Sivas Kongresi’nin 94. Yılı..

Dostlar,

SİVAS KONGRESİ‘nin 93. yılı için yazdığımız yazyıyı bu yıl da paylaşmak istiyoruz..

Sevgi ve saygı ile.
Datça, 4.9.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

====================================

Dostlar,

Az önce (bu yazıdan hemen önce); 5 yıl önce 11 Eylül 2007 günü, Sivas Kongresi’nin
88 yıl önce bittiği ve tarihsel kararların açıklandığı günün yıldönümünde yazdığımız makaleyi sizinle kısa bir yorumla paylaştık.

Şimdi ise 89. yılda yazdığımız 4 Eylül 2008 tarihli yazımızı sunacağız. Eski sitemizdeki arşivi de böylelikle yeni sitemize taşıyoruz yeri geldikçe.

4 Eylül 2012’nin gündeminden 2 fotoğraf sunacağız.
Bir başka anlatımla, 89. yıl yazımızı, 4 yıl sonra “2 fotoğraf parantezinde” bir kez daha irdeleyeceğiz.

Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değermiş..

O Sivas Kongresi ve kararları idi ki, alındıktan 3 yıl sonra savaş meydanlarında yürütülüyordu (icra ediliyordu). 26 Ağustos’ta başlatılan yeryüzünün en büyük ve meşru nefsi müdafaa hareketi, 9 Eylül 1922’ye dek sürecekti.. Taa ki emperyalistlerin maşası, güncel deyimiyle taşeronu Yunan ordusu, tümüyle imha edilip komutanı General Trikopis tutsak alınana ve palikaryalar 9 Eylül 1922 günü Ege’de (Ata, “Akdeniz” demişti..) denize dökülene dek.

Ne var ki, geri çekilirken tüm evleri, yapıları, yolları, köprüleri imha ediyorlardı. Hayvan sürülerini tarayarak su kuyularına dolduruyorlardı. Her yerde yangın çıkarıyorlardı. Bu denli düşmanlık niye? 400 yıllık Osmanlı egemenliğinin intikamı mı? Osmanlı hayranlarına sormak gerek..

4 Ekim 1922’de Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa TBMM’ye bilgi verirken,
Büyük Taarruz’un planladığından 1 gün daha uzun sürmesi nedeniyle,
ulusundan özür diliyordu!

Yani, 90 yıl önce bugünlerde Afyon ovasında, Dumlupınar’da, Kütahya’da, Gediz’de,
İzmir yolarında bir can pazarı yaşanıyordu.

Türk milleti, son damlasına (katresine) dek olanaklarını zorlamış, olağanüstü
Tekalif-i Milliye Yasası gereği elinde avucunda ne varsa ordusuna vermişti.
Eh işte, emperyalizmin silahlandırdığı taşeron Yunan ordusuna yakın sayılabilecek bir güç iyi kötü oluşturulabilmişti. Ama buna yurt savunması bilinci ve Mustafa Kemal Paşa ile dava ve silah arkadaşlarının üstün komuta yeteneği eklenince denge lehimize dönüşüyordu.

Türk orduları başkomutanı Mareşal Mustafa Kemal Paşa, “TBMM yetkileriyle donatılmış”, ağzından çıkan “yasa” olmak üzere hemen her fani için kaldırılması çok güç, çok ağır bir sorumlulukla cephede en önde idi. Yunan orduları başkomutanı Hacı Anesti ise savaşı Atina’dan yönetiyordu (!)

Anadolu’daki Yunan Generali Trikopis tutsak alındığında Kemal Paşa’ya ilk sorusu
şu olmuştu:

– Kemal Paşam, savaşı nereden yönetiyordunuz?
– Mustafa Kemal Paşa : Buradan…
– Trikopis : Şimdi anlıyorum neden yenildiğimizi, bizim komutan Hacı Anesti Atina’da..

93 yıl sonra Sivas Kongresi’nin yıldönümünda yazımızı paranteze alacak ilk fotoğraf :

Beytüşşebap şehitleri “10 Mehmet” Cennete uğurlanıyor..
Sivas Kongresi’nin 93. yılı, 4 Eylül 2012, Türkiye

SİVAS KONGRESİ’nin 89. Yılı : Ne Mutlu Türkiye’ye !

Prof. Dr. Ahmet SALTIK, www.ahmetsaltik.net (yeni adres olarak düzeltildi)
Ankara Üniv. Tıp Fak. / ADD Genel Başkan Önceki Yrd.

Bu gün 4 Eylül 2008.. Tam 89 yıl önce, Mustafa Kemal Paşa, ağır Mondros Ateşkesi kuralları bile çiğnenerek anayurt Anadolu’nun işgaline ve yalnız yurdun değil,
Ulusun da yokedilme planlarına karşı Anadolu’da çıkış ararken, Sivas’ta bir Ulusal Kurtuluş Kongresi düzenlemişti. Erzurum’da 23 Temmuz- 7 Ağustos 1919 arasında yapılan ve yerel ölçekte kalan ilk Kongrenin ardından, Sivas Kongresi hem pekiştirme,
hem süreklilik hem de ulusal ölçekte olma savlarını taşımaktaydı..

İşte, ulusal kurtuluşu örgütleyen şanlı Sivas Kongresi’nin açılışının mutlu
89. yılındayız bu gün!

G i r i ş

Dersaadet, çağın devlerinden Almanya ile bağlaşıklığına karşın 1. Dünya Paylaşım Savaşı’ndan yenik çıkmış ve burnunun dibine uzatılan Mondros Silahbırakışması’nı (Mütareke) imzalamak zorunda kalmıştı. Devletlü Müdafaa Nazırı (Savunma Bakanı)
Enver Paşa, 2 Alman savaş gemisini (Göben ve Breslau) Boğazlardan Karadeniz’e geçirmiş, Rus Çarlığı’na karşı kriz çıkmasın diye de bu 2 savaş gemisini Osmanlı Devleti’nin satın aldığı (!) açıklanmıştı; hatta anılan 2 geminin adları da değiştirilerek Yavuz ve Midilli yapılmıştı!

Ne var ki, Yavuz ve Midilli mahlaslarıyla (takma ad) Karadeniz’e açılan 2 Alman
savaş gemisi Sivastopol’ü bombalayınca, “Hasta Adam”, parçalanmaya giden acımasız tarihsel süreçte son perdeyi oynamak üzere kendisini otomatik olarak, Almanya bağlaşıklığıyla İtilaf Devletleri ile (İngiltere, Fransa, İtalya, Yunanistan, Bulgaristan..) savaşta bulmuştu.

Çoook geniş cephelerde 4 yıl süren tarihin en kanlı savaşlarından biri olan 1. Dünya Paylaşım Savaşı yitirilmişti. Milyonlarca şehit, gazi ve yitik (kayıp) Galiçya’dan Kafkasya’ya, Libya’dan Sina’ya, Hicaz’dan Balkanlara… dek 7 cephede acı deyim yerinde ise “diz çökmek” zorunda kalmıştık.

Enver Paşa, tüm olumsuz tabloya karşın, gerçekçi olmaktan son derece uzak,
Atatürk’ümüzün nitelemesiyle “serüvenci” liğini bırak(a)mamış, 90 bine yakın vatan evladını, ham hayal “Turan” ülküsü uğruna Sarıkamış dağlarında donmaya terk ederek yurtdışına kaçmıştı (acı ki, ülke dışında öldü) ..

1881 Muharrem Kararnamesi ile Düyun-u Umumiye’nin (Borçlar Genel İdaresi) kurularak Maliye’nin Batı emperyalizmine terki ile başlayan “kırılma” süreci, “Hasta Adam” ın
nasıl paylaşılacağına 40 yıl sonra artık karar verilebildiğinden, yıkım planı
Mondros Ateşkesi ile yürürlüğe fiilen sokulmuştu.

Mondros Ateşkesi’nin kurallarını aşan işgallerin ardından SEVR dayatılacağı açıktı..
Öyle de olmadı mı? 30 Ekim 1918’in üzerinden 2 yıl bile geçmeden 10 Ağustos 1920’de, İngiliz Muhibbi (Sevdalısı!) 36. ve son Padişah 6. Mehmet Vahidettin, sadrazamı Tevfik Paşa’yı Paris’e yollayarak, bırakalım öbür Osmanlı topraklarını, anavatan Anadolu’nun bile emperyalist işgalle paylaşılmasına imza koymadı mı? Kuvayı Milliye’yi asi ilan edip Yunan işgaline ses çıkarılmamasını fetvalarla İngilz uçaklarından Anadolu’ya attırmadı mı? Mustafa Kemal Paşa tüm bu ihanetlerini SÖYLEV’inde açıkladı ve “alçak” (den’i) “soysuz” dedi Vahdettin’e.. Yanlış mı??

Sivas Kongresi Süreci

Gazi Mustafa Kemal Paşa, 30 Ekim 1918’i izleyen birkaç ay, “Mütareke İstanbul’u” nda kurtuluş çareleri için çırpınmış ancak Saltanat’ın teslimiyeti hatta daha sonra SÖYLEV’inde dile getireceği açık ihaneti karşısında, tek yol olarak Anadolu’da örgütlenecek bir Ulusal Kalkışmayı, anti-emperyalist özgürük ve bağımsızlık savaşını öngörmüştü. 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkışını, Mustafa Kemal Paşa, verili koşulları
son derece akıllıca değerlendirerek yönetti. Padişah’tan bir Ordu Müfettişliği görevi sağladı, Genelkurmaydaki arkadaşlarının da desteği ile. Musta Kemal Paşa, bu süreci özellikle anılarında açıkça yazmıştır. Sonradan kitaplaştırılan, Hakimiyet-i Milliye’de Falih Rıfkı Atay’ın kaleme aldığı yazılarda, tarihe not düşürmüştür.

19 Mayıs 1919 Samsun’a çıkış, 22 Haziran 1919 Amasya Genelgesi, Erzurum Kongresi,
Sivas Kongresi (4-11 Eylül 1919), Ali Rıza Paşa Kabinesi ile Amasya Protokolü
(20-22 Ekim 1919)..

Gazi Mustafa Kemal Paşa, bu Kongreye de, Erzurum Kongresi’nde olduğu gibi, askerlikten istifa etmiş, herhangi bir resmi sıfatı bulunmamasının yanı sıra, boynunda İngiliz Muhipleri (Sevenleri) Derneği’nin kurucusu Osmanlı Padişahı Vahdettin’in idam fermanı ile katılmıştır.

Kendisine yakıştırdığı nitem şöyledir :

– “Sine-i Millette ferd-i mücahitim..”

Sivas’a geçiş de kolay olmamıştır.. Elazığ Valisi Ali Galip, “yakalama” ve gerekirse infaz fermanı almıştır Pay-i Taht’tan (İstanbul’dan).. (Diyab Ağa komutasında 3000 dolayında yurtsever Dersimli, en kritik sarp geçitlerde Mustafa Keamal Paşa ve konvoyunun Sivas’a geçişi için yaşamsal önemde tarihsel koruma sağlamıştır..)
Bu kez, Erzurum Kongresi yerel kararlarının pekiştirilmesinin yanında, genelleştirilmesi de hedeflenmiştir.

Ne kararlar alındı Sivas Kongresi’nde ?

Sivas Kongresi, Temsil Heyeti’ni belirler, başkanlığına Mustafa Kemal Paşa’yı getirir
ve görkemli meydan okuyuşunu, özgürlük bildirgesini dünya kamuoyuna şöyle haykırır :

Bugün ulusça bilinmekte olan iç ve dış tehlikelerin yarattığı
“u l u s a l u y a n ı ş” t a n doğan Kongremiz, aşağıdaki kararları almıştır :

1. Osmanlı İmparatorluğu ile İtilaf Devletleri arasında yapılan silah bırakımı (Mütareke) tarihinde (30 Ekim 1918, Mondros) sınırlarımız içinde kalan Osmanlı ülkesinin bölgeleri, birbirinden ve Osmanlı toplumundan ayrılması olanaklı olmayan bölünmez bir bütün oluştururlar.

2. Toplumun bütünlüğü ve ulusal bağımsızlığımızın sağlanması için
ULUSAL GÜCÜ ETKEN ve ULUSAL İSTENCİ EGEMEN KILMAK kesin ve temel ilkedir.

3. Ülkenin herhangi bir bölümüne (Ulusal Ant sınırları içinde) yönelecek müdahale ve işgale, hep birlikte savunma ve direnme ilkesi meşru kabul edilmiştir.

4. Osmanlı hükümeti, bir dış baskıyla ülkemizin herhangi bir kesimini terk ve
ihmal etmek zorunda kalırsa, ülke ve ulusun dokunulmazlığını ve bütünlüğünü güvenceleyen her türlü önlem ve karar alınmıştır.

5. Ülke bütünlüğümüzün bölünmesi düşüncesinden tümüyle vazgeçilerek bu topraklar üzerinde tarihsel, ırksal, dinsel ve coğrafyasal haklarımıza saygı gösterilmesini ve bunlara aykırı girişimlerin geçersiz kılınmasını, böylece hak ve adalete dayanan bir karar alınmasını bekleriz.

6. Ulusumuz, insancıl ve çağdaş amaçların yüceliğine inanır; teknik, ekonomik ve endüstriyel durum ve gereksinimimizi takdir eder. Bu nedenle, devlet ve ulusumuzun
iç ve dış bağımsızlığı ve yurdumuzun bütünlüğünü korumak koşuluyla, önceki maddede açıklanan sınırlar içinde, ulusal ilkelerimize saygılı ve yayılma emeli beslemeyen herhangi bir devletin teknik, ekonomik ve endüstriyel yardımını hoşnutlukla karşılarız. İnsancıl ve adil koşulları taşıyan bir barışın kısa zamanda gerçekleşmesi, dünya ve insanlığın dinginliği adına, en başta gelen ulusal emelimizdir.

7. Ulusların kendi yazgılarını kendilerinin belirlediği bu tarihsel çağda, merkezi hükümetimizin de ulusal istence bağlı olması zorunludur. Çünkü ulusal istence dayanmayan bir hükümetin tepeden inme ve kişisel kararlarına ulusça uyulmayacağından başka, bu kararların dışta da geçerli olmadığı ve olamayacağı şimdiye dek görülen eylemler ve sonuçlarıyla kanıtlanmıştır. Bu nedenle ulus,
içinde bulunduğu kaygı ve sıkıntılardan kurtulmak çarelerine doğrudan başvurmak zorunda kalmadan, merkezi hükümetimizin Ulusal Meclis’i hemen ve hiç zaman yitirmeden toplaması, böylece vatan ve ulusun yazgısı hakkında alacağı bütün kararları
Ulusal Meclis’in denetimine sunması zorunludur.

8. Vatan ve ulusumuzun karşılaştığı zulüm ve elemlerle ve tümüyle aynı ülkü
ve amaçlar, ulusal vicdandan doğan vatansever ve ulusal derneklerin birleşmesinden oluşan genel kitleye bu kez “ANADOLU ve RUMELİ MÜDAFAA-İ HUKUK CEMİYETİ” adı verilmiştir. Bu Dernek, her türlü particilik akımlarından ve kişisel ihtiraslardan tümüyle arınmış ve aklanmıştır. Tüm Müslüman yurttaşlarımız bu Derneğin doğal üyelerindendirler.

9. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Derneği’nin 4 Eylül 1919’da Sivas’ta toplanan genel kongresi tarafından kutsal amaçları izlemek ve bütün örgütü yönetmek için bir “Temsil Kurulu” seçilmiş ve köylerden il merkezlerine dek bütün ulusal örgüt birleştirilmiş ve güçlendirilmiştir.

GENEL KONGRE KURULU / 11 Eylül 1919, Sivas

Sonuç ve Günümüze Bağlantı :

Her şeye karşın, emperyalizmin içeriden devşirdiği Ali Kemal’lerin, Ref’i Cevat Ulunay’ların, Refik Halit Karay’ların, Şeyhülislam Dürrizade’lerin.. ve aynı yoldaki güncel işbirlikçi takım da dahil tüm şürekanın akıl almaz yöntemlerle ahtopot örneği
pek çok koldan saldırmasına karşın; Türkiye Cumhuriyetimiz dimdik ayakta.
Sonsuza dek de ayakta kalacak, özgür ve onurlu varlığını sürdürecek elbette.

İstanbul Tıp Fakültesi öğrencilerinin aralarında para toplayarak Sivas’a temsilci olarak yolladıkları Tıbbiye’nin 3. sınıfındaki Hikmet (Boran), Mustafa Kemal Paşa’ya kafa tutacak denli ateşli bir tam bağımsızlık savunucusuydu. Çünkü arkadaşları
O’nu bu amaçla yollamışlardı. Çünkü onlar, 1915’te Çanakkale savunmasında hepsi
şehit olan Tıbbiye 1. sınıf öğrencilerinin acılı ülküdaşlarıydı.

Hep yineliyoruz; tarih engebeli bir yaşantı sürecidir, maratondur.

“Akılcı bir sabırlılık” temel koşullardan biridir.

Hele hele ülkemiz coğrafyasının ne denli belalı olduğunu uzun uzadıya irdelemek de anlamsız. Bu zor tarihsel süreçte, jeo-coğrafik konumda, bir yandan yüksek kaliteli
jeo-politik konumun nimetlerini devşirirken, bir yandan da külfetlerini omuzlayacağız.

Türkiye, hiç ama hiç kuşku yok büyük ve köklü bir devlettir. Son derece varsıl
ve bize güç katan devlet kurma-yönetme deneyimimiz vardır ve doğallıkla genetik kodlarımıza da işlenmiştir bu yetilerimiz.

Günümüzde Tek Dünya Devleti hatta hegemonyasına oynayan süper gücün yüzyüze olduğu güçlükler çok nettir.

Hiç kimse, süt liman bir küresel hele bizim koordinatlarımızda bölgesel bir konjonktür hayal etmesin. Bitmeyen, bitmeyecek olan -yoksa tarih de biter!-
bu yaman diplomatik satranç sürecek.

Sivas Kongresi’ni en zor koşullarda, kelle koltukta başaran, Kurtuluş Savaşı’na
yol ve yön veren saygın temsilcileri, Tıbbiyeli Hikmetleri, Mustafa Kemal Paşa’yı utandırmayacağız.

Onları minnet, şükran ve saygıyla anıyoruz.

Bize kutsal emanetleri Türkiye Cumhuriyetimizi sonsuza dek şanla yaşatacağız.

Devrim, Türkiye topraklarında bu tarihsel gizilgücü (potansiyeli) yaratmıştır;

Devrimci kuşaklar, geriye dönüşe asla izin vermeyecek güç, azim ve kararlılıktadır.

Bu böylece bilinmelidir.

Selam olsun Sivas Kongresi’ne, yiğitlerine ve kararlarına!

=================================================================

Dostlar,

Bu yazımızı “2 fotoğraf parantezi” ne alacağımızı başta yazmıştık. 2. foto şöyle :

İlk fotoğrafta Beytüşşebap’ta 2 Eylül 2012 günü vurulan 10 Mehmedimizin
Cennete uğurlanışı vardı. Türkiye bu ağır bedeli de omuzlar. 30 yıldır omuzluyor da..
Türk-Kürt düşmanlığı ve iç savaşı çıkaramadılar, çıkaramayacaklar.

2. fotoğrafta İHO (İmam Hatip Ortaokulları) ve IHL (İmam Hatip Liseleri) ne devletin ayrımcılık yaparak ücretsiz yemek ve taşımacılık hizmeti sunacağı işleniyor.

Bütün canhıraş çabalara karşın bu okullara istedikleri sayıda öğrenci kaydolmuyor!
Ve biz acı bir tebessümle izliyoruz :

Bir milletin Cumhuriye’ten bu yana 90 yıllık çağdaşlaşma azmi karşısında,
bu girişimler zavallı Donkişot’un yel değerimenlerine saldırmasından daha zavallı değil mi??

4 Eylül 1989 tarihli, çok sınırlı ekleme yaptığımız (Diyab Ağa’nın Atatürk’e
yaşamsal katkısı parantezi) yazımız böyle..

Elbette yaşam inişli çıkışlı.

Türkiye’de güzel şeyler de oluyor..

Örn. CHP’nin 4 Eylül 2012’de Sivas’ta toplantı yapması, etkinlikler düzenlemesi..
Dileriz salt nostaljik düzeyde kalmasın..

Çünkü CHP gerçekte Sivas Kongresi’nde kurulmuştur..

CHP bir yandan köklerine dönmeli ve onlara sarılmalı, onlarda güç ve yaşam bulmalı;
bir yandan da, Mustafa Kemal Paşa’nın “sürekli devrimcilik”, “akla ve bilime dayalı olma” .. gibi iyi bilinen ilkeleri doğrultusunda kendisini çağın gereklerine uydurmalıdır.

Bu o denli büyütülecek zor bir iş değildir ve “Yeni CHP, Y-CHP” olmayı içermez, gerektirmez de.

Sivas Kongremizin 91. yılında, gelecek yıl 4-11 Eylül haftasında daha güzel bir
içerik paylaşma umut ve dileğiyle..

Sevgi ve saygı ile.
Datça, 5.9.12

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir