Varyantlar ve aşılar Türkiye için ne anlama geliyor?

author

Unutmamamız gereken, pandemi tarihinin aynı zamanda aklın, bilimin, vicdanın da tarihi olacağı, olması gerektiği. İnsanların önlenebilir ölümlerle yaşamlarını kaybetmelerine neden olanların ise sorumluluklarından sıyrılamayacakları bir hafızayı oluşturmak hepimizin görevi.

Pandemi tüm dünyada yeni bir evreye girdi. Türkiye’de ise hızlı artış kontrolsüz bir dalgayla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Yönetimin göz göre göre ısrar ettiği tedbirsizlik ve plansızlık, Türkiye için faturayı ağırlaştıran faktörler. Türkiye’de başka bir kaygı da varyant virüslerin yayılması. Mutasyonlar, çeşitli virüs tiplerini oluşturmuş ve bu virüslerin de etkileri birbirinden farklılaşmaya başlamış durumda.

Aşılar tüm dünyada hızla yapılmaya devam ederken, bir yandan da varyantların aşıların koruyuculuğuna ve gücüne etkisi de tartışılır hale geldi. En fazla konuşulan varyant B.1.1.7 varyantı. Aralık ayında Birleşik Krallık’ta bulunan varyant %50 daha fazla enfekte etme kapasitesine sahip. Dünyada yaygın hale gelen bu virüs tipi, birçok ülkede %40 – % 60 seviyesinde artık tüm enfeksiyonların büyük bir çoğunluğunu oluşturmakta. Aşıların bu varyanta karşı etkililiği hem şirketler hem de ülkelerin gözlemsel çalışmaları ve laboratuvar incelemeleri sonucunda netlik kazanıyor. Bu varyant, baskın virüs biçimi olmasına rağmen, şansımız, birçok aşının etkinliğinin bu varyanta karşı halen kabul edilebilir seviyelerde kalması. Bunun bir örneği, İngiltere’de uygulanan adenovirüs aşısının ağır hastalıklar ve ölümleri neredeyse %90 oranında azaltmış olması. Bir aşının varyant üzerindeki etkisi derken ne kast ettiğimizi biraz açıklayalım.

Herhangi bir aşıyı olduğumuz ya da virüsle karşılaşıp hastalandığımız zaman vücudumuz belli koruma mekanizmalarını oluşturuyor. Bu bağışıklık mekanizmalarından bir tanesi vücudun ürettiği antikorlar. Bu antikorların bir kısmı nötralize eden antikorlar yani virüse bağlanıp onun etkinliğini ortadan kaldıran etmenler. Bir aşının etkinliğini konuşurken aşı olmayan insanlarla karşılaştırıldığında aşı olanlarda hastalıkla karşılaşma ve semptom gösterme oranının ne kadar düştüğünü belirtiyoruz. Yani bir aşı %95 etkili ise aşı olan birisinin semptomlu hastalık ile karşılaşma oranı % 5’e düşüyor. Bu düşüşteki etkenlerden bir tanesi bahsettiğimiz nötralize eden antikorlar. Bir aşı nötralize eden antikor yarattığında bir sonraki virüsle temasta vücut virüsü etkisiz hale getirebiliyor. Ancak virüsün değişimi sonucunda başka bir varyant olması ve bağışıklık sisteminden kaçabilmesi ihtimali de var. Birleşik Krallık’ta bulunan varyant, bu anlamda nötralize antikorlardan kaçamıyor. Bu sebeple de aşıların etkisi bu varyanta karşı devam ediyor. Bilim insanlarını kaygılandıran başka bir varyant B.1.351 olarak da adlandırılan ve Aralık ayında Güney Afrika’da bulunan varyant, İngiltere’deki varyanttaki bazı mutasyonların yanında onda olmayan mutasyonlar da içeriyor. Bu mutasyonlardan bazıları, virüsün insan hücresine bağlamakta kullandığı S proteininde. Bu değişimler, virüsün hem hücreye daha etkili girmesine hem de bağışıklık sisteminde oluşan antikorlardan kaçabilmesini olanaklı kılıyor. Bu anlamda, virüsün önceki formlarına karşı aşılanmış ya da önceki virüs biçimleri ile hastalanmış kişilerin oluşturduğu antikorlar, bu varyantla karşılaştığında kişiye bir avantaj sağlamıyor ya da daha düşük bir koruma sağlıyor. Birçok aşının etkisi Güney Afrika varyantına karşı düşüş gösteriyor. Hatta bazı aşıların %50 ila %70 arasında etkinlik kaybına uğradığını gösteren çalışmalar ortaya çıkıyor. Bu, pandeminin gidişatı ve Türkiye için ne anlama geliyor?

Her iki varyant da dolaşımda

Türkiye’de yeterli genetik dizin analizi yapılmamasına rağmen İngiltere’de bulunan varyantın çok yüksek seviyede olduğu, aynı zamanda Güney Afrika varyantının da dolaşımda olduğunu görebiliyoruz. Değişimlerin etkisi hastalığın daha hızlı yayılması, daha fazla kişinin hastaneye yatması, ağır hasta sayısının artması, ve maalesef ölümlerin artması olarak toplumlara yansıyor. Türkiye için de bir istisna mevcut değil. Türkiye’deki aşılama stratejisi, inaktif aşı üzerinden belirleniyor ve zaten bu aşının da iki doz yapıldığı kişi sayısı henüz toplumun % 9’u. Bu anlamda toplumda yeterli bir bağışıklık tepkisi oluşmuş değil, bunun yanında inaktif virüs aşısıyla aşılanan kişilerde Güney Afrika varyantına karşı korumanın düşük olabileceğini söyleyebiliriz. mRNA aşıları yapılmaya başlandı ancak bu yeterli seviyede değil dolayısıyla toplum bağışıklığını etkileyebilecek bir faktör olarak Türkiye’de mRNA aşılarından konuşamıyoruz. Dünyada, aşılanan kişilerin ağır hastalık ve ölümlere karşı korunduğunu, aşılamanın herhangi bir tip aşıyla da olsa pandeminin etkilerini azaltmak için elimizde bir imkan olduğunu belirtmekle beraber, aşılanan bireylerin zahiri bir güvenlik duygusuyla toplumsal hareketlilikleri artırması, Türkiye’de olduğu gibi yeterli tedbir, aşılama ve planlama olmadan bir normalleşme sürecinin ortaya çıkması gibi durumlar, daha genç bireylerde virüsün yayılmasını ve varyantların yüzdesinin hızla artmasını beraberinde getirdiğini söyleyebiliriz. Türkiye’de de yaşıyor olduğumuz benzer bir durum var. Yeter aşılama olmadığında varyantların yoğunluğu artacak ve bu yoğunluk içinde İngiltere varyantı aşılarla baskılansa bile Güney Afrika varyantı kendini daha başat şekilde hissettirecek olabilir. Bu da aşılama stratejisinin değiştirilmesini gerektirecek, yeterli aşılama yapılsa bile toplumda hâlihazırdaki yayılım devam ettiği sürece, yeni varyantların etkilerine karşı geliştirilecek yeni aşıların da kullanılması gerekliliği ortaya çıkacak. Aşı tedarik mekanizmasında büyük sıkıntılar çeken Türkiye, yeni jenerasyon aşıların tedavi ve uygulanmasında da bu zorlukları yaşayabilir. Bunun da ötesinde, toplum bağışıklığına ulaşana kadar geçecek sürede her gün 50.000’in üzerinde vaka ile karşılaşan Türkiye, çok kısa bir sürede çok yüksek hastalanma oranına ve maalesef yüksek ölüm oranlarına sahip olacak. Aşılama ile pandemi bitirme stratejisi Türkiye için uzak bir hedef gibi görünüyor. Bunun yanında toplumsal tedbirlere muhtaç olduğumuz bu süreçte onların da gerektiği gibi yerine getirilmediğini görüyoruz.

Tam kapanmaya başlanmalı

İşin bilimsel kısmı bize bunları söylerken, ne yapılması gerekir sorusuna çok net yanıtlar aslında pandemi sürecinde dünya pratiklerinden öğrendiğimiz cevaplar olarak verilebilir. Toplumsal yayılmayı önleyecek uygulamaların yaşama geçirilmesi, vaka sayıları kontrolden çıktığında tam kapanmanın kontrollü ve insani bir şekilde yapılması, evde kalanlara ekonomik desteğin verilmesi ve kimsenin yaşamını idame etmede zorlanmaması, hastane ve sağlık kapasitesinin yeterli seviyeye getirilmesi ve koruyucu ekipmanları yeterli seviyede uygulanması, bunlar yapılırken bilimsel verilerin şeffaflıkla açıklanması ve bilim insanlarının, meslek örgütlerinin, sürece dahil olması gereken herkesin yerel yönetimler üzerinden bölgesel pandemi mücadelesine entegre olması, yayılma dinamiklerinin net bir şekilde belirlenip önlemlerin bölgesel ve belki de mikro ölçekte yayılım dinamikleri üzerinden alınması, aşılamanın hızlandırılması, toplumda güvenini yitirmiş salgın yönetimine karşı güven tazeleyecek ve inandırıcılık yaratacak uygulamaların yaşama geçirilmesi gerekmekte. Ancak son bir senede Türkiye’de pandemi yönetimine baktığımızda bunların gerçekleşmeyeceğini söylemek çok zor değil. Pandemi, tüm dünyanın çoğu zaman çaresiz kaldığı bir süreç. Bilimsel çalışmaların geliştirdiği aşılar, tedavi yöntemleri, toplumsal tedbir metotları, virüsü anlamlandırma ve onunla mücadele etmek için geliştirilen teknolojiler gibi katkıların yanında; siyasi yönetimlerin başarısızlıkları, keyfi uygulamalar, çifte standartlı ve ekonomi öncelikli adımlar, pandemiyi ve bilimsel gerçekleri reddetme eğilimi, meslek örgütlerinin süreçlere dahil edilmemesi gibi uygulamalar kazanımlarımızı elimizden alıyor.

Yapılması gereken, virüsün daha fazla değişmesine ve elimizdeki aşı teknolojilerinin etkisini azaltmasına yer vermeyecek şekilde hızlı olarak yayılımın azaltılması yoluna gitmek ve bunu da en insani ve demokratik bir tam kapanma ile başlatmak gerektiğini düşünüyorum.

  • Artık bir ölüm kalım durumu haline gelen pandemide, bilimi ve halk sağlığını önceleyen kim varsa ses çıkartmalı ve sürece müdahil olmalı.

Türkiye için gelinen süreç büyük bir başarısızlığı beraberinde getirdiği için, yönetim ve bilim kurulu süreçte geri plana çekilip yorum yapmamayı ya da suçu virüs mutasyonlarına veya halka atmayı tercih ediyor. Önümüzdeki birinci görev pandeminin büyümesini, yaşam kayıplarını, virüsün yayılımını önlemek. Fakat unutmamamız gereken, pandemi tarihinin aynı zamanda aklın, bilimin, vicdanın da tarihi olacağı, olması gerektiği.

  • İnsanların önlenebilir ölümlerle yaşamlarını kaybetmelerine neden olanların ise sorumluluklarından sıyrılamayacakları bir hafızayı oluşturmak hepimizin görevi.

Kritik eşiği çoktan aştık

author

Kritik eşiği çoktan aştık

Pandeminin başından itibaren virüsün yayılmasıyla nasıl mücadele edilmesi gerektiği konusunda çeşitli metotlar, fikirler, bilimsel veriler ortaya çıktı. Son bir senede bu metotlar farklı ülkelerde çeşitli kombinasyonlarda ve zamanlarda, ülkelerin kendi özgül koşulları ve gücü çerçevesinde uygulandı.

Pandeminin son bir senesine baktığımızda gördüğümüz üç ana yönelim var. Ortak yönleri virüs yükünü azaltmak, toplumsal yayılımı düşürmek, hastane kapasiteleri ve ölüm sayılarını en düşük seviyede tutmak. Birincisi, ilaç ve aşı olmayan durumlarda -ki pandemide çok yakın zamana kadar böyle bir süreçteydik- kapanma, izolasyon, yaygın test, riskli grupları korumak ve virüs yoğunluğunu en düşük seviyede tutmaktı. Çin, pandeminin başında çok radikal kapanma önlemleri alabildiği için bugün virüsün yayılımını durdurdu ve vaka seviyelerini kontrol edilebilir düzeye çekti. Yüksek nüfusu nedeniyle aşılama ile toplum bağışıklığına ulaşamayacak olan Çin gibi Asya’da farklı ülkeler de bu tip kapanma uygulamalarıyla aşılamayı yapmadan virüs yoğunluğunu azalttılar.

Avusturalya, Yeni Zelanda gibi ülkeler tam kapanma ve toplumsal yayılımı azaltma pratikleri ile şu anda normal yaşamlarına hızlı bir şekilde geri dönüyorlar.

İkinci metot, etkili aşılama yapmak, aşılamayla toplum bağışıklığını sağlamaya yönelik adımlar atarken aynı zamanda toplumsal yayılımı önleyecek tedbirleri de elden bırakmamak. Özellikle ABD, İngiltere, İsrail gibi ülkeler bu metodu seçmiş ülkeler. Aşılama uzun süren ve toplum bağışıklığına ulaşmanın zaman alacağı bir süreç ve toplumsal yayılım azaltılmadığı sürece aşının etkisinin gerek yeni varyant virüslerin ortaya çıkmasıyla gerekse toplumda aşılanmayan kişilerin hastalanmasıyla azalacağını söylemek mümkün. Bunun yanında, yapılan aşıların etkinliği de önemli bir kriter (AS: ölçüt). %50 etkinlikte bir aşıyla toplumun tümünü bile aşılasak virüs yayılımı devam edecek, virüsün deneyim altına alınması zor olacak. Bu nedenle toplumsal yayılımın önlenmesi büyük önem arz ediyor.

Üçüncü bir yönelimse aşının olmadığı koşullarda toplumsal tedbirlerin de alınmadığı durumlar. Bu yönelim çoğunlukla ekonomik kaygıların ön planda olduğu, toplumsal ekonomik yardımların yapılamadığı ülkelerde görülmekte. Bu yönelimin bir motivasyonu da siyasi yönetimin pandemi mücadelesini ikincil görmesi.

Maalesef Türkiye bu kategoride. Normalleşmeye geçildiği günden itibaren (AS: başlayarak) Türkiye’de risk tablosunun gittikçe daha kırmızıya evrilmesi, bir ay önce nüfusun %50’si riskli bölgelerdeyken bu oranın %80’e yükselmesi, günlük ortalama vaka sayılarının üç, hasta sayılarının ve ölümlerin iki katına çıkması, hastalık ve ölümleri artırdığı bilinen varyant virüslerin dolaşımda olması, bunun yanında devlet eliyle gerçekleştirilen toplantılar ve buluşmaların virüsün yayılımına katkıda bulunması Türkiye için negatif göstergeler.

TAM KAPANMA ZORUNLULUK

  • Kritik bir eşikteyiz diyemiyoruz, çünkü o kritik eşiği çoktan aştık.

Kimse kapanmayı isteyerek yapmadı ancak Kapanma, kendini ölümleri ve yayılımı önlemek için dayattı. Türkiye, hiçbir dönem etkili bir kapanma, yaygın test ve yayılımı önleme politikası izlemedi. Şeffaflıktan uzak bir pandemi yönetimi, geldiğimiz noktanın mimarı. Bu aşamada yapılması gereken, yayılımı önlemek için elimizdeki en etkili metotları kullanmak. Bu da Türkiye için belli bir süre tam kapanma ve insanların yaşamlarını sürdürebilecekleri ekonomik desteğin sağlanması. Ancak bu şekilde vaka sayılarını düşürme şansına sahibiz.

Pandemilerde elbette yükselişler kendi dinamikleri ile alçalabilirler; ancak bu noktaya gelebilmek için çok fazla vaka, ölüm ve acıdan geçme riski var. Buna mahal (AS: yer) vermemek için tam kapanma Türkiye için bir zorunluluk. Aşılamanın yavaş olması ve aşının etkisinin düşük olması, pandemiyi bitirebilecek bir aşılama stratejisinin olmamasını beraberinde getiriyor.

Bu nedenle de tam kapanma ile virüs yoğunluğunu azaltmak, sağlık sisteminin ve emekçilerin bu hastalığı idare edilebilir şekilde karşılamasını sağlayacak.

Artık kaybedecek vakit yok.