ATATÜRK DİKTATÖRDÜ DEĞİL Mİ?

ATATÜRK DİKTATÖRDÜ DEĞİL Mİ?
(-Günümüzün İleri Demokrasi Manzarası “Kedidir Kedi”)

portresijpg
Prof. Dr. Kemal Arı 

Türkiye’nin şu haline bakın…

Olup bitene bakarak, normal bir insanın ülkesi için üzülmemesi olanaklı mı?

Ben de çok üzülüyorum…
Hukuk ayaklar altında
Hukukun üstünlüğünün ruhuna “el fatiha”…

Sandık kurulları başına gidip, oradan ya da buradan olsun, Türk siyasetinde “tebarüz” etmiş kişilerin, “Dağıtırım burayı!” efelenmeleri…

Seçim gecesi, ardı ardına üç dönem belediye başkanı olmuş bir kişinin oğlunun,
sanki mafyavari bir biçimde yanındaki adamlarla oraya buraya koşturmaları…

Akıl almaz kimi savlar; halkın vicdanında korku salma eğilimleri…

Yok yüz kişi olay çıkartmak amaçlı Ankara’ya gelmiş;
beklenmedik suikastlar olacakmış söylentileri…

  • Seçim gecesi elektrik kesintisinin sorumlusu olarak suçlanan sokak kedileri
    (AS : AKP’nin Enerji Bakanı Taner Yıldız tarihe geçmiştir bu açıklaması ile!)

Çok kişinin sandıklardan çıkan sonuçlarla ilgili kafasında sabitleştirdiği
“Bu işte bir katakülli var; sahtecilk kokusu geliyor her yandan” yargısı….
Bu algıyı destekleyen oradan buradan medyaya düşen görüntüler…
Hiç düşündük mü; bizim mahallede bunlar oluyor da, dışarısı bizi nasıl görüyor?
“Bu mu sizin ileri demokrasiniz” diye tiye almıyorlar mı içten içe sanıyorsunuz?Gülünecek hallere düştük, iyi mi?

Ve işin en acınası yanı:
Batının özlemini duyduğu demokrasinin bizde olduğu gibi garabet dolu sözler…
21. Yüzyılın ilk çeyreğinde, 90. yılını aşmış Cumhuriyette,
65 yıllık demokrasi deneyiminin geldiği nokta bu noktadır.
Oh ne güzel… O denli ileri bir demokrasimiz varmış ki;
Batı bile bizim demokrasimizin özlemini duyuyormuş.

Ne dersiniz, Batı bu özlemin ve ilhamın etkisiyle bizdeki demokrasi kültürünü ve
düzeyini alıp, kendine uygulayıp, birkaç yüz yıl ileri fırlıyor mu bir de?
Olmaz olmaz demeyin; niçin olmasın, yaradan Rabbim, nelere kadir!…
O zaman övünürüz:
“Ey Batı…. Demokrasiyi sen öğrendin bizden sen!
Gel vatandaş gel, ileri demokrasiye gel!”

İleri demokrasiyle yetinmedik; bir de buna yeni bir kavram ekledik:

  • “Kedili Demokrasi”

“Kedidir kedi” sözüyle, bütün kedilik alemi de böylece demokrasi tarihine geçmiş oldu…
Kedili demokrasi, klasik demokrasiyi bile yaşayamayan bir toplum için;
ilerinin de ilerisinde bir ütopyanın gerçekleşmesi gibi…

Masum kediciğe mikrofon uzatılmış; bir gazeteci soruyor:

Seçim gecesi elektrikleri sen kesmişsin! Ne diyorsun buna?
Kedicik son derece masum, sevimli; ama şaşkın ve ürkmüş bir durumda…
Sesi iyice incelmiş; kendi masumiyetini kanıtlama derdinde mırıldanıyor:
“Suçsuzum ben!”

Güler misin ağlar mısın?

Sosyal medyanın yaratıcılığı da bir alem… Kediye bir tutsak elbisesi giydirilmiş,
altına da eklenmiş: “Kedi Şerafettin Suçüstü Yakalandı!”

Enerji bakanımız tutup, seçim gecesi 36 ilde elektrik kesintileri “Kediler yapmış olabilir!” dediğinde şimdi biz, sayın bakanın bundan kedileri hedef gösterdiğini anlayıp;
bir de kedi avına çıkacak kadar demokrasi kültürü olan bir millet olduğumuzdan…

Vesaire vesaire…
Kedi olmak da zormuş be kardeşim!
Sokaklarda itil kakıl; çöplerden çöplere fırlayarak karnını doyurmaya çalış;
bir de Mart sendromunu atlatamadan gelsin seni koskoca bir sistem,
Türkiye’nin yazgısıyla düğümlenmiş bir gecede, büyük kuşkular, kaygılar ve savlar ortaya dökülmesine neden olan elektrik kesintisinin nedeni olmakla suçlasın iyi mi?

Bunun ötesi var mı?
Var…
Çünkü hep söylenir, biliyorsunuz.

  • Atatürk bir diktatördür. O, demokrasiyi değil,
    otokrasiyi ve hatta bir diktatörlük rejimini bu ülkeye dayattı”…

Açın 14 Aralık 1953 tarihli Meclis tutanaklarını ve orada Başbakan Menderes’in, muhalefet partisi başkanı İsmet İnönü için söyledikleri garip sözleri bir irdeleyin:

“Yaşı yetmişi aşmış; saçı başı ak pak biri bugün çekilip evinde oturması gerekirken… memlekete dayattığı istibdat rejimi altındaaaa”

Ne diyelim şimdi?

Beyler, İsmet Paşa’nın 2. Dünya Paylaşım Savaşı yıllarında o zamana değin
hiç olmamış demokrasiyi ülkede niye arıyorsunuz? Siz kendi bulunduğunuz dönemi daha iyi bir düzeye getirmeye çalışın… Ondan dolayı mı Meclis Tahkikat Komisyonları kuruldu ve Muhalefet Lideri İnönü gibi bir kahraman Uşak’ta taşa tutturuldu?
Uşak Valisi değil miydi iktidardan aldığı güçle; bu ilde Yunan ordu komutanı Trikopis’i esir almış İnönü’nün, Atatürk’e esir kumandanı teslim ettiği evi ziyaret etmesi üzerine köpüren kişi… Ve bu gücü, hukuk dışılığı sizden aldığı güçle yapmıyor muydu?

Eski hesapları dökmeler; yok hala demokrat partinin ağzından alınıp piyasaya dökülen ancak bir adım öteye gitmeyen işte yok Tek Parti döneminde ezanlar susturuldu,
Kuran kursları jandarmalar tarafından basıldı vs…

Onu anlarız, o zaman Devrim yaşanıyordu bu ülkede…
Laikleşmenin sancısıydı belki bu abartılı anlattığınız şeyler. Ancak 5 vakit namazını kılan İnönü’nün Kuran’la, dinle bir derdi yoktu. Siyasetine Allah’ı sokmuyor;
siyaset meydanında bu kavram üzerinden söylemi;
“Allahaısmarladık”ı geçmiyoruz diye…
Atatürk demokrat değil di öyle mi?
Atatürk demokrat değildi ve bugün yaşadığımız şu çirkin görüntüler ve aşağının
da aşağısında bir düzey olması nedeniyle bizi Batı karşısında utandıracak olaylar!

  • Padişah Vahdettin‘in Yunan Savaş uçaklarından Mustafa Kemal Paşa ve yakınındakilerin öldürülmesinin dinen “vacip” olduğuna ilişkin fermanları ve Dürrizade Abdullah Efendi’nin buna ilişkin fetvaları halkın başından
    yağmur gibi yağarken;

Mustafa Kemal Paşa’nın girişimleri ve öngörüleri doğrultusunda
TBMM’nin açılması için seçimler yapılıyordu bu ülkede…

Sorun ne Atatürk, ne Atatürkçülük..

Sorun açık ve net olarak artık anlamamız gerekiyor ki; O’nun Aydınlanma yolunda, Atatürk’ün sonunda yürüyemeyen iktidarların halkın zaten eksik olan demokrasi kültürüne bir de kitlelerin dinsel duygularını istismar eden din tacirliğidir.

Her iktidara gelen, iktidarı aldığı günden, bıraktığı güne dek bakarak bir durum değerlendirmesi yapabilmeli ve

  • “Ben, demokrasi kültürüne ne kattım; ülkemin demokrasi ve çağdaşlaşması yönünde ne gibi önemli adımlar attım?”

sorusunu kendine ve vicdanına sorup soramaması sorunudur…

Hadi siyasetçi bu öz eleştiriyi yapmıyor; ah halkımız bir yapsa ve çıkıp karşılarına

  • “Sen benim ulusal kültürümü, yurttaşlık bilincimi geliştirmeme ne denli katkıda bulundun; ve asıl olan ben iken, vekil olan sen, kendi kafana göre benim istençlerimi değil de kendi kafandaki hezeyanları bana mı dayatıyorsun?” 

diye bir sorabilse!…Ah bunu bir yapabilse halkımız!
Her gün demokrasi nutukları atan zevata dönüp;

“Sen bırak eskimiş bardakları… Asıl senin döneminde demokrasimiz neredeydi ve
sen nereye getirdin?” diye sorabilse…

Dileğim odur ki, düşe kalka da olsa o güne gelecek demokrasi kültürümüz..
İnşallah o da olacak!

Yoksa kedili demokrasinin bizi bir yere götüremeyeceği
ve topal ördeğe çevireceği çok açık…

(Not : Bu benzetmeler içinde yer almak durumunda kalan ve demokrasimizin en önemli dönemeç noktasında, elektriklerin kesilmesinden sorumlu tutulan bütün kedilerimizden halkım adına özür diliyorum)…(1.4.2014)

 

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir