Türklere Yapılan Soykırımlar


PROF.DR. ANIL ÇEÇEN
Atatürkçü Düşünce Derneği
Bilim Danışma ve Yazı Kurulu Üyesi
www.add.org.tr, 8.5.13,

portresi

Türklere Yapılan Soykırımlar

2015 yılına doğru günler ilerlerken, yeniden soykırım kavramı Türk kamuoyu önüne getirilmekte ve uluslararası bir insanlık suçu olan bu kavram üzerinden Türk devleti yargılanmağa ve suçlanmağa çalışılmaktadır. Bir yüzyıl önce tarihsel süreç içinde ortaya çıkmış olaylar üzerinden Türkiye Cumhuriyeti ve Türk ulusu dünya kamuoyu önünde zor durumlara düşürülmeğe çalışılmaktadır. Böylece; tarihte var olmayan ve ancak 2. Dünya Savaşı sonrasında tanımlanarak ortaya konulan soykırım kavramı üzerinden, dünyanın merkezi coğrafyasında var olan Türk varlığı toplu bir mahkûmiyete doğru sürüklenmeğe çalışılmaktadır. Olayların gündeme geldiği tarihte var olmayan bir kavram üzerinden, Türklere yönelen bu haksız girişimler, dünya siyaset tarihinde ibretlik bir olay olarak öne çıkmakta ve böylesine çelişkili bir duruma dayanılarak; yüz yıl sonra, yüzyıl önceki olayların hesabı görülmeğe çalışılmaktadır. Böylece, Türkiye Cumhuriyeti yüzüncü yaklaştıkça, bir yandan da geçmişin hesaplaşması içine çekilmek istenmekte ve böylesine büyük bir hesaplaşma üzerinden Türk devletinin yüzüncü yıldönümüne ulaşması engellenmeğe çalışılmaktadır.

1. Dünya Savaşı yıllarında Doğu Anadolu’da yaşanan olaylar bir soykırım değil, yıkılan bir imparatorluğun topraklarında Müslümanlar ile Hristiyanların kendi devletlerini kurma çabalarının doğal bir sonucu idi. Osmanlı İmparatorluğu dünya savaşı sırasında kendisini kurtarmağa çabalarken, devletin arkasında kalan geri topraklarında geleceğin Kafkasya ve Orta Doğu bölgeleri için çeşitli çekişmeler yaşanmış, Fransızlar ile Ruslar Ermenileri kullanarak bu bölgelerde etkinliklerini artırmağa çalışırlarken, Almanlar Osmanlılara bir Kafkas Müslümanları ordusu kurdurarak, Ruslara ve Ermenilere karşı bir çıkış yapmağa çalışmıştır. Ne var ki, daha sonraki dönemde bir dünya egemenliğine kalkışacak olan Amerika Birleşik Devletlerindeki kapitalist ve Siyonist lobilerin destekleri ile Kızıl devrim gerçekleştirilince (Ekim 1917), Sovyetler Birliği’nin müdahaleleri ile eski Osmanlı hinterlandının geleceği bu yeni yapılanmaya paralel olarak gelişmiş ve ortaya bugünkü harita çıkmıştır.

1915 olaylarına rağmen ve Ermeni lobilerinin büyük engellemelerine karşılık, dünyanın önde gelen büyük devletleri Lozan Antlaşması sırasında Türkiye Cumhuriyetini bağımsız bir devlet olarak resmen tanımışlardır. Türkiye’yi terk etmek zorunda kalan Ermeni grupları ise daha sonraki yıllarda gittikleri ülkelerde güçlü lobiler oluşturarak, Türkiye aleyhine harekete geçmişler ve Türk devletini haksız yere soykırım suçlusu ilan ederek geçmişten gelen çekişmelerini sürdürmek istemişlerdir. Batının önde gelen emperyalist devletleri Türkiye’nin üzerine gelirken, her fırsatta bu soykırım sözcüğünü öne çıkarmışlar ve haksız yere Türkleri suçlayarak Türk devletinden yeni ödünler elde edebilmenin yollarını aramışlardır.

Dünya tarihi tarafsız gözle incelendiği zaman, gerçek soykırıma uğrayanların Türkler olduğu ortaya çıkmakta ve böylece Batılı emperyalistlerin ve onların bu bölgedeki işbirlikçisi konumundaki Ermenilerin tümüyle haksız oldukları anlaşılmaktadır.

Öte yandan, insanlık tarihi incelendiğinde; etnik topluluklar kadar dinler arasında da uzun süren savaş dönemleri yaşandığı ortaya çıkmaktadır.

İslam gücünü temsil eden Osmanlı zayıflayınca, Vatikan’ın yönlendirdiği Hristiyan orduları tıpkı Endülüs devleti gibi Osmanlıları Avrupa kıtasından kovmağa yönelmiş ve bu yüzden 19. yy. boyunca, Osmanlılara karşı savaşı örgütlemiştir. Savaşların öncesinde ya da sonrasında Türklere karşı her dönemde çeşitli baskınlar yapılmış ve bu baskın girişimlerinin doğal sonucu olarak kitlesel katliamlar Türklere yönelik olarak birbirini izlemiştir. Bütün Avrupa kıtasını Vatikan’ın komutasında bir Hristiyan dünyasına dönüştürmek isteyen Katolik faşizmi, Müslümanlar ile birlikte Yahudileri de hedef tahtasına oturtunca, katliamlar birbiri ardı sıra gelmiş ve çok ciddi bir soykırım süreci Osmanlı devletine karşı dayatılmıştır. Türklerin Avrupa kıtasındaki geçmişleri, Osmanlılara karşı yapılan soykırım örnekleri dolu olduğu gibi, Asya kıtasında da benzeri soykırım saldırıları gelip gene Türkleri bulmuştur. Çinliler, büyük Çin seddini Türklere karşı yaptıkları gibi, Çin bölgesinde yaşayan Türkleri geri püskürtmek üzere çeşitli toplu katliam girişimlerini örgütlemişlerdir.

  • İngilizler Irak’ta ve Mısır’da, Fransızlar Suriye’de ve Lübnan’da, İtalyanlar Libya’da Türk topluluklarını yok etme yoluna gitmişler, böylece eski Osmanlı İmparatorluğunun son kalan kalıntılarını da ortadan kaldırarak, işgal ettikleri ülkelerde daha mutlak bir sömürgeci düzen kurmağa çaba göstermişlerdir.

Türklere yönelen soykırım suçlarının en önemlisi Hocalı katliamıdır. Sovyetler Birliği’nin dağılması sonrasında yeni bir dünya düzenine doğru yerküre yol alırken, birden beklenmedik bir biçimde Azerbaycan’ın Hocalı bölgesinde bir köy basılarak üç yüze yakın köylü insan bir gecede öldürülmüş ve beş yüzden fazla insan da yaralanmıştır.

Gelecekte Büyük İsrail’in uzantısı olarak Büyük Kürdistan ve Büyük Ermenistan devletlerini birbirlerine bağlı olarak Orta Doğu bölgesinden Hazar bölgesine bir köprü kurmak üzere oluşturmak isteyen Batılı emperyalist ve Siyonist güçler hem Türkiye hem de Azerbaycan Türklerine yönelen çeşitli soykırım girişimlerinin dolaylı ya da açık destekçileri olmuşlardır. Hocalı katliamını görmezden gelenler daha sonraki dönemlerde “Hepimiz Ermeni’yiz“ diyerek Türkiye’de de Ermenistan’dan yana bir ortam yaratmağa çaba göstermişler, kardeş Azerbaycan’ın başına gelen bu büyük felaket ile ilgili olarak hiçbir girişimde bulunmamışlardır. 

Küreselleşme sürecinde uluslararası tekelci şirketler bütün dünyaya ekonomi üzerinden egemen olmağa çalışırlarken, ulus devletleri karşılarına almakta ve daha küçük eyalet devletçiklerine geçiş için, ulus devletlerin çatısı altında yaşamakta olan çeşitli etnik ve kültürel toplulukları self-determinasyon üzerinden ayrılmağa ve kendi devletlerini kurmağa  yönlendirmektedirler.

Tarih boyunca, toplu katliamlardan ve soykırım uygulamalarından çok çekmiş olan Türkler ve Türk dünyası bir araya gelerek böylesine olumsuz bir yeni sürecin önüne geçmelidirler.

Bir avuç aşırı zenginin çıkarları uğruna dünya devletleri ve halkları birbirlerini boğazlamamalıdırlar.

Var olan devletlerin dayanışması, dünya halklarının kardeşliği ile daha farklı bir yenidünya düzenine barış ortamı içinde gidilirse o zaman, Türkleri çok uğraştıran soykırım benzeri olayların önü kesilebilecektir. Soykırım gibi ağır bir insanlık suçunun bütün dünyadan kaldırılabilmesi için, her türlü soykırıma karşı yeni bir barış girişiminde Türkler Türk dünyası ile birlikte öncü olabilmelidirler. Emperyalizm tarafından dünya haritasını değiştirme doğrultusunda yeniden gündeme getirilen etnik temizlik senaryoları da, ancak böylesine bir yeni çıkış ile önlenebilecektir.

Dünya zenginliklerine el koyma peşinde koşan emperyalizmin,
etnik temizlik senaryoları ile kendi planlarını gerçekleştirmesine izin verilmemelidir. Etnik temizlik senaryolarının yeniden soykırım suçlarına elverişli bir ortam yaratacağı da hiçbir zaman akıldan çıkartılmamalıdır.

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir