“ULUSAL SEFERBERLİK İÇİN YURTSEVERLER”


Dostlar
,

Bu gün, 21 Nisan 2013 Pazar günü, saat 12:00’de bir grup

“ULUSAL SEFERBERLİK İÇİN YURTSEVERLER”

olarak bir basın açıklaması yaptık ve çağrı metnini biz okuduk.
Tabii yandaş basın ilgi göstermedi.

Grup, Prof. Dr. Mümtaz SOYSAL‘ın çağrısı ile oluştu.
BCP dahil, parti gölgesi söz konusu değildi.
Adımız, yukarıya da aldığımız gibi,

“ULUSAL SEFERBERLİK İÇİN YURTSEVERLER” idi.

Bu metni paylaşmak istiyoruz.

Hedefini bulsun isteriz.

Bu amaçla da yayılmasına katkı verilmesini dileriz..

Prof. Mümtaz Soysal öncülüğündeki “Ulusal Seferberlik Çağrısı”nı ilk aşamada 112 kişi imzaladı. İşte o adlardan kimileri :
Prof. Sina Akşin, Prof. Prof. Cevat Geray, İzzet P. Ararat, Sacit Somel, Ahmet Say, Prof. Dr. Taciser Onuk, Prof. Dr. Alpaslan Işıklı, Prof. Dr. Ali Ercan, Yaşar Okuyan, Prof.  Dr. Sabri Çaklı, Mustafa Gazalcı, Şahin Mengü, Hasan Macit, Prof. Dr. Bige Sükan, Dr. Ali Nejat Ölçen, Ömer Faruk Eminağaoğlu, Prof. Anıl Çeçen,
Prof. Dr. Ahmet Saltık, Hızır Özcan, Dr. Niyazi Altunya, Feyzi Coşkun….
Ulusal_Seferberlik_cagrisi_21.4.13

Sevgi ve saygı ile.
21.4.2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

===============================

U L U S A   Ç A Ğ R I

Cumhuriyetimiz, kuruluşundan bu yana en kritik günlerini yaşamaktadır.
Çok yönlü sinsi bir işgal ile küresel güçlerin örtülü sömürüsü sürdürülmekte ve
ülke bütünlüğümüzü yıkıp ulusal birliğimizi parçalamak isteyenlerin çabaları yoğunlaşmaktadır. Siyasal iktidar, bu tehlikeli durumu halkın gözünden kaçıracak
her türlü propaganda ve baskı aracını en etkili biçimde kullanmaktadır.
Meclis’te muhalefet yok sayılmakta, Cumhuriyetin yansız ve koruyucu kurumları üzerinde sindirme ve yandaşlaştırma amaçlı her türlü tertip uygulanmaktadır.

Bizler, Prof. Dr. Mümtaz Soysal‘ın çağrısıyla, siyasal parti bağı olsun olmasın
bir araya gelen kişiler olarak, bu saptamalar karşısında her yurtsever gibi gittikçe daha çok kaygı duymaktayız. Cumhuriyet ve Kemalizm; bu topraklarda yaşayan insanların
bu vatanın sahibi olmasını, ondan eşit pay almasını ve yüksek bir yaşam düzeyine ulaşmasını amaçlar. Buna karşın, Cumhuriyet ve Atatürkçülük tasfiye sürecine sokulmuştur. Sözde “serbest piyasa” adıyla azgın bir sömürü düzeni dayatılmaktadır. Özelleştirme talanıyla bağımsızlığın ve Cumhuriyetin temel ekonomik dayanakları ortadan kaldırılmış, Ülkemiz tarım ve sanayi üretiminden koparılarak her yönden dışa bağımlı duruma getirilmiştir. En önemli mal ve hizmet üretici kamu kuruluşlarımız, başta enerji, iletişim, bankacılık, sigortacılık ve madencilik alanlarında olmak üzere, yabancıların eline geçmiştir.

Yüklü dış borç, tehlikeli rakamlara varan cari açık, kaynağı belirsiz sıcak para kullanımıyla krizleri erteleme çabası gibi yanlış politikalar yüzünden ülke ekonomisi
hızla tıkanmaya sürüklenmektedir.

Diktacı bir rejime gitmek, bu tıkanmanın çözümü olarak görülmektedir.

Süregelen işsizlik, yoksulluk ve açlık sınırı altındaki toplum kesimlerinin gitgide çoğalması, halkımızda, özellikle gençlerde gelecek kaygısının artması, bir karmaşa döneminin açık belirtileridir. Temel hak ve özgürlüklerin kullanılması, adil yargılanma ve savunma hakları, demokratik hak arama yolları yasa ve hukuk tanımaz biçimde
ortadan kaldırılmıştır. Sağlık hizmetleri ancak parası olanların yararlanabileceği duruma getirilmiş, anayasal Öğretim Birliği (md. 174) bozulmuş, üniversitelerde
siyasal kadrolaşma had safhaya gelmiştir.
Çok ciddi derecede zedelenen yargı bağımsızlığı; “yüksek yargının tek çatı altında toplanması” girişimiyle, tümüyle bağımsızlığını yitirerek siyasallaşacaktır.

Emperyalist güçlerin araçlarından biri olduğu artık açıkça anlaşılan bölücü terör örgütü ile ilişkiler, bölünmeyi meşrulaştıracak sözde “Açılım” girişimleri ile sürmektedir.
Dış siyasette ulusal çıkarlar bir yana bırakılarak Türkiye’miz, uluslararası güçlerin, ekonomik, siyasal ve askeri emellerine taşeronluk yapar düzeye indirgenmiştir.
Tüm bu vahim girişimleri tamamlayıcı ve kalıcılaştırıcı bir son adım olarak başlatılan
“Yeni Anayasa” tuzağının, Türkiye Cumhuriyeti’ni başkalaştırma,
“Başkanlık” görüntülü bir dikta rejimine dönüştürme girişimi olduğu açıkça
ortaya çıkmıştır. Yürürlükte bir anayasa varken yapılacak işlemin adı
ancak “anayasa değişikliği” olabilir. O da, yürürlükteki anayasaca konmuş yöntemlere uyarak olur ve bunların başında, “değiştirilemez” oldukları vurgulanan
hükümlere uymak zorunluğu yer alır.
Bu anayasal zorunluk ortadayken iktidar partisine mensup kimi hukukçuların belirttikleri gibi yürürlükteki anayasayı “ilga edilmiş“ –hukuksal olarak yok– sayıp “yeni anayasa” yapmaya girişmek düpedüz “sivil darbe” dir ve açıkça anayasa suçudur. AKP’nin, Meclis’teki 4 partinin katılımıyla kurulan “Uyum Komisyonu”nu,
yeni anayasa yapma yöntemlerini kendisi belirleyerek bir “asli kurucu iktidar” sayma manevrasını kabul etmek; hukuksal olarak olanaksızdır.

  • Yeni anayasa yapmak bu Meclis’in yetkisinde değildir!

AKP iktidarının kökü dışarıda bu politikaları pervasızca sürdürmesi durumunda,
bir ulus-devletimizin, yurt bütünlüğümüzün, Cumhuriyetimizin, demokrasinin,
toplumsal barışın kalmayacağı çok tehlikeli bir döneme girilebilir.
Artık açıkça görülen bu karanlık gidişin engellenmesi için; yurt bütünlüğü, ulusal birlik,
laik-demokratik-sosyal-hukuk devleti ilkelerini benimseyen; emek, eşitlik ve özgürlük duyarlığı taşıyan siyasal partilerimizi ve demokratik kitle örgütlerini en kısa sürede
güçlü bir birliktelik ve eylem için direniş ve dayanışmaya,
öz olarak VATAN SAVUNMASINA çağırıyoruz.

21 Nisan 2013, Ankara.

ULUSAL SEFERBERLİK İÇİN YURTSEVERLER

ULUSA_CAGRI_metni_Ulusal_Seferberlik_icin_Yurtseverler_21.4.13

İlk aşamada imza veren 121 öncünün adları aşağıdaki dosyada..
imzalar

İletişim : 0312-442 59 45 ve 0535 861 43 47

===============================

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

““ULUSAL SEFERBERLİK İÇİN YURTSEVERLER”” üzerine 18 yorum

  1. Milli merkezden ayrı neden böyle bir çağrıya gerek duyuldu? Merak bu ya bağşlayın.

    1. Satılmış Bey,

      İnsanların demokratik görüş ayrılıklarını saygı ile karşılamak gerekir kanısındayım..

      Milli Merkez ya da bir başkası.. tek merkez olarak kendini ilan etmek ve bunu dayatmak, başkalarını “bana gelin..” diye baskılamak doğru değil..

      Ama ben de ortak çabadan yanayım.

      En azında eşgüdüm içinde çalışmak..

      Umar ve dilerim ki zamanla bu kümeleşmeler de birleşecek.. Anadolu’daki yerel kongre iktidarları ulusal düzeyde birleşecek.. Erzurum – Sivas kongreleri gibi..

      Sevgi ve saygı ile.
      Ankara, 13.5.13

      Dr. Ahmet Saltık
      http://www.ahmetsaltik.net

  2. ULUSAL SEFERBERLİĞE HİÇ GEREK YOK, ŞİMDİ TÜRKİYE’DE BARIŞ ZAMANI!..

    Yezid’in 7. Yüzyılda Hz. Muhammed’in ocağına kurduğu Halifeliği Türkçeye çevirip Laik Cumhuriyet ve Ulus Devlet demişiz.

    Yezid; “Halifeye biat eden, Hz. Ali ve Ehlibeyt’e lanet okuyan herkese Sünni denilir,” anlayışını getirmişti.

    Türkiye, Sünni yerine Türk diyerek aynı anlayışı sürdürmüş, ama bu yeni Hilafete Laik Cumhuriyet ve Ulus devlet demiştir. Ama, aslında Hilafet olduğu için Hilafetten bin kere daha fazla kutsallaştırılmıştır.

    Yezid’in Hilafeti, Alevilere hiçbir Hak ve Hukuk tanımamıştı. Sünniliğin dışındaki her şeyi, bölücülük kabul etmişti. Ama bunun gene de bir mantığı vardı. Alevilik, Sünniliğin ne de olsa bir alternatifiydi.

    Türkiye ise “Türk olmayanlara Türk dedirtmekte” önce akıl ve mantığı, sonra uygarlığı ve çağdaşlığı bütünüyle reddetmekte; Sünni Yezitçi Orta çağ Karanlığına geri dönmektedir.

    1890’lı yıllarda yalnızca Sünni Kürtlerden kurulan Hamidiye Alaylarıyla, Alevilerle Ermenileri temizlenmek, Türkiye’yi bütünüyle Sünnileştirmek amaçlanmış ve bu katsal amaç 1915 ve 1938’de gerçekleştirilmişti.

    Sünnileştirme ve Türkleştirmenin ne Cumhuriyet ve demokrasi için, ne çağdaşlık ve uygarlık için bir gerekliliği vardır. Her ikisi de zalim ve zorba olmanın gereğidir. İki küçük kızını diri toprağa gömen Halife Ömer Adalet sahibi kabul edildiğinden, Yezid’in Hz. Muhammed’in ocağına incir dikmesinden bu yana İslam Ülkelerinde Zalim ve Zorba olmak yöneticiliğin temel ilkesidir.

    Anayasa’da “herkes Türktür,” denileceğine, herkes Sünni olmaya zorlanacağına “herkes eşittir…” demenin ve uygarlığa bir kapı açmanın yerine; “Anayasa’dan Türk çıkarılıyor,” denilmesi uygarlık ve indsanlık adına utanç vericidir.

    “ÖZGÜRLÜK, ADALET, EŞİTLİK” ideallerini bir Anayasa hükmü haline getirmeyi
    sorgulamaması, “Anayasa’da Türk olmayanlara Türk dedirtmek olmazsa, Sünnileştirme de olmaz,” diyerek Yezidlik davası güdülmesi de utanç vericidir.

    Sünni ve Fethullahçı Şahin Mengü’ye 1 Temmuz 2010 Tarihli Diyanet Kanunu’yla Diyanet İşleri Başkanlığı’nın tam bir Halifelik Örgütü haline getirildiğini söylediğimde, hiçbir şey duymamış ve hiçbir şey yapmamıştı. Herkese Türk ve Sünni denilirse, memlekete adalet geleceğini sanacak kadar da akıllıydı.

    Türkleştirme ve Sünnileştirme, İlk ve Ortaçağ için bile gericiliktir, ilkelliktir. Bunun Cumhuriyetr adına yapılması da utanç vericidir. Bu utanç vericilik, Ermenilere ve Alevilere yapılan zulüm ve zorbalığın inkar edilmesiyle; zımnen de kabul edilmektedir.

    Son olarak otuz yıllık savaita 60 bin insan ölmüş, İKİ MİLYON İNSANIN EVİ YAKILMIŞ VE DÖRT BİN KÖY BOŞALTILMILŞTIR. Bu iki milyon insanın yakılan evleri ve köyleri için, kimi dava edecekler ve netreye başvuracaklardır? Eğer bu iki milyon insanın başvuracakları bir merci yoksa Türkiye, uygar bir devlet, gerçek bir Cumhuriyet değildir.

    Başkanlık Sistemi gelsin, Anayasa değişsin, ne olursa olsun, Bektaşi’nin her açıdan sakat bir adama dediği gibi; her şey olsun!.. Türkiye’nin Laikleşmesi, gerçek bir Cumhuriyet olması belki öyle mümküdür.

    1. Değerli Gülümser Yücel,

      Görüş ve öneri yazın..

      Ankara’da iseniz görüşelim..

      Sitemizi izleyin ve önerin, daha çok okunsun..

      Konf.larımıza gelin, konf. verdiğimiz yörlerde izleyebileceklere duyurun..

      Sevgi ve saygı ile.
      Ankara, 13.5.13

      Dr. Ahmet Saltık
      http://www.ahmetsaltik.net

    1. Teşekkürler Namık K.Kanca..

      Tek başına olmaz..

      Size en yakın bir örgütte (dernek, senkika, vakıf) ve / veya siyasal partide olmalı, örgütü savaşıma katılmalısınız.

      Örgütünüzü de ÖRGÜRTLERİN ÖRGÜTLÜLÜĞÜNE, eşgüdüm ve işbirliğine zorlayarak..

      Sevgi ve saygı ile.
      Ankara, 13.5.13

      Dr. Ahmet Saltık
      http://www.ahmetsaltik.net

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir