Etiket arşivi: İbrahim TÜRKEŞ

Prof. Dr. Esat Rennan Pekünlü 20 Kasım 2014’te ceza evine giriyor !.


Prof. Dr. Esat Rennan Pekünlü 20 Kasım 2014’te ceza evine giriyor !.

Dostlar,

Utanç ve acı içindeyiz…

Felsefeci – hukukçu dostumuz Sayın Av. İbrahim Türkeş‘in Cumhuriyet’te yayımlanan makalesi ve yüz kızartıcı gelişmeler aşağıda..

SUSTURULMUŞ AKADEMİK CAMİA

Yetkili  etkili ve de sorumluların ivedilikle bu utancı kaldırmalarını diliyoruz..

*****

Çok değerli Rennan hocam,

An gelir insanlar hapiste kavgalarına daha çok hizmet ederler..
Tutsaklıkları özgürlüklerinden daha etkili olur..
En kötü olasılıkla birkaç ay yatarsınız, sizin onurunuz, onların utancı olur..
Tarih boyunca başlarını kaldıramazlar..
Size dayanç yakışır..
Yanınızda olacağız..

5.11.14 günü  notu.. (01:26)..

Yukarıdaki sözcüklerimizi bir kez daha yineliyoruz…
12 gün kaldı..
ADALET İSTİYORUZ…

*****
8.11.14 günü notu… (23.:48)


*****

3.11.14 günü  notu.. (04:25)..

Birşeyler yapın ve Türkiye’yi utanca boğmayın..

Bir bez parçası için yaşı 70’e yaklaşan bir profesörü hapse atmayın..

******

Sevgi ve saygıyla.
23.10.2014, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

*****

1.11.14 günü notu…

Aşağıdakine ekleyecek yeni bir şey yok…

Ülkede can güvenliği de kalmadı…

Sivil askerler (3 kişi) güpegündüz, şehir içinde, arkadan, 25 kurşunla öldürülüyor ve failleri yakalan(a)mıyor…

Benze olay bir kez daha yineleniyor..

Hükümet hala istifa etmiyor..

Rennan hocanın derdi gündemde değil!??

***************

24.10.13 günü notu      :

MİT Müsteşarının savcılıkta ifadeye çağrılması üzerine 2-3 günde yasa çıkaranlar neredeler?

Üniversitelerde, derken kamuda ve de sonunda ilkokul sonrası Türban takılabilmesi tümüyle eylemli (de facto) ama açıkça hukuka aykırı iken, en azından bu yasağa
uymak isteyenlere tam bir İSLAMİ FAŞİZM ile böylesine cezalar verilebilmektedir.
Sözün bittiği yerdir ve T.C.’nin artık asla bir demokratik hukuk devleti olmadığının
somut kanıtıdır. Tokat gibi ve çok acı..

AİHM elini çabuk tutmalıdır.

=================================================

Prof. Dr. Esat Rennan Pekünlü 20 Kasım 2014’te ceza evine giriyor !….

AKADEMİ ” TISSSSSSS ”  

Laik Eğitimin Hocaları üniversitelerde çalıştırılmıyor….

Yetmiyor !…..Hapse atılıyor !…

Ey Türk Milleti,

Susma ! sustukça, sıra sana gelecek !..

En derin kaygılarımızla

Ulusalcı Gönüllü
Engin Demirkollu Sarıkartal
Nefise Yurtseven

Anayasa Mahkemesi Kararlarına uymanın suç olduğu bir ülkede yaşıyoruz, yaşatılıyoruz!

Tüm Anayasa Hukukçularını bu mahkumiyete karşı çıkmaya çağırıyorum. 

Konuyu değerlendirmeyen hiçbir anayasa hukukçusu kalmasın. 

Her birine teker, teker soralım,  düşüncelerini söyletelim. 

Bir yurttaş AYM karına uydu diye bu cezaları almalı mıdır? 

Sevgili facebook arkadaşlarım, bu anayasa  hukukçularını bulun, sorun ve söylediklerini bize burada yazın lütfen. 

Ne diyeceklerse, onu adıyla sanıyla bize yazın lütfen. 

Akı karayı bilelim. Haydi iş başına!

Prof.Dr. Hayrettin Ökçesiz

******

PROF. DR.ESAT RENNAN PEKÜNLÜ;

ÜNİVERSİTEDE DAYATILAN FİİLİ TÜRBAN SERBESTLİĞİNE KARŞI ÇIKARAK,

ANAYASA MAHKEMESİ VE AİHM KARARLARI İLE,
YÖK ve  ÜNİVERSİTE YÖNETİMİ’NİN 
TALİMATLARINI UYGULAYIP,
TÜRBANLI ÖĞRENCİLERİ UYARIP DERSE ALMAK İSTEMEDİĞİ İÇİN, 

“ÖĞRETİM ÖZGÜRLÜĞÜNÜ ENGELLEDİĞİ ” GEREKÇESİYLE 2 YIL 1 AY AHPSE MAHKUM EDİLMİŞTİR.

“Türbanlı öğrencinin eğitimini engellediği gerekçesiyle” verilen kesinleşmiş

2 yıl 1 aylık mahkumiyet kararının infazı  20 Kasım 2014 günü başlayacak. 

Yargıtay onayı ve ” Anayasa’ya aykırılık ve adil yargılama hakkının engellendiği”
gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı itirazın reddedilmesinden sonra,
AİHM’ne götürülen fakat iptali konusunda henüz bir sonuç alınmayan kararın infazı, Prof. Pekünlü’nün sağlık sorunları nedeniyle iki kez ertelenmişti.

Meslektaşları ve Öğretim Elemanı örgütleri  20 Kasım 2014 günü
Prof. Pekünlü’yü cezaevine uğurlamak üzere İzmir’de bir araya gelmeye hazırlanıyorlar.

Pekünlü’ye aynı gerekçeyle açılan davalar bitecek gibi değil.

İnfaza kalan bu ilk dava ederken hiç şüphesiz dinci çevrelerin yönlendirmesiyle 4 kişilik başka bir türbanlı öğrenci grubunun şikayeti üzerine savcılık, ikinci bir dava daha açmış fakat ilk duruşmada yargıç “rektörlükten izin alınmadan açıldığı için”  dosyayı EÜ rektörlüğüne göndermişti.

EÜ’nin bir kez daha lüzümu muhakeme kararı vermesi bekleniyor.
Verdiği takdirde her bir öğrenci için 3’er yıllık hapis istemi ile toplam 12 yıl hapis talebiyle, dava açılması bekleniyor.

Bir başka dava da, farklı bir öğrenci grubunun YÖK’e yaptığı şikayet üzerine,
YÖK’ün açtığı soruşturma sonucunda açıldı.

Bu son davanın ilk duruşması, 23 Ekim Perşembe günü İzmir 9. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yapılacak.

Mahkeme Salonu hiç şüphesiz Prof. Pekünlü’nün şahsında laik eğitimi ve hukuk devletini savunmak isteyenlere de açıktır.

Prof. Kayhan KANTARLI
Tüm Öğretim Elemanları Derneği (TÜMÖD) İzmir Temsilcisi

Tehlikenin Farkında (mı)yız??

Dostlar,

Fethiye’den dostumuz Hukukçu (Serbest Avukat) ve Felsefeci Sayın İbrahim Türkeş,
2 Aralık 2013 günü Cumhuriyet’in 2. sayfasında bir makale yazdı :

  • Tehlikenin Farkında (mı)yız??

Cumhuriyet Gazetesi son zamanlarda çok değişik bir yöntem izlemeye başladı.
Düzenli yıllık internet sürdürümcüsü (abonesi) olmamıza karşın, Gazete’deki yazı, şekil vb. ögeleri indiremez olduk..

Belli bir tarife ile, pdf cinsinden arşivinize indirmek üzere peşin ödeme isteniyor..
500 pdf, izin verilen üst sınır ve bedeli 200 YTL.. Ödedik ve aldık.. Seçtiğiniz pdf dosyasını e-posta adresinize gönderiyorlar..

Sayın Türkeş’in makalesini ne yazık ki, word metni olarak veremiyoruz..
Cumnhuriyet, hiç olmazsa her pdf başına para ödeyen bu “müşterilerine” yazılı metinleri word olarak da sunmalı..

Bu önemli makaleyi okumak için lütfen aşağıdaki erişkeyi (linki)ntıklar mısınız??

Rahmetli İlhan Selçuk da Hak’ka yürümeden önce ilk sayfada siyah zemin üzerinde beyaz gömme harflerle, birazcık Arapça’yı çağrıştıran biçimde günlerce uyarı yaptı :

  • Tehlikenin farkında mısınız??

Birkaç yıl sonra Sn. Türkeş bir kez daha sorguluyor :

  • Tehlikenin Farkında (mı)yız??

Teşekkürler Sn. Türkeş..

Sevgi ve saygı ile.
4.12.13, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

İşte Gerçek Adalet, İşte Gerçek Demokrasi

İşte Gerçek Adalet, İşte Gerçek Demokrasi!

Demokrasinin mostrası, uygulanan eğitim sistemidir. Türkiye’de demokrasinin “ne mal” olduğunu anlamak için uygulanan eğitim sistemine bakmak yeterlidir. “Kul” mu yetiştiriyoruz, yoksa “özgür birey”ler mi?

İbrahim TÜRKEŞ
Felsefeci

Hukukun rezil edildiği, yerlerde süründüğü bir dönemi yaşıyoruz (bu yüzden o kimliğimi bir süreliğine bıraktım). Hukukun kendi mecrasında akan su hemen her dönemde bulandırılmaya çalışılmış, fakat hukuk hiçbir dönemde bugünkü kadar kirlenmemiş, kirletilmemiştir. “İntikam”a dönüşmüş bir adalet! Onun siyasilerin maşası olmayı içine sindirebilmiş kimi mensupları! Yargıçlık sınavı sorularını “yandaş”a sızdıracak ölçüde kalbi karartan nefsaniyyet ve çalıntı sorularla “kürsü”ye bağdaş kuran sözüm ona “hak”, “hukuk”, “hakkaniyet”! Hukukun da, adaletin de, demokrasinin de ufkunu sarmakta, hatta karartmaktadır.

“Bir ambar buğdayın mostrası bir avuç buğdaydır” der, halkımız. Çoğun “ne mal” olduğunun azından çıkarsanabileceğini deyimleyen bu özlü söz, demokrasi için de geçerlidir. Siz demokrasiyi, kafalarınızda önceden var olan, dinsel eğitimle kazanılmış kavramlar çerçevesine sıkıştararak toplumu, devleti ve siyaseti “dini hayat” bütününde, dinsel kavrayış ve davranış ölçüsü ile yeniden düzenlemeye kalkarsanız, bunun adı “ileri demokrasi” değil, “benim demokrasim” olur. Anatole France bir söyleşisinde “Mesele büyük şair olmakta değil, gerçekten şair olmaktadır” der. Bu yargı, hayatın her alanında olduğu gibi demokrasi için de geçerlidir. Mesele “ileri demokrat” olmakta değil, gerçekten demokrat olmaktadır. Bir yandan “İşkenceciler yargılansın” deyip öte yandan işkenceciyi “Yedirmem” diyeceksiniz, bir yandan kadına pozitif ayrım deyip öte yandan kadına yönelik“hasılı kelam”larıyla ünlü birisini Polis Akademisi’nin başına koyacaksınız, bir yandan Hz. Ömer’in adaleti deyip öte yandan adaletin cebinden soru çalarak yandaşa dağıtacaksınız (kendi kızım da dahil yargıçlık sınavına hazırlanan gençlere acıyorum). Sizin ifadenizle, sevsinler sizin demokrasinizi, sevsinler sizin adaletinizi!

Asıl tehlike

Ziya Gökalp, “Herkesten, yaptığı iş ne olursa olsun, vecidli bir dini zihniyet içinde olmasını isterseniz, bunun ferdi ve içtimai (sosyal)sonuçları, ikiyüzlülük, dini riyakârlık ve istismarcılıktır” der. Bu tespit, bugün yaşananların tasviridir. Bir “tercih” ve “özel yaşam”konusu olan dindarlığın “zorunlu” ve “kamusal” bir statü kılınması yolunda iktidarca atılan adımların nasıl ikiyüzlü kimlikler yarattığı, Sayın Prof. Dr. Binnaz Toprak tarafından 3.9.2012 günlü Cumhuriyet gazetesinde ayrıntılı olarak açıklanmıştır. İktidarın “dindarlık” startı ile birlikte toplumda gözle görülür bir “dindar görünme” yarışının başladığı gözlenen bir olgudur. Konu mankeni ne yazık ki devlettir. Artık devlette olsun, yerel yönetimlerde olsun, dini vecibeler kameralar karşısında yerine getirilmekte, siyasi mesajlar patlayan flaşlar altında cami kapılarında verilmekte, devlet erkanının cuma namazları, padişahın “Cuma selamlığı”nı aratmamaktadır. Devletten iş bekleyen, atama bekleyen çaresiz vatandaşın önünde davranışlarını devlete göre ayarlamaktan başka seçenek kalmamıştır.

Demokrasi açısından asıl tehlike, dindarlığın zorunlu ve kamusal bir statü kılınması görevinin eğitime verilmiş olmasıdır. Bugün uygulamaya konulan 4+4+4’lü eğitim, bu misyonla yüklüdür. Demokrasi kültürünün geniş insani şuur ve vicdanının temellendiren eğitim, laik eğitimdir. Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller, laik eğitimin ürünüdür. Karşıtı, kulluk eğitimidir. Kulluk, tabiiyeti ifade eder. 4’lü eğitimin temel görevi ise “özgür birey”ler değil, medrese geleneği içinde şahsiyetsiz çömezler yetiştirmektir. Oysa çocuk, soru tutkunudur. Gün geçmez ki, çevresindekileri soruları ile usandırmasın. Bu yüzden “psikiyatri”den “felsefe”ye geçmiş ünlü Alman filozofu Karl Jaspers, “Çocuk, gerçek bir filozoftur” der. Şimdi siz, 7, 8, bilemediniz 10 yaşındaki çocuğu devlet okulunda öğretmenin önünen alıp biraz sonra yan sınıfta imamın (doğuda melenin) önüne oturtur, onun soru tutkunu beynini cinlerle, şeytanlarla, hikmetinden sual olunmaz dogmalarla doldurursanız, bunun adı “vicdan özgürlüğü” değil, Hasan Âli Yücel’in deyimi ile“vicdan istibdadı”dır. Çocukta kendi özünün derinliklerinden çıkan, kendi özünün açılması olan sorulara masal yüklü metafiziklerle yanıt vermek, ondaki sebep-sonuç ilişkisini kurma, nedensel düşünme bilincini daha doğmadan boğmak demektir. Oysa Batı demokrasisi,“İnanıyorum, o halde varım”dan (Augustinus), “Düşünüyorum, o halde varım”a (Rene Descartes) geçişin sonucudur. Kimse dinin öğrenilmesine, öğretilmesine karşı değildir. Ancak çocukta “bilinç” ya da “temyiz kudreti” (ayırt etme yetisi) oluştuktan sonra! Bilinçsiz inanç kör, bilinçsiz dindar “yobaz” ya da “bağnaz”dır. Din insanlığın inancı ise felsefe de insanlığın bilincidir. Felsefesiz din olmaz. Peki, felsefe (bilinç) bu eğitim sisteminin neresindedir? Bırakınız bir yerinde olmayı, felsefe, bu eğitim sisteminin müebbed sürgünüdür.Atatürk aydınlanmasının yaşandığı yirmi yıllık bir dönem hariç, felsefe bu sürgünü hep yemiştir.

Sorun “dinsizlik” değil,“felsefesizlik”tir.

Tehlikenin başka boyutu

4+4+4’lü eğitimle yaşanması olası bir diğer sorun, kötü paranın iyi parayı kovması örneği, şimdilik “seçimlik olanın, ileride gitmemek üzere “kalıcı” olmasıdır. Ünlü fizikçi ve bilim felsefecisi Niels Bohr, bilim tarihindeki en önemli araştırma programlarından bazılarının, kendisi ile uzlaşmayan eski programlara aşılanarak, peşin karşı koymalardan korunduğunu söyler. Ancak, aşılanan genç program güçlendikçe, önceki(eskisi) ile “barış içinde birlikte var olma” giderek rekabete dönüşecek, sonuçta aşılanan programın şampiyonları hep birlikte eski programın defterini dürecektir.

Sistemin demokrasi açısından içerdiği bir başka tehlike budur. Şimdilik “seçimlik” adı altında programa aşılanan “Kuran”, “Peygamberin hayatı” ve ileride ilave edileceği söylenen (zikir) gibi dinsel programlar, gerek iktidarın baskısı, gerek mahalle baskısı ile güçlendikçe eski programla birlikte yaşama giderek rekabete dönüşecek, sonuçta “seçimlik” olan bu programlar öncekini kovarak “kalıcı” hale gelecektir.

Esasen, “Bütün okulları imam hatipleştirme fırsatı yakaladık” itirafının gerisindeki “siyasi realite” budur.

Sonuç

Demokrasinin mostrası, uygulanan eğitim sistemidir.
Türkiye’de demokrasinin “ne mal” olduğunu anlamak için uygulanan eğitim sistemine bakmak yeterlidir.

“Kul” mu yetiştiriyoruz, yoksa “özgür birey”ler mi?

4’lü eğitim sistemi ile yapılmak istenen, çocuktaki sorgulama bilincine mümkün olan en erken yaşlarda müdahale ederek çocuğu soru soran bir “filozof” konumundan çıkarıp itaat eden“kul” kılmaktır.

Kulluk eğitimi ve demokrasisi hepimize hayırlı olsun!

Cumhuriyet, 18.09.2012