modern bir devlet kurmak mıdır? Atatürk ilke ve devrimlerini yaşama geçirmek midir enkaz? Enkaz, kadın-erkek eşitliğini getirmek midir? İnsanları kul olmaktan çıkartıp, birey yapmak, eşit haklara sahip vatandaş yapmak mıdır enkaz? Enkaz; övündüğünüz Osmanlı’nın pisliğini temizlemektir…

Yeterli bilgi birikimine sahip olamayanların “Ben kimim, ne yapıyorum, ne söylüyorum?” diye, önce kendilerine sormaları gerekir. Yoksa traji-komik duruma düşebilirler. Kimsenin kendini en kaz durumuna düşürmemesi gerekir.

Enkaz tartışmaları sürerken, Tayyip Erdoğan’ın “Anayasa Mahkemesi kararına uymayacağım, saygı da duymuyorum” demesi yeni bir tartışmayı başlattı. Ülkedeki herkes gibi, üst düzey yöneticilerin de hukuka bağlı olmaları gerekir. Hukuktan sapınca olay kişiselleşir, keyfileşir; hukuk dışı tutum ve davranışlarda bulunmanın sonucunda da istenmeyen olayların gelişmesine neden yaratılır.

Tayyip Erdoğan, 2012 sonlarında Konya’da bir ödül töreninde yaptığı konuşmada şunları söylemişti: “Yav işte 326 milletvekiliniz var hala mı bahane diyorlar. Ama işte bu Kuvvetler ayrılığı denen var ya, o önünüze gelip engel olarak dikiliyor.” demişti. Emperyalist devletlerin büyük işgal projesinin eşbaşkanı olmakla övünen, padişahlığa özenen, kuvvetler ayrılığından şikayet eden birinin ülke yönetiminde olması toplumumuza yapılan zulümlerin en büyüğüdür. Tayyip Erdoğan, muhalefete, yargı kurumlarına, kısaca beğenmediği herkese karşı söylediği sözler nedeniyle, sağlıklı bir insan profilinden çok uzaklarda görünmektedir.

2002 seçimlerinden önce AKP yetkilileri, dokunulmazlıkların kaldırılmasını savunmuşlardı. Ancak iktidara gelince, bu savunduklarını unuttular. Anımsatanlara ise; “biz yargıya güvenmiyoruz” diye yanıt vermişlerdi. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı 14 Mart 2008’de, AKP’nin kapatılmasıyla ilgili olarak Anayasa Mahkemesi’ne dava açmıştı. Bunun üzerine AKP’nin yöneticileri, günlerce sayın Başsavcıya ağır eleştirilerde bulunmuşlardı. 5 Haziran 2008’de Anayasa Mahkemesi, üniversitelerde türban yasağının kaldırılmasına ilişkin yapılan Anayasa değişikliğini, hem reddetti, hem de yürürlükten kaldırdı. Bunun üzerine AKP’nin yöneticileri, bu kararın anayasaya aykırı olduğunu ve mahkemenin yetkilerini aştığını savunmuşlar, milli vicdanın yara aldığını söylemişler ve “cüppeli darbedir” demişlerdi.

Ergenekon davasının savcısı olduğunu söyleyen kişi, bu davanın son gözaltına alınanları ile ilgili olarak; “Hukuku rahat bırakın… Herkes hukukun üstünlüğüne saygı duysun…” demişti. Ergenekon soruşturmasında “yargıya güvenelim” diyenler, Anayasa Mahkemesi’nin ve Danıştay’ın işlerine gelmeyen kararlarında, yargıya güvenmemektedirler. Demokrasiden payını alamayanlar, diktatörlük hevesine soyunanlar, hukukun kişilere göre şekillenmediğini anlayamamaktadırlar.

Geçen yıl bu günlerde İçişleri Bakanı, TBMM kürsüsünden “anayasayı tanımıyorum” demişti. Ne yazık ki bütün bu yapılanlara karşı henüz Ankara’da savcılar yok. Deniz Feneri, 17-25 Aralık gibi soygun olaylarında yargıya güvenmeyeceksin, Anayasa Mahkemesi kararlarına uymayacaksın, anayasayı tanımadığını söyleyeceksin ama istediğin kişilere ceza verilmesi için emir vereceksin. Bu hangi demokraside var?

Tayyip Erdoğan, 27 Mart 1989’da görevli İlçe Seçim Kurulu Yargıcına ağır hakarette bulunup, “Sizin vereceğiniz kararı tanımıyorum!” diye bağırmış, ardından görevli mahkeme tutuklanmasına karar vermişti. Belirli bir süre saklandıktan sonra, 27 Nisan 1989’da Bayrampaşa Cezaevine gönderilmişti. Uymayacağım dediği karara uymuştu. Bugün de uymuyorum dediği kararlara uyacaktır, uymak zorundadır.

Hiçbir ülkede iktidarlar rejimle çatışmaz, iktidarların görevi rejimi korumak ve güçlendirmektir. Türkiye, Atatürk’ün Devrim Yasaları’nı geçersiz kılmak, laik ve demokratik cumhuriyeti ortadan kaldırmak isteyen bir siyasi partinin iktidarındadır. Ülkemiz laikliğe ve demokrasiye aykırı eylemlerin odağı haline geldiği Anayasa Mahkemesi’nin kararıyla da onaylanmış bir siyasi partinin iktidarı ile sivil darbe yaşamaktadır.

Bugün ülkemizde anayasa rafa kalkmıştır, artık sistem fiili olarak değişmiştir, anayasayı ihlal suçu kezlerce ve bilerek işlenmektedir, üzerine yemin edilen anayasa, özellikle siyasal iktidar tarafından bilinçli olarak çiğnenmektedir. Kararları, anayasa maddesi hükmünde olan Anayasa Mahkemesi’nin kararını tanımıyorum, uymuyorum ve saygı duymuyorum diyenler, anayasaya ihanetin, ‘Vatana İhanetle’ eşdeğer olduğunu bilmiyorlar mı?

Yaklaşık on üç yıldır ortada bir enkaz vardır. Atatürk ilkeleriyle, devrimleriyle ve laik cumhuriyet ile oluşturulan tüm kurum ve değerleri enkaza dönüştürme çabası içinde olan siyasal iktidar, ülkemizi emperyalizmin kollarına bırakarak, enkaz yaratmaktadır. Bugün “Atatürk’ü tanımıyorum, laik ve demokratik cumhuriyeti tanımıyorum” diyemeyenler, şimdilik Anayasa Mahkemesi’nin kararını tanımıyorum demekle yetinmektedirler. Ama hep unuttukları bir şey var: Günü gelince hukuk kendilerine de gerekecektir…

=================================

Teşekkürler sevgili dostumuz Suay Karaman..

Bizim de duygu ve düşüncelerimizi coşku ve yüreklilik ile kaleme almış sağolsun..

Biz de uyarmış olalım belki yüzüncü kez :

Bu gidiş hayra alamet değil.. Su testisi su yolunda kırılır, Türkiye Cumhuriyeti yoluna devam eder.. Böylelerini Cumhuriyet hep tasfiye etti.. 

Sevgi ve saygı ile.
07 Mart 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir