İslam devleti, vicdani ret ve en sonuncu kavga

  • Habere göre Bursa Bölge Adliye Mahkemesinin bir kararında laik nitelikli “Cumhuriyet” olan “Türkiye Devleti”, “İslam devleti” olarak tanımlanıyor.

İslam devleti, vicdani ret ve en sonuncu kavga


ALİ RIZA AYDIN
Anayasa Mahkemesi Em. Raportörü

Türkiye bir İslam devleti mi?
“Bu soru da nerden çıktı” denilmeli haklı olarak.

Cumhuriyetin ilerlemeci ve aydınlanmacı değerleriyle gelişen yönetsel ve anayasal gelişme tezlerine ve yürürlükteki Anayasaya göre sorunun yanıtı açık ve net: Hayır!

Tarikat ve cemaatlerle de desteklenen kimi dinsel kişi ve kesimler, kimi siyasiler “% 90 üstünde” bir niceliksel değeri de kullanarak İslam devleti diyor; kimileri de bu savlarını din özgürlüğüyle ilişkilendirerek, İslam devleti demeden işine ve ihtiyacına göre çifte kullanım yapıyor.

Kimi mahkeme kararlarında din özgürlüğünün diğer tüm hak ve özgürlüklere (AS: ağır) bastığını, onları ikincilliğe ittiğini; kimi kararlarda da dinselliğe dayalı gerekçelerin kullanıldığını görüyoruz.

Anayasa ve diğer hukuk kuralları yanına yapılan eklemelerle ya da yargıcın vicdani kanaatiyle dinsel davranış kurallarından destek alınması laik hukuk devletine, laik cumhuriyet ilkelerine aykırı.

Laiklik din özgürlüğüne değil, din özgürlüğü laikliğe dayanması gerekirken; laiklik temel ilkesi, din özgürlüğünün altına itilip yok ediliyor.

AKP’nin başlattığı ve düzen içi siyasetin de benimsemekten kaçınmadığı sözde genişletilmiş, esnetilmiş laiklik nitelendirmesi “din özgürlüğü” başlığı altında, Anayasa Mahkemesinin de desteğiyle olağanlaştırıldı.

Bu genel değerlendirmelerle birlikte (Sabah Gazetesi kaynaklı, Dilek Yaman Demir imzalı, soL’da bizim de aktardığımız bir haber durumu din özgürlüğünden başka bir zemine taşıyor. Haberdeki karara ulaşamadık ama -ki böyle bir karar varsa ulaşamamak da haberdir, yoksa haberin nedeni ve amacı haber olur- bu başlıklardan hareketle birkaç notun aktarılmasında yarar var. Habere göre

  • Bursa Bölge Adliye Mahkemesinin bir kararında laik nitelikli “Cumhuriyet” olan “Türkiye Devleti”, “İslam devleti” olarak tanımlanıyor.

Bir yurttaşın dinsel inancı gereği askere gitmeyi reddetmesine ilişkin davada

  • “Türkiye Cumhuriyeti her ne kadar İslam devleti olsa da diğer dinlere de hoşgörülüdür

denilerek vicdani redde onay verilirken yapılıyor bu tanımlama. Hukuktan, meşruiyetten uzaklaşan sakatlıklar dikkat çekici.

Birincisi, vicdani reddi insan hak ve özgürlüğünden uzaklaşarak dinsel hoşgörüye -haberde İslam dini hoşgörüsüne- bağlamak hukuksal dayanaklardan uzaklaştırır ve dinsel inanç temelli gerekçeye oturtur.

Hukuk ve toplumsal yaşam bir dine dayandırıldığı an o dinin çıkarına gelip dayanır ki burada hoşgörü soyutlaşır, din özgürlüğü de biter, hak ve özgürlükler de…

İkincisi, din özgürlüğü dinsel inancı içerdiği gibi inanmamayı da içerir ki vicdani ret konusunda yalnızca başka bir dine hoşgörüyü esas almak din özgürlüğünü sınırlandırmış olur. Zorunlu din dersinden muafiyet konusunda da aynı yaklaşım vardı.

Üçüncüsü ve en önemlisi de, konunun içinde geçtiği devletin, hem laiklik ilkesine, hem din özgürlüğüne hem de kaynağını aldığı Anayasaya aykırı olarak bir din devleti, İslam devleti olarak tanımlanması; böylece devletin temel düzeninin din kurallarına dayandırılması.

Cumhuriyet din konusunu zamana yayılan bir geçişle çözdü. Özü şuydu ki, İslam bir dönem devletin dini olarak tanımlansa bile, 1923’den başlayarak devletin şekli “Cumhuriyet”ti, “İslam devleti” değildi.

  • İslam devleti tanımlamasının yapılması hem açık bir reddi/tanımamayı, hem siyasal İslam iktidarının nitelendirmesini hem de ilerlemeci ve aydınlanmacı Cumhuriyete karşı yerine konulacağı anlatır. 2023 provası gibi de okunabilir.

Dine müdahale edilmeyecek ama din her alana müdahale edebilecek; yeni laiklik tanımları bu. Buradan İslam devleti sözcüklerini kullanmak zor olmuyor. Biri özgürlük diyor, diğeri din devleti;  eşitsizlik dinle beslenerek yaşamını sürdürüyor, sınıf mücadelesi dinle kırılıyor. Burjuva devletinin laiklik tanımı bir öyle, bir böyle… Halka ait olanla değil sömürücü egemenin ihtiyacına göre dönüp duruyor.

Vicdani ret konusu ise uluslararası sözleşmelerde ve kimi anayasalarda yer alması ya da yorumlanması zamana bağlı olarak kabul gören, zorunlu askerliğin reddine dayalı bir insan hakkı. Burjuva düzeninin genel yaklaşımı burada da söz konusu; vicdani ret bireysel. Politik görüşe, ahlaki değere, dinsel inanca dayandırılabiliyor ama ağırlık dinsel inançta.

  • Birleşmiş Milletler devletleri vicdani ret hakkını tanımaya davet ederken,
    konuyu inanç özgürlüğünün bir parçası olarak görüyor.
  • İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinden İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesine dek birçok sözleşmede inanç özgürlüğü kapsamında değerlendiriliyor.
  • Türkiye’de yasaklama yok ama düzenleme de yok.

Dinsel inanç özgürlüğü, sınıfsallıktan kaynaklanan nedenlerle eşitsizliklerle, ayrımcılıklarla birlikte yaşıyor.

  • Dinselliğin devlete, hukuka, siyasete, bireysel ve toplumsal yaşam tarzına yönelik müdahaleleri, baskı ve saldırıları, istismarları saymakla bitmez. Adına da “özgürlük” denir. Oysa burjuvazinin “özgürlükçülük oyunu”dur oynanan ve bu alanda sermaye sınıfıyla dinsellik birlikte hareket eder.

Askerliğin reddine kapitalist/emperyalist düzende bakışın süreci uzun, değişen koşullara göre öyküsü de karmaşık. Konunun bireyselliğe, dinselliğe, inanca bağlanması sömürücü düzenin ve savaşa bakışının istediği durum. Buradaki hoşgörünün sınırını da kapitalizmin, emperyalizmin, milliyetçiliğin, dinselliğin bütünsel savaş ve sömürü ihtiyacı belirliyor. Emekçilere, eşitsizlikle beslenen ve sermaye sınıfı tarafından çerçevelenen bir hak ve özgürlük tanınıyor yalnızca. Emperyalist savaşlar için duydukları ihtiyaç da aynı sömürünün parçası.

Komünistlerin bu konuya bakışı bireysellikten, bireysel insan hakkından, dinsel inanç özgürlüğünden, sömürücü düzenin göstermelik kararlarından, özgürlükçülük oyunlarından çok ötede, diliyle ve özüyle çok farklı.

  • Sömürücülere, emperyalist paylaşımlara, savaş ve işgallere, kanla sulanan düzene, insanca ve eşit yaşamayı yok edenlere,
  • Düzenleri için emekçileri emekçilerle savaştırmaya kalkışanlara karşı çıkış sömürücülere karşı sınıfsal mücadeleyi gerektiriyor.

“Bu kavga en sonuncu kavga” olacak ve Enternasyonal’le kurtulacak insanlık…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.