İNGİLTERE’de BREXIT ETKİLERİ

İNGİLTERE’de BREXIT ETKİLERİ

Orhan Özkaya – Yazar
Cumhuriyet
, 05.02.2020

İngiltere, AB’de Almanya’nın etkinliğini, lider konumda olmasını sindirememiş ve güç paylaşımından uzak durmuştu. ABD’nin yanında fazla yer alması, Ortadoğu stratejisinde tercihini Amerikan politikalarından yana koyması ve klasik emperyalist emellerinin esiri olması öne çıkmış, AB’ye karşı soğuk durması ve yükümlülüklerini ihmal etmesi ilişkileri olumsuz etkiledi. AB aidatlarını ödememeyi tercih etti… Bütün bu olumsuzluklar İskoç halkının yalnız kalmasına neden oldu… Bu durum gelir adaletsizliğinin, makasın açılmasının sebebi haline geldi. İskoçya halkı Brexit’e karşı bir yürüyüş gerçekleştirdi. Yürüyüş Holyrood Parkı’nda bağımsızlık sloganları altında devam etti. Oysa “İskoçya Tarihi Alanlar Kurulu”nun yasak kararı mevcuttu. Tarihsel kalelerin bulunduğu bu tür alanlarda siyasi gösteri yapılamayacağı yasağı bulunuyordu. Ancak gösteriye katılanlar bu kararı tanımayarak, kalelerdeki İngiliz bayraklarının da siyasal içerikli olduğunu vurgulayarak yasağın aykırılığını ortaya koydular; toplanmaya, slogan atmaya ve konuşmaya devam ettiler. İngiltere’de Corbyn, ABD’nin politik ve ekonomik politikalarının yanlışlığı ve saldırganlığı altında ezilmekten çıkması gerektiğini vurguluyor. ABD’nin Ortadoğu’da uğradığı tükenişin bedelini üstlenmekten uzak durmayı tercih ediyor. Rusya, Çin, Almanya, Fransa ve İran eksenine doğru yaklaşımı tercih ediyordu. İran ambargosundan uzak durmayı ülke çıkarları açısından daha gerçekçi buluyor, Hindistan’la ticari ilişkilerini geliştirerek, Çin’in Afrika’daki “OBOR” projelerini desteklemeyi gelecek açısından olumlu karşılıyordu.

İngiltere küresel finansının Pirüs zaferi  

İngiltere seçimlerinde neo-liberal ekonomiyi savunan finans sermayesinin temsilcisi Boris Johnson’un %43’lük seçim zaferi, İngiliz halkının 2017’deki İşçi Partisi’nin % 40’lık seçim sonuçlarının yok sayılması anlamını taşımaz. Çünkü halk ve gençlik, Corbyn’in 2017’deki seçim stratejisi İngiliz halkının sağlık, eğitim, kamucu, özelleştirmelere karşı çıkan, devletçi ve devrimci yaklaşımlara ve genç işsizler ordusunun sorunlarına radikal çözümler üreten, gelir adaletsizliği ve gelir dağılımındaki hukuksuzluklara karşı yaklaşımlarını gerçekçi bularak destek vermişti. Yakın geleceğin yakıcı sorunlar yumağının İngiltere ekonomisini daha da zorlayacağı ortada… İngiliz finans çevreleri seçim öncesinde; Johnson adına açıklamalarda bulunarak, işçi Partisi’nin kazanması halinde ülkeyi sermaye olarak terk edeceklerini belirttiler. Küresel sermayenin en belirgin temsilcileri olarak, ekonominin fay hattını teşkil edecekleri şantajını seçim arifesinde dile getirmeleri ve Corbyn’nin Brexit’te kararsız kalması, referandum açıklamaları, olayı eksi puana kaydırdı.

Engelleyici olamıyor

Ancak bu sonuç, İngiltere koşullarında işsizliğin sürekli artış göstermesini engelleyecek nitelikte değil. Gelir adaletsizliği hat safhada; Equatil Trust’un raporu, İngiltere’nin 6 Sterlin milyarderinin, toplam varlığının yaklaşık 40 milyar Sterlin dolayında olduğunu, bunun da 13 milyon dar gelirlinin toplam varlığına denk geldiğini açıklaması, durumu somut olarak saptıyor. İngiliz basınında yer alan haberlere göre, zenginlerin hukuk bürosu Boodle Hayfield, Corbyn’in seçilmesi halinde müvekkillerinin birkaç dakika içinde ülkeyi terk edeceklerini ve yüksek vergi ödemek istemediklerini belirtmişti. Corbyn’in vergi konusundaki açıklamaları zenginler üzerinde endişe yaratmış görünüyor. Aslında gelir dağılımındaki adaletsiz durumun sürmesi finans sermayesinin işine geliyor. İngiltere dış politikası Corbyn ile ABD ekseninden kurtulacak, daha bağımsız olacaktı… Johnson, Brexit’i ve Rusya karşıtlığını iyi pazarlayarak Pirüs zaferi kazandı… Oysa Marx, devrimin İngiltere’den başlayacağını belirtiyordu, ancak devrim Lenin ile Rusya’dan başladı.

Birleşik Krallıkta kopmalar 

2014 yılında referandum sonuçlarıyla İskoçya, İngiltere’den ayrılmama yönünde, ezici bir çoğunluk oyuyla karar almıştı. Bu ayrılığa karşı çıkmalarının nedeni, İngiltere ekonomisinin yara almaması ve kader birliğini sürdürme iradesi idi. Ancak İngiltere’nin Brexit uygulaması, İskoç halkının ayağa kalkmasına neden oldu. İngiltere ayrılığına “hayır” demelerine karşın, Brexit’in yol açacağı bedele rıza göstermiyor ve AB’de kalmayı yaşamsal çıkar açısından zorunlu kabul ediyorlar. Bu nedenle bir süre önce, başkent Edinburg’da isyan başlattılar ve İskoç ulusal partisi İskoç Scottish National Party’nin (SNP) öncülüğünde direnişe geçtiler. Bütün bu ayaklanmaların açıklaması Brexit referandumunda İngiltere hükümetinin tutumu ve Büyük Britanya Adası toplumunun tek yanlı sömürülmesi ve yoksulluk sınırını aşamaması gösteriliyordu. İskoçlar, bu referandumda AB’de kalma yönünde oy kullandılar. Aslında bu karşı duruş ada siyasetinde önemsiz olarak değerlendirilebilir, zira kararı Büyük Britanya halkı adına Johnson iktidarı verecekti, bu durum İskoç halkının tepkisini çekmekte idi… Kitlesel eylemde yer alanlar ellerinde İskoçya’nın ulusal bayrağını taşıyarak “Ne istiyoruz? Bağımsızlık! Ne zaman? Hemen şimdi!” şeklinde sloganlarla Holyrood Parkı’na dek yürüyüşlerini sürdürdüler. Yürüyüşün en çarpıcı sloganı ise, “Londra’nın tahakkümüne son!” olarak belirtiliyor.

Göstericiler, İngiltere’den ayrılık referandumunun yinelenmesi isteminde bulunmayı da ihmal etmediler. Gösterilere İngiltere’nin her yanından katılım otobüslerle sağlandı. İngiltere, AB para birliği politikalarına karşı tavır almış, Sterlinde kalmayı tercih etmişti. Buna karşın İskoç halkı, AB’den ayrılmaya razı olmamış, ekonomik yönden AB’de kalma yönünde tercihte bulunmayı sürdürüyor. İşte İngiltere’de gelecek günler çok eylemli günlere gebe…