YANLIŞTA ISRAR…

Konuk yazar : Nusret KEBAPÇI

YANLIŞTA ISRAR… 

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

Derler ki “Bir ceketin ilk düğmesi yanlış iliklenirse sonraki düğmeleri de yanlış iliklenir.”
Bunu neden söyledim? Şunun için…
Suriye politikamızda daha 2011’de başlayan yanlışlıklar bugün hala sürdürülmeye çalışılmaktadır da onun için.
Şimdi şöyle bir düşünün… Bizim bu operasyona yönelmemizdeki neden…
PYD’nin ABD ve diğer batılı emperyalistlerin desteğiyle Suriye’nin kuzeyinde bir devlet kurmaya çalışması değil mi? Peki, o halde herkesin kendine sorması gerekmez mi?
Nasıl oldu da Suriye’nin kuzeyinde böyle bir yapılanma gerçekleşebildi?
Aslına bakarsanız nedeni belli… ABD Türkiye’deki iktidarı… Suudi Arabistan ve Katar’la birlikte kullanarak pek çok ülkeden de teröristlerin desteğiyle Suriye’deki merkezi devleti zayıflattı… Doğada olduğu gibi otoritede de boşluk olamayacağından hemen ABD desteğiyle PYD kantonları kuruluverdi.
İşte bugün yakındığımız ve Afrin operasyonuna gerekçe yaptığımız güneyimizdeki oluşumun nedeni bu. Bunu söyleyince…
“Tamam, iktidar hata yapmıştır ama bu iş böyle bırakılabilir mi?”
“Türkiye bu konuda hiç bir tepki göstermemeli mi?” de diyebilirsiniz ama…
Bence bunun için önce hatanın kabul edilip ders çıkartılıp sonucunda da doğru politika izlenmesi gerekir ancak kimsenin böyle bir niyeti yok… Nereden mi anlaşılıyor?
Şuradan… Hani iktidar, Suriye’nin toprak bütünlüğünden yanayız falan diyor ya…
Gerçekten bu düşüncede olan bir devlet, adı Suriye muhalifi olarak anılan bir örgütü yanına alan bir politika izler mi? Bu işin bir yanı…
Ya merkezi devletle konuşmama sorununa ne demeli? Gerekçeleri de hazır…
Neymiş “Esad kanlı katilmiş, 1 milyon kişiyi öldürmüş…”
El insaf… Adamlar bizim de içinde olduğumuz pek çok ülkeye karşı ülkelerini koruma mücadelesi vermiyorlar mı?
Kaldı ki siz… Yunanistan’la; üstelik bizi Ermeni soykırımıyla suçlamasına…
Ege adalarını işgal etmesine… Ve Kıbrıs’ta bizi işgalci olarak görmesine rağmen konuşmakta hiçbir sakınca görmüyorsunuz…
Ya İsrail’le ilişki kurarken? Bu devletin bugüne kadar kaç Müslüman’ın katili olduğunu hiç aklınıza getirdiniz mi?
Papa’ya gelince… Adam bizden Heybeliada Ruhban Okulunun, Fener Rum Patrikhane’sinin açılmasını istiyor mu? İstiyor…
Yetmiyor… Bizi Ermeni soykırımıyla da suçluyor…
Ama her nedense tüm bunlar sizin Papa’yla konuşmanıza engel falan da olmuyor…
ABD’ye gelirsek… Bu devletin bölgeyi yeniden düzenlemeye çalışıp 22 ülkenin haritasını yeniden çizmek istemesine… Irak, Libya, Afganistan ve Suriye’yi hallaç pamuğu gibi atıp parçalamaya çalışmasına… Üstelik yetmez gibi PYD’ye silah vermesine…
Ülkemizdeki de dahil olmak üzere tüm dünyada ulusal bağımsızlığı korumak isteyen yönetimlere darbe düzenleyip, emperyalizmin oyunlarına karşı çıkan yazar ve çizerleri öldürmesine… Hatta FETÖ’yü bile vermemesine rağmen…
ABD ile konuşmakta hiçbir sakınca görmeyebiliyorsunuz…
Yani demek istediğim; bölgede kurulmak istenen Büyük Kürdistan’ı engellemenin bugün tek yolu bulunmaktadır… O da Suriye ile birlik olup, bu planı bozmak
Aksi halde bunun dışındaki her girişim ABD’nin değirmenine su taşıyacak,
ABD’nin Suriye’yi parçalama planının bir parçası olacaktır… (14.02.2018)
========================================
Dostlar,

Sayın Nusret Kebapçı nazik bir konuyu irdeliyor. AKP – Erdoğan en küçük eleştiriye müthiş köpürür, 26. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’a bile “gereken yapılacak” tehdidi savururken!
Yöntem olarak sorular sormak ve onlara yanıt üreterek us yürütmeyi seçmiş Sn. Kebapçı. Bildiğimiz Sokratik yöntem..
İktidarın bu sorulara “eyyyy” diye başlayan, “ulan ahlaksız..” ile sürmeyen bir tarz ile; dinleyip yararlanma olgunluğunu göstermesi gerek.
AKP – RTE’nin hata yapma şansı – kredisi kalmadı artık.
“Kandırıldık” söylemlerinden bıktık, ülkemiz de duvara dayandı. Şehit – gazi verildiğimiz bir savunma savaşına sürüklendik.

  • AKP – Erdoğan, soruna içtenlikle “milli” olarak bakıyorsa, Milletin Meclisi ile yönetmelidir bu süreci.

Tıpkı Kurutuluş Savaşımızın Mustafa Kemal Paşa tarafından 1. BMM eliyle yürütüldüğü ve o olağanüstü koşullarda bile hep Meclise hesap vererek, hep ondan yetki ve izin isteyerek…

Sevgi ve saygı ile. 17 Şubat 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Tillerson’ın Türkiye ziyaretinin düşündürdükleri

Tillerson’ın Türkiye ziyaretinin düşündürdükleri

Onur Öymen 

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’ın Ankara’daki temaslarından sonra basına yapılan açıklamalar ortak bir çalışma grubunun kurulması dışında kamuoyunun beklediği somut sonuçların elde edilemediğini ortaya koymuştur.

Her ne kadar Tillerson basın toplantısında iki ülke arasındaki ilişkilerin önemini vurgulayan ifadelerde bulunmuş ve stratejik ortaklıktan söz etmişse de, Türkiye için ciddi kaygı yaratan konularda, Amerika’nın bilinen tutumlarında olumlu yönde bir değişiklik olabileceği anlamına gelen bir görüşe yer vermemiştir. Hatta, Menbiç konusunda Başkan Obama zamanında verilen sözleri teyit edici bir beyanda dahi bulunmamıştır.

Bu çerçevede Tillerson, PYD’ye verilen silahların geri alınacağı veya en azından bundan sonra silah verilmeyeceği yolunda bir taahhütte bulunmamıştır. Tillerson Türkiye’ye gelirken Lübnan’da yaptığı açıklamada ABD’nin PYD’ye ağır silah vermediğini, dolayısıyla geri alacağı hiçbir şey olmadığını ifade etmişti. Onun bu sözleri, Pentagon sözcüsünün 2017 Kasım ayında PYD’ye verilen ağır silahların toplanacağı yolundaki sözleriyle açık bir çelişki oluşturmaktadır.

Tillerson’ın ifadeleri aynı zamanda Amerikan Savunma Bakanı James Mattis’in, Milli Savunma Bakanımız Nurettin Canikli’ye Brüksel’de söylediği sözlerden de çok farklıdır. Basına yapılan açıklamada, PKK’nın Kuzey Irak’tan tasfiye edilmesi için Türkiye’yle Amerika’nın birlikte çalışacağı yolunda herhangi bir ifadeye de rastlanmamıştır.

Basın toplantısında Fethullah Gülen’in iadesi gibi Türkiye’nin önemle talep ettiği konuların kurulacak komisyonlarda inceleneceğinin ötesinde bir vaatte bulunulmamıştır.

Bütün bunlara rağmen, Türkiye ile Amerika’nın bir diyalog sürecine girmesi ve bu amaçla bazı mekanizmaların oluşturulması, iki ülkenin birbiri hakkında konuşmak yerine birbiriyle konuşma yolunu seçmesi gerginliği tırmandırma politikasından iyidir. Ancak, başlatılan sürecin somut sonuçlar vermemesi ve daha çok kamuoyunu yatıştırma amacına yönelmesi halinde yaratılacak hayal kırıklığı büyük olacak ve bu durum ilişkilerimiz üzerinde daha da ciddi hasarlara yol açacaktır.

Şimdi Amerika’nın Ortadoğu politikasını yeniden gözden geçirmesinin, terörle mücadele gibi yaşamsal konularda ilkeli bir yaklaşım benimsemesinin ve Türkiye’nin güvenlik çıkarlarını daha fazla dikkate almasının zamanıdır.

Saygılar, sevgiler, 16.02.2018
=============================================
Dostlar,

Çok değerli, çok birikimli ve yurtsever diplomat, Dışişleri önceki müsteşarlarından  Sn. Onur Öymen’e öncelikle çabası için teşekkür borçluyuz. 80’e yaklaşan yaşına karşın ülkemiz için çabasını sürdürmekte. Ancak, bu yazısında Türkiye adına beklentileri hep ABD’den ve ülkemiz edilgin (pasif) konumda “birşeyler” bekliyor, umuyor, istiyor. Oysa ülkemizin daha etkin bir konum aması ve elini daha da güçlendirmesi olanakları var. Üsler ve NATO üyeliği bunların en başında gelen 2 stratejik koz. Ayrıca bir yığın da ikili anlaşma var ABD ile aramızda. PKK sorunu 1984’ten bu yana 34 yıldır başımız bela ve ABD açık açık bu bölücü örgüte ve uzantılarına (PYD, YPG, KCK vd.) desteğini pervasızca sürdürmekte..

  • Türkiye 34 yıldır bir beka savaşı vermekte, daha dün Afrin ile başlamadı bu dava! Öncelikle bu saptamayı yapmakta büyük yarar var.
  • Türkiye artık siyasal satranç tahtasında piyonlarla oynamayı sürdüremez. Haydi “ŞAH” diyemiyorsa da Vezirini ileri sürmelidir; bu, ABD’denin ülkemizdeki üsleridir. Bu kılıcınızı çekemiyorsanız, kınında çürümeye mahkum kalır.
  • Ya da artık stratejik ortaklık hele hele stratejik müttefiklik olgularının içi tümüyle boşalmıştır. Tam tersine, ABD’nin stratejik çıkarları ile bizimkiler açıktan açığa çelişmektedir. Bu gerçekliğin altını kalın çizgilerle çizmek gerekir.

1964’te Kıbrıs’taki soydaşlarımızı Rum soykırımından kurtarmak için askeri müdahale zorunlu olduğunda, ABD Başkanı Johnson bir mektupla (gerçekte ültimatom!) NATO silahlarını bu amaçla kullanamayacağımızı ihtar etmişti. Yoksa 6. Filo bölgeye yollanacaktı.. Başbakan İsmet İNÖNÜ’nün yanıtı son derece onurludur :

  • Yeni bir dünya kurulur ve Türkiye orada yerini alır..

Ve Türk jetleri adadaki Rum mevzilerini bombalar.. Sonrasında da CHP iktidarında Bülent Ecevit Başbakan iken 1974 çıkartmaları yapılır Kıbrıs’a ve KKTC’nin kurulmasına giden yol açılır. Böylesi bir ilkeliliği AKP iktidarından beklemek hayalcilik olur.

  • AKP iktidarının anti-emperyalist olduğunu sanmak saflıktır.

1969’da ABD donanması İstanbul’a gelmesin diye protesto yapan solcu gençlerden ikisini öldüren (Kanlı Pazar!) geleneğin – köklerin sürekleridir. Bu kışkırtma o günlerde başta Mehmet Şevket Eygi olmak üzere Türk dinci sağının yazıları ile yapılmıştı.

AKP; gündemi değiştirmek, geçmiş vahim hatalarını az çok telefi etmek ve düşen oylarını toparlamak için bir aksiyona, bir başarıya, sıra dışı bir eyleme mahkumdur. Ne yazık ki, Afrin operasyonuna elimizi mahkum kılan politik hatalar, AKP tarafından zincirleme yapılmıştır. Dolayısıyla AKP’nin ABD’yi açıktan karşısına alması beklenemez, hayal bile edilemez.

Üstelik ABD dış politikasında, özellikle Ortadoğu’da derin tutarsızlıklara düşmüş iken; uluslararası saygınlığı – gücü hızla azalma – aşınma sürecine girmişken..

Sonuç olarak Sn. Öymen çok iyimser, suya – sabuna dokunuyor, yaraya pansuman öneriyor..

Sevgi ve saygı ile. 16 Şubat 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Mahfi EĞİLMEZ : Tek Hazine Hesabı Değişiyor

Mahfi EĞİLMEZ : KENDİME YAZILAR

Tek Hazine Hesabı Değişiyor

Mahfi EĞİLMEZ 12 Feb 2018

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır.)

Hazine Nakit Yönetiminin Temeli

Kamu gelir ve giderleri arasında iki tür uyumsuzluk ortaya çıkar. İlki zaman uyumsuzluğudur. Kamu giderleri sürekli ve neredeyse tekdüze bir seyir izler. Buna karşılık kamu gelirlerinin bazıları düzenli bazıları düzensiz bir seyir izler. Örneğin KDV gibi vergi gelirleri her ay tahsil edilmesine karşılık, bazı vergiler belirli aylarda taksitler halinde tahsil edilir. Bu durumda kamu kesimi açısından bazı aylarda gelir açığı bazı aylarda ise gelir fazlası oluşur. Bu uyumsuzluğu gidermek için gelir fazlası olan aylarda tasarruf yapıp gider fazlası olan ayların ödemelerini karşılamak ya da gider fazlası olan aylarda bu giderleri karşılamak için borçlanıp gelir fazlası olan aylarda bu borçları ödemek gerekir.

İkinci uyumsuzluk yer uyumsuzluğudur. Bazı illerin gelir fazlalarına karşılık bazı illerin gider fazlaları vardır. Örneğin birçok büyük vergi mükellefi İstanbul merkezli olduğu için İstanbul’da tahsil edilen kamu gelirleri, İstanbul için yapılan kamu giderlerinden fazladır. Buna karşılık örneğin Hakkâri’nin gelirleri düşüktür ve giderlerini karşılamaya yetmez. Bu durumda ülke çapında gelir ve giderlerin birbiriyle uyumlandırılması için geliri fazla olan yerlerden geliri düşük olanlara gelir aktarımı yapmak gerekir.

Bu şekilde kamu gelir ve giderleri arasında zaman ve yer itibariyle ortaya çıkan uyumsuzlukları denkleştirme uygulamasına zaman ve yer itibariyle uyumlandırma denir.  Türkiye’de, kamu gelir ve giderlerinin zaman ve yer itibariyle uyumlandırılması, hazine nakit yönetimi çerçevesinde kamu elektronik ödeme sistemi (KEÖS) aracılığıyla yürütülmektedir. Bu uygulama genel bütçeli idarelerin (TBMM, Cumhurbaşkanlığı, yüksek yargı kurumları, Başbakanlık, bakanlıklar, TÜİK vb.) gelir ve giderleriyle sınırlıdır.

Türkiye’de Uygulanan Uyumlandırma Yöntemi

Hazine nakit yönetimi 1972 yılından 2007 yılına kadar Merkez Bankası ve Ziraat Bankası’nda açılan Tek Hazine Hesabı aracılığıyla yapılıyordu. Bu yöntemin özünde gelirler ile giderlerin karşılıklı olarak denkleştirilmesi esası yer alıyordu. Gün sonunda kamu kurumlarının hesaplarındaki fazlalar Tek Hazine Hesabına aktarılıyor, açıklar ise yine bu hesaptan karşılanıyordu. Eğer Tek Hazine Hesabı açık veriyorsa bu açığı kapatmak üzere bono ihraç edilerek ya da repo işlemi yapılarak açık finanse ediliyor, hesap fazla vermişse ters repo ya da mevduat ihalesi yapılmak suretiyle fazlalık nemalandırılıyordu.

2007 yılında Hazine Müsteşarlığı, Maliye Bakanlığı ve Merkez Bankası arasında bir protokol yapılarak Tek Hazine Hesabı yöntemi yerine Tek Hazine Cari Hesabı yöntemine geçildi. 2010 yılı sonunda Kamu Elektronik Ödeme Sistemine (KEÖS) geçilmek suretiyle taşrada ve merkezde genel bütçeye dahil dairelerin bütün muhasebe birimlerinin bütün ödeme ve tahsilât işlemleri tek bir yerde toplanarak elektronik ortamda gerçekleştirilmeye başlandı. Bu yöntem, eski yöntemdeki gelir olsun ya da olmasın yürüyen otomatik ödeme yönteminden farklı olarak Hazinece yapılan günlük ödeme planlaması uygulamasını temel aldı. Bu yeni yöntemin öncekine en önemli üstünlüklerinden birisi borç ve nakit yönetimini koordineli olarak kullanma imkânı yaratmış olmasıydı.

Yeni Düzenleme ve Beklenen Yarar  

Hükümetçe basına yapılan açıklamalardan Hazine nakit yönetiminin kapsamının genişleteceği yeni bir düzenlemeye geçilmesinin hedeflendiği anlaşılıyor. Buna göre uygulanan nakit yönetimi sisteminin kapsamına yukarıda değindiğimiz genel bütçeye dahil idarelerin yanı sıra özel bütçeli idareler (YÖK, üniversiteler, ÖSYM, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu, TÜBİTAK, Vakıflar Genel Müdürlüğü, Devlet Tiyatroları, Devlet Operası, Savunma Sanayii Müsteşarlığı, Özelleştirme İdaresi, Karayolları, DSİ, MTA vb.), Düzenleyici ve Denetleyici Kurumlar (RTÜK, SPK, BDDK, Rekabet Kurumu vb.), SGK, İŞKUR, bütçe dışı fonlar (Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu, Özelleştirme Fonu, Savunma Sanayii Destekleme Fonu, Tanıtma, Türkiye Varlık Fonu vb), döner sermayeli kuruluşlar alınacak. Kapsamın genişletilmesine özel bütçeli idarelerle başlanacak ve ileriki (AS: ileri!) aşamalarda diğer kuruluşlar da kapsama gerecek. Kapsama girmeyecek olan kamu kurum ve kuruluşları ise şöyle belirleniyor: Mahalli idareler, kamu iktisadi teşebbüsleri (KİT’ler), İşsizlik Sigortası Fonu, TMSF.

Kamu kesiminin bütün gelirlerinin Hazine’de toplanıp bütün giderlerinin yapılmasını sağlayacak olan yeni düzenlemenin kamu kesimi nakit akımı ve yönetimi konusunda etkinlik artışı sağlayacağını tahmin etmek zor olmasa gerek. Geçmişte söz konusu olduğu gibi bir kamu kurumunda nakit fazlası varken diğer bir kamu kurumunun Hazine’den nakit talep etmesi ve Hazine’nin bu kurumun ihtiyacı için gereksiz borçlanması böylece önlenmiş olacak.

Hazine Nakit Yönetiminin Ayrıntıları için Kaynaklar:

Mahfi Eğilmez, Hazine, Remzi Kitabevi
Mahfi Eğilmez, Kamu Maliyesi, Remzi Kitabevi.
Coşkun Cangöz, Emre Balıbek, Hazine İşlemleri ve Çağdaş Hazine Yönetimi, Seçkin Yay.
======================================
Dostlar,

Sayın Mahfi Eğilmez, Hazine Müsteşarlığı yapmış, Doktora sahibi bir kamu maliyesi uzmanıdır. Alanındaki birikimi saygıdeğerdir. O’nun yazıları Kamu Maliyesi bilgilerimizi büyütüyor. Kamusal kaynakların kılı kırk yararak kullanılması vazgeçilmezdir. Teknik terimle söylemek gerekirse “maksimum verimlilik” kaçınılmaz bir zorunluktur. Bizim de mezun olduğumuz Mülkiye‘nin 6 Bölümünden biri Maliye’dir ve bu Bölümden mezun olanlar ülkemiz kamu maliyesinde üst düzey görev üstlenmektedirler.

Ne var ki, 2018 yılı merkezi yönetim bütçesi (eski adıyla genel bütçe) büyük handikaplar ve eşitsizliklerle dolu. Ana kalemlere bakmak çok fikir verici..

2018 bütçe gideri 763 milyar TL (599’u vergi!),
gelir 697, açık 66 milyar TL,
Kamu borç faizi -2018 : 71,6 milyar TL
Sağlık Bak. 37,6 (%17 artırılarak) milyar TL
Diyanet İşleri Başkanlığı 7,8 milyar TL
Emniyet + jandarma 40,1 milyar TL

Birkaç türev veri     :

– Bütçenin ezici bölümü vergiler.. üstelik çoooooooookl adaletsiz.. KİT’ler vb. kamu iktisadi girişimleri hemen hemen tümüyle özelleştirilerek talan edildiğinden – yandaşlara peş keş çekildiğinden, devlet vergiye mahkum ve yetmeyince de yoksuldan vergi – zenginden borç (enflasyonun üstünde reel faizle elbette!) alarak ağır hastalıklı biçimde ayakta kalmaya çabalıyor.. Kamu hizmetlerini, kamu çalışanlarının ücretlerini.. sürekli kısıyor.
– Kamu hazine borcu olmasa, bütçe açık vermeyip 5,6 milyar TL fazlalık bile verebilecek.
Borç faizi, yeniden borçlanılarak ödenebiliyor..
Borçlanma gereksinimi devleti yüksek faizle borçlanmaya itiyor.. Geçen yıl ortalama %12 ile borçlanabildi devlet.. Erdoğan’ın bankalara “faizleri indirin” sözleri boş bir şov..
– 81 milyonluk ülkenin Sağlık Bakanlığı bütçesi, kamu borç faizinin yarısı kadar!
– Diyanet İşleri Başkanlığı muazzam bütçe kaynağı + vakıf gelirleri sahibi ama ala hurafe üretmekte ve İslam dini Hanefi sünni mezhebini, AHİM kararlarını çiğneyerek tüm topluma ısrar ve inatla dayatmakta..
– 2018 sonunda en az 800 milyar $ ulusal gelir sağlansa ve ortalama kur 4,5 TL alınsa, 3,6 Trilyon TL ulusal gelir içinde merkezi yönetim bütçesinin payı, açıkları da dahil, 1/4 oranına bile erişemiyor! Faiz gideri ve borç ana para ödemeleri çıkılırsa, ulusal gelirin 1/5’i dolayında bir devlet bütçesi büyüklüğü karşımızda.. Bu denli küçültülmüş devlet.. (AB’de devlet bütçesi ulusal gelirin ortalama %40’ı dolayında).. Üstelik son deerece adaletsiz dolaylı vergi yükü olağanüstü bozuk – adaletsiz gelir dağılımı ile..

  • Küresel emperyalizm devletimizi ele geçirmiş ve yerel + küresel srizmet eden sopalı bir tahsildara indirgemiş – dönüştürmüş durumda..mayeye h

    Kral çıplak!

Sayın Eğilmez bu ekonomo – politik boyutlara girmiyor.. Teknik analizlerle yetiniyor..

Ama yineleyelim; ne yazık ki kral çırılçıplak!

Sevgi ve saygı ile. 16 Şubat 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Rifat Serdaroglu : T’si DÜŞECEK BAŞKAN!

T’si DÜŞECEK BAŞKAN!

Rifat Serdaroglu

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

Erdoğan ve Bahçeli, bazı kurumlarımızın başında bulunan “TÜRK” ve “TÜRKİYE” kelimeleri kaldırılacak dediler! Eh bu düzende bu iki kişinin her dediği kanun olduğuna göre yakında kaldırılacak demektir.

TBB (Türkiye Barolar Birliği) bu konuda derhal tepki koydu. Türkiye’deki tüm üyelerini Ankara’ya davet etti, haksız ve yanlış bu uygulamaya karşı direneceklerini açıkladı.

TTB (Türkiye Tabipler Birliği) (AS: Doğrusu Türk Tabipleri Birliği) ve TÜSİAD (Türk Sanayici ve İş İnsanları Derneği) yöneticileri de böyle bir şeyin kabul edilemeyeceğini ve Türk ve Türkiye isimlerini korumak için mücadele edeceklerini açıkladılar.

Herkes konuştu ama sadece başkanı olduğu kurumdaki ve adındaki T’si düşecek olan, OBB (Odalar ve Borsalar Başkanı (AS: Birliği sözcüğü eksik kalmış..) Rifa (t’si düşecek) Hisarcıklıoğlu hiç konuşmadı!
Çözüm süreci denen “İhanet Sürecinde” Akdeniz Akil İnsanlar Heyeti başkanı olan Rifa Başkan, yanında Lale Mansur-Tarık Çelenk-Kadir İnanır-Nihal Bengisu Karaca- Şükrü Karatepe- Öztürk Türkdoğan ve Hüseyin Yayman gibi Türk, Atatürk düşmanları ve Öcalan dostları ile birlikte ne de havalı nutuklar atmıştı! Ayrıca, tüm iş adamlarını toplayıp Güneydoğu ve Barzani ziyaretleri de tüm basında yer almıştı!

1 milyon 300 bin üyesi olduğu söylenen, T’si düşecek OBB yönetimi ve üyeleri bu konuda ne düşünürler? Onlarda T’si düşmüş Rifa Başkan gibi “Türk” isminin kaldırılmasına seyirci mi kalacaklar?

Değerli Okurlar;
İnsan olan, inandığı değerlere sahip çıkmak zorundadır.
İnandığı değerlere sahip çıkmayanın, insanlığı elbette ki tartışılır!
Türk ve Türkiye kelimeleri de bu ülkede yaşayan herkesin koruması ve üzerine titremesi gereken değerlerdir. Eğer kendinizi Türk ve Türkiye Cumhuriyeti’nin bir vatandaşı olarak kabul ediyorsanız bunlara sahip çıkacaksınız. Sahip çıkmazsanız bu sıfatları taşıyamazsınız…
Düz mantık aynen böyledir!

Rizeli Temel TRT 1’de bir yarışmaya katılır ve kazanır. Kendisine bir kitap hediye edilir. Kitabın adı “Düz Mantıktır!”
Temel kitabı alırken sorar, “bu kitapta ne yazıyor?”
Temel’e okuyunca öğrenirsin denince, o da “ben uğraşamam, sen kısa yoldan anlat” der.
TRT’ci, tamam der ve anlatmaya başlar;
– “Senin evinde akvaryum var mı mesela?” Temel; “Evet var!”
– İçinde su varsa, balık da vardır? Temel; “evet var!”
-Balık varsa hayvanları da seviyorsundur sen! Temel; “Evet”
-Hayvanları seviyorsan insanları da seversin herhalde? Temel; “Evet”
– “O zaman senin sevgilin de vardır? Temel; “Evet”
– Yaşlı görünüyorsun, o zaman sen evlisindir? Temel; “Evet”
– E karın olduğuna göre de homoseksüel değilsindir? Temel; “Evet”
– Bak gördün mü? İşte sana düz mantık…

Temel çok etkilenir. Kitabı alır, evine giderken Dursun’u görür.
– Dursun sorar; Temel o nedir? Temel “Düz mantık kitabı!”
– Dursun; Nasıl yani, anlat bakiim!
– Temel; Bak şimdi, sizin evde akvaryum var mı? Dursun; “Yook!”
– Temel; Eeee o zaman sen ibnesin…

Sağlık ve başarı dileklerimle 15 Şubat 2018
==========================================
Dostlar,

Sn. Serdaroğlu’nun mizah yeteneğine diyecek yok elbette.
Yürekli kalemine de..
Ne güzel oturtmuş gene değil mi?
TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu kendisine ve örgütüne yazık ediyor..
İnsan azıcık ilkeli ve omurgalı olur.. Biraz da yürekli..
Bakınız TBB ve TTB, öbür meslek odaları birlikleri ve dahi TÜSİAD direniyor..

Anadolu’da, “bir de bıyıkların var.. senin babayiğitliğin bu kadar mı!?” derler adama
Rifat bey.. Anaşıldı mı?

Sevgi ve saygı ile. 15 Şubat 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

Bülend Kırmacı’dan makaleler – 15.02.2018

Bülend Kırmacı’dan makaleler – 15.02.2018

Dostlar,

Değerli arkadaşımız, birikimli – aydın ve üretken Sn. Bülend Kırmacı‘dan bize ulaşan e-iletiyi paylaşmak istiyoruz..
*****
Merhaba, sizlerle güncel yazılarımdan bir seçkiyi paylaşıyor, selam, sevgi ve saygılar sunuyorum. / R.Bülend Kırmacı

AVRUPALI 40, BİZ 50 SAAT ÇALIŞIYORUZ!
http://www.ticarihayat.com.tr/yazar/AVRUPALI-40-BIZ-50-SAAT-CALISIYORUZ/1211

KOBİ’LER
http://www.ticarihayat.com.tr/yazar/baslik/1194

Güncel Verilerle Sanayide Kapasite Kullanımı
http://blog.milliyet.com.tr/guncel-verilerle-sanayide-kapasite-kullanimi/Blog/?BlogNo=581989

Monologue, Paralogue, Dialogue: Understanding Turkey’s Operation
https://rbulendkirmaci.wordpress.com/2018/02/15/monologue-paralogue-dialogue-understanding-turkeys-operation/
*****
Kendilerine aydınlatıcı yazıları vepaylaşımları için şükranlarımızı sunuyoruz.

Sevgi ve saygı ile. 15 Şubat 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com