Batı, 150 yıllık hedefine ulaşıyor mu?


MEHMET BEDRİ GÜLTEKİN 

portresi2

Batı, 150 yıllık hedefine ulaşıyor mu?

Ertuğrul Özkök, nicedir savunduğu görüşünü, 23 ve 24 Nisan tarihli yazılarında
biraz daha vurgulu olarak yeniden yazdı:

  • “İki baskın etnisiteden oluşan devletler yürümüyor. Ailelerde olduğu gibi toplumlarda da dostça ayrılık bazen iki tarafa da en büyük yararı sağlayan çözüm olabilir.”

Taha Akyol, 24 Nisan günlü köşe yazısında Ertuğrul Özkök’ü destekledi.

Hürriyet’in bir diğer yazarı Ege Cansen ise, 27 Nisan tarihli köşe yazısında, aynı görüşü, arkasındaki neden ile birlikte açık sözlülükle dile getirdi:

“Silivri’nin engelleri temizlediği yolda ilerleyen iktidarın izlediği Kürt siyasetinin amacı; ‘T.C. ulusal sınırları içinde bulunan Kürtlere bir tür bağımsızlık verip, barış içinde yan yana yaşamayı sağlamaktır’ şeklinde özetlenebilir. Bu amaç, 19. yüzyıldan beri devam eden, Batılı büyük devletlerin, Dünya ve özellikle Osmanlı Devleti için öngördükleri siyasi yapılanmaya uygundur.”

Ege Cansen, yazısını, “Bükemediğin bileği öp, bükebildiğini kır.” diyerek bitirmiş.

Kısacası “19. yüzyıldan beri karşı karşıya olduğumuz Batılı devletlerin bileğini bükemedik, o halde parçalanmayı kabul edelim.” diyor.

Gerek Ertuğrul Özkök’ün, gerekse Ege Cansen’in görüşleri, rastgele ifade edilmiş değildir.

Türkiye’nin Batı işbirlikçisi büyük burjuvazisi, Batı’nın Kürt sorunu ile ilgili dayatmalarına teslim olmuştur.

Şimdi kamuoyunu bu teslimiyete hazırlamak için çalışıyorlar.

Teslimiyetin nedenleri

Altmış sekiz yıllık Atlantik macerasının sonunda, Kürt sorununda gelinen yer, “ver kurtul” politikasıdır. (A. Saltık’ın notu : Türkiye 1952’de NATO üyesi oldu, 71. yıldayız!)

Büyük burjuvazinin bu noktaya gelmesini sağlayan başlıca iki etken vardır:

1. Son altı yıldır BOP Eşbaşkanlığı tarafından TSK ve İşçi Partisi başta olmak üzere Türkiye’ye karşı yürütülen operasyonda önemli bir mesafe alındı.

Amerika ve onunla yazgı birliği yapan AKP ve F Tipi gibi Ortaçağ güçleri,
bütün bölgeye yönelik planlarında ilerlemek için Türkiye’yi yeniden şekillendirirlerken
her türlü engelden kurtulmak istediler.

Onun için 2001 yılında hazırlanan Ergenekon şemasının içine büyük burjuvaziden de kimi isimleri serpiştirdiler.

Büyük sermayenin basın yayın dünyasındaki temsilcileri; vergi cezaları ve
başka alanlardaki işlerine taş koyularak vb. operasyonlarla hizaya getirildi.

  • On yıllık süreç sonunda büyük sermayenin kayda değer bir bölümünün el değiştirmesi sağlandı.

Kalanı, AKP’nin “akil adamları”na dâhil olacak şekilde ehlileştirildi.

2. Gümrük Birliği’ne dâhil edilerek ve özelleştirmelerle milli ekonomi tasfiye edildi. Çarkların dönmesi sıcak paraya bağlı hale getirildi. 70 milyar doları bulan enerji faturası ve bir o kadar olan cari açık, ekonominin patronlarının tepesinde Demokles’in kılıcı gibi sallanıyor.

İşbirlikçi büyük burjuvazi, bu koşullarda önüne konan “Kuzey Irak petrolü ve doğalgazı havucu”nu kabul etmek dışında bir çıkış yolu görememektedir.

“Kuzey Irak pastasından pay almak” ise, ABD’nin bölge senaryosunda kayıtsız şartsız rol almaya bağlıdır.

Türkiye’ye doğru genişleyecek olan Barzanistan (kukla devlet),
bu senaryonun olmazsa olmazıdır.

Onun için TÜSİAD takımı, Atlantik ötesinde kotarılan “Kürt açılımı”nı hararetle destekliyor.

Büyük yanılgı, yanlış hesap

Ama fena halde yanılıyorlar.

Gözlerine Atlantik mamulü at gözlüğü takılmış, boyunlarına içinde Musul-Kerkük petrolü hayali bulunan Amerikan malı yem torbası asılmış, ne çevrelerinde olan bitenlerden haberleri var, ne de önlerini görüyorlar.

Görmedikleri ve duymadıkları gerçekler şunlardır:

1. Amerika artık bölgedeki gelişmelere yön verecek durumda değil. Irak ve Afganistan’da uğradığı bozgundan sonra İran karşısında çaresizdir. Suriye’de çıkmazdadır.

2. Emperyalist müdahaleye karşı Suriye, Irak, İran, Rusya ve Çin’den oluşan bir Dünya halkları cephesi oluşmuştur. Bu cephe her geçen gün, daha da güçlenmektedir.

3. Ergenekon tertibi ile kendilerini de teslim almış olan BOP Eşbaşkanlığı ve F Tipi Cemaat ortaklığı, işbirlikçi büyük burjuvazinin teslim olmasına bile razı değildir. Şimdi sıra “28 Şubat’ın sivil generallerinde” diyerek bütün varlıklarına el koymaya hazırlanıyor.

4. Çok geniş bir coğrafyada karışık yaşadıkları ve Kürtlerin çoğunluğu Batıda olduğu için Türklerin ve Kürtlerin önünde “dostça ayrılık” gibi bir seçenek yoktur.
Ayrıca Türk-Kürt çatışması, uygulanmakta olan emperyalist planın ayrılmaz bir parçasıdır.

5. Kürt halkı onların zannettiği gibi Türkiye’den kopmak gibi bir programın peşinden gitmeyecektir. Kürt yurttaşlarımızın büyük çoğunluğu, Türkiye’nin birliğinden yana ve kendini tek bir milletin ayrılmaz parçası olarak görüyor.

6. Ankara’da milli bir iktidarın varlığı ise Kürtleri, ezici çoğunlukla eylemli olarak antiemperyalist saflarda birliğe çekecektir.

7. Milli Hükümet; İran, Irak ve Suriye ile birlik politikasına yönelerek, bölgemize yönelik emperyalist müdahaleyi alt edecek, Kürt sorununu da nihai çözüme ulaştıracaktır.
(AYDINLIK, 6.5.13)

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir