KOMUTANLAR REHİN…

Dostlar,

Her şeyde bir hayır vardır… der büyükler. Biraz ironik olacak ama, Deniz Harp Okulu Komutanı iken emekli edilen Sayın Amiral Türker Ertürk, inanılmaz güzellikte (etkili, yararlı, uyarıcı!) yazılar yazmakta. Aşağıda sunduğumuz KOMUTANLAR REHİN başlıklı yazı da böyle..

Haftalık bu makaleleri ve sayısız yurtiçi-dışı konferansları ile, inanıyoruz ki, komutan olarak verdiklerinden daha çoğunu ülkemize veriyor..

Ya da tersinden söylemek gerekirse, parlak Amirali “tehlikeli” bularak emekli edenler, başlarına daha büyük bir bela aldılar!

Buyurun, yazar ve konferansçı Türker Ertürk paşa ile beyninizle, sözünüzle, kaleminizle başedin..

Teşekkürler Sayın Ertürk..

Yolunuz açık olsun..

Vira amiralim vira!

Sevgi ve saygı ile.
04.11.12, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net  

========================================

E. Amiral Türker ERTÜRK

KOMUTANLAR REHİN…

Geçen hafta Cuma günü Yüksek Askeri Şura (YAŞ), kış dönemi çalışması için Başbakan Erdoğan başkanlığında Genelkurmay Başkanlığı’ndaki Çakmak Salonu’nda toplandı. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası gereğince Başbakan’ın başkanlık ettiği YAŞ’a Genelkurmay Başkanı, Milli Savunma Bakanı, kuvvet komutanları, Jandarma Genel Komutanı ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ne mensup tüm Orgeneral/Oramiral rütbesindeki komutanların katılması gerekmekteydi. Fakat geçen hafta yapılan YAŞ toplantısına 3 Orgeneral katılamamıştır.

Bu komutanlardan biri NATO İzmir Kara Komutanlığı’nın açılış törenine iştirak ettiği için mazereti nedeniyle, diğer ikisi olan Orgeneral Bilgin Balanlı ve Orgeneral Nusret Taşdeler ise rehin alındığı için katılamamıştır.

Evet, hiç şüphe yoktur; Bu iki komutan Türkiye Cumhuriyeti’nin dönüştürülebilmesi,
rejim değişikliği yapılabilmesi, yeni rejim ordusunun kurulabilmesi ve bölgede
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin taşeron rolünde kullanılabilmesi maksadıyla sürdürülen operasyonların bir parçası olarak rehin tutulmaktadır.

Delil Üretim Merkezi

Bugün muvazzafı ve emeklisi ile zindanlarda bulunan tüm komutan ve askerler emperyalizmin emrinde ve onun başkentinde konuşlanan
F Tipi Örgüt’ün Delil Üretim Merkezleri’nde (DÜM) 
imal edilen dijital terör unsuru sahte belgelerle esir edilmişlerdir. Basına yapılan açıklamaya göre YAŞ toplantısında ordunun harbe hazırlık durumu, ihtiyaç duyulan savunma sistemleri ve modernizasyonları, Suriye krizi, terörle mücadele ve Türkiye’nin NATO’dan talep ettiği Patriot füzeleri konusunda gelinen son durumun ele alındığı ifade edilmiştir. Gelin sizle duygudaşlık (empati)yapalım! Kendinizi YAŞ üyesi bir Orgeneral veya Oramiralin yerine koyun.

  • “Sayın Başbakan Suriye’den Türkiye’ye yönelik askeri bir tehdit yoktur. Patriotların ülkemizde konumlandırılmasına gerek olmadığı gibi ülkemizin sıcak bir savaşa girmesine neden olabilir. Ayrıca ABD bölgede adım adım kukla Kürt Devleti’ni kurmaya çalışmaktadır. Bu nedenle çıkarlarımız, Irak Merkezi Hükümeti ile işbirliğini gerektirmektedir.“ diyerek başlayan bir değerlendirme yapabilir misiniz?

Yurtseverlik kıratı

Hemen cevap vermeyin!  Daha önce yanınızda oturan silah arkadaşınızın şimdi uydurma belgelerle zindanda olduğunu gözünüzün önüne getirin! Hukuk yok, adalet yok! Gidenin arkasından sahip çıkan yok! Sesinizi çıkarır ve ülkenizin çıkarı için konuşursanız, sizi de sahte dijital delil ile örgüt üyesi olarak alırlar!

Hem silah arkadaşlarınız rehin, hem siz tehdit altındasınız!

Hala konuşurdum ve inandığımı söylerdim diyor musunuz? O zaman sizin yurtseverlik kıratınız bayağı yüksekmiş!Osmanlı da kendisine bağlı ülkelerdeki yöneticilerin iradelerine ipotek koymak ve kendisine kul etmek için o yöneticilerin oğullarını İstanbul’da rehin tutardı. Aynı yöntemi PKK’da kullanıyordu. PKK bazı ailelerin çocuklarını dağa kaldırarak rehin alıyor ve ailesinin kendisine muhalefet etmesini ve devlet ile işbirliği yapmasını engelliyordu.

  1. Suriye’den Türkiye yönelik tehdit yoktur.
  2. Türkiye’den Suriye’ye yönelik emperyalizmin emri ile düşmanlık ve
    terör ihracı vardır. 
  3. Patriotlar, Kürecik’te kurulan radarın da içinde bulunduğu Füze Kalkanı sisteminin bir parçasıdır. Patriotlar Suriye ile savaş çıkarmak, Suriye hava gücünün Suriye kuzeyinde yaptığı iç güvenlik harekatını tehdit ederek ve sınırlayarak teröristlere destek vermek ve İran’a yapılacak müdahalede İran’ın misillemesine maruz kalacak ABD üslerini ve Kürecik radarını korumak için Türkiye’ye getirilmektedir.

Patriot füzelerini asker istememiştir. ABD Patriotların NATO’dan istenmesini istemiş ve bu isteğini aracısı Davutoğlu vasıtası ile Türkiye’ye empoze etmiştir. Konuşlandırma tümüyle ABD’nin ihtiyaçlarına göre gerçekleştirilecektir.

Halk için gaz maskemiz yok

Suriye’nin Türkiye’ye yönelik kimyasal ve biyolojik silah tehdidinden bahsediliyor ve Patriotların bu tehdidi uzaktan karşılayacağı belirtiliyor. Bu da koca bir yalandır.
Suriye Güneydoğu bölgemize böyle bir tehdidi, kimyasal başlıklı topçu ateşi ile de yaratabilir. Patriotlar top mermilerine karşı kullanılamaz. Eğer söyledikleri gibi kimyasal ve biyolojik silah tehdidi varsa, bölge halkı için maske temin edilmesi ve dağıtılması gereklidir. Böyle bir çalışma olmadığını biliyoruz.

  • Sonuç olarak; Patriotlar ülkemizin çıkarları ve güvenliği için değil,
    ABD’nin çıkarları ve güvenliği için Türkiye’ye getirilmektedir
    .

Komutanlar, ülkemizin çıkarına olan bu değerlenmeyi YAŞ’ta ve Milli Güvenlik Kurulu’nda yapamasınlar, Türk Milleti’ne bu gerçekleri söylemesinler ve ABD’nin Türkiye için çizdiği işbirlikçi rotanın dışına çıkacak refleksleri geliştiremesinler diye rehindir, esirdir ve tehdit altındadırlar.

  • Türk Milleti, ülkesinin kaderine sahip çıkmak ve komutanlarını özgürleştirmek zorundadır. 
  • Yıldırım Beyazıt’ın Timur’a esir olduğu gibi komutanlar da rehindir,
    esirdir ve özgür iradeleri yoktur.

Bu durumun sürmesi halinde güvenliğimiz yoktur ve sonumuz hüsrandır.

Saygılar sunarım. 4.12.12

Aydınlık/İLK KURŞUN

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

“KOMUTANLAR REHİN…” üzerine bir yorum

  1. FETHULLAH HİLAFETİ, TÜRKER ERTÜRK KADAR DÜŞÜNEBİLEN KOMUTANLAR İSTER!..

    ABD İç Savaş’ında bir komutan, güneyli düşman tarafın on dört bin askerinin ölümünden sorumlu tutulur ve Divanı Harp Mahkemesi’ne çıkarılır.

    Henüz Cenevre Anlaşması ve esir askerlere nasıl muamele edileceğine dair uluslararası anlaşmalar imzalanmamıştır. Ama, Komutan kendini, “onlar düşman askeriydi, ben onlara su, yiyecek ve giyecek mi verecektim?” diye savunamaz. On dört bin insanı karda, kışta, aç çıplak bırakmayı haklı gösteremez… Kuzeyli Yanki Divan-ı Harbi, Güneyli 14 bin esir askerin öldürülmesinden sorumlu komutanının sırtını sıvazlamaz.

    “Biz otuz beş bin terörist öldürdük,” diyen İlker Başbuğ ise; “siz terörle ne kadar iyi mücadele etmişsiniz… Terörle mücadele eden hiçbir ülke sizin kadar terörist öldüremedi. Her yerde teröristler, kendilerinden daha fazla güvenlik görevlisi öldürdüler… Terörle mücadelede, bütün ülkelerin sizi örnek almaları gerekir.” denilmesini bekliyordu.

    Dünyanın her yerinde asker, gücünü daima haklı tarafta olmasından alır. “Biz otuz beş bin terörist öldürdük!” diyen Komutan, eğer tteröristler, bir anne ve babadan doğan insanlar ise; otuz beş bin insan öldüren kişi, haklı tarafta kabul edilemez.

    Birleşik Krallık’ta, terör örgütü IRA var diye, IRA güvenlik görevlilerini ve diğer insanları öldürüyor diye “DEVLET ADAM ÖLDÜRMEZ ŞARTI,” ihlal edilmedi. Yalnızca o zamana kadar silah taşımayan İngiliz Polisi’nin bir tabanca taşıması tartışıldı. (Devlet, adam öldürmediği için İngiliz Polisi silah taşımıyordu!)

    ETA var diye, ETA güvenlik görevlilerini ve diğer bazı insanları öldürüyor diye, Franco Faşizim de “devlet adam öldürmez şartını” ihlal etmedi. ETA ile adam öldürme yarışı yapmadı. Hiçbir İspanyol Komutan, “biz teröristlerin beş katı adam öldürdük!” diye övünmedi.

    Wietnam’daki ABD’li Komutanlar, Ordunun Tümen düzeyinde hareket edemediğini, gittikçe askeri niteliğini kaybettiğini; bire bir savaşta ise düşmanın iki eli, iki kolu olduğunu idrak ettiklerinde, bir zaferin mümkün olmadığına karar verdiler.

    Türkiye’de ise Tümen düzeyinde ve asker gibi davranış, Komutanların aklına bile gelmedi. Elbette, sivillerin aklına da gelmedi. Yalnızca başta Fethullah Hilafeti olmak üzere Halifelik Örgütleri, Ordu’nun bir batağa girmesinden memnundular. Halifelik Örgütleri, bir batağa saplanmanın karı olmadığını ve hiçbir şey kazanılmayacağını biliyorlardı.

    Amiral Türker Ertürk, bir komutanın değil, bir erin ağzına bile alamayacağı bir deyim kullanmış ve “KOMUTANLAR REHİN!..” demiş. Bir komutan ya da rütbesiz bir asker esir olabilir, ama asla rehin alınamaz.

    Ama akılsız başın cezasını ayak çeker.

    Cumhuriyet Ordusu olarak askeri sisteminizi geliştirecek yerde, gider bir batağa saplanırsanız; bütün askeri yetenek ve dehanızla birlikte bütün itibarınızı, bütün adet ve alışkanlıklarınızı da kaybedersiniz.

    Fakat, Fethullah Hilafeti de , “derya içinde olup deryayı bilmeyen balık,” misali askreleri sever ve takdir eder.

    Derya içinde olup deryayı bilmeyen balık, ne özgürlük ister, ne adalet ister, ne de eşitlik ister… Yalnızca, kendisinden daha büyük balıklar tarafından yutulmak istemez ya!.. Derya içinde yaşamanın Kanunu bu…

    Türker Ertürk’ün yazılarında “büyük balığın küçük balığı yutmasından” başka bir düşünce, dava ya da ideal yok!.. Şikayeti, yeterince büyük olmamaktan ibaret…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir