Diyanet Akademisi medreseye gidiş mi?

Alev CoşkunAlev Coşkun
Cumhuriyet, 28 Nisan 2022

 

Geçen ay, 16 Mart 2022’de Meclis’ten geçen bir yasa ile Diyanet Akademisi kuruldu (3755 sayılı yasa). Diyanet Akademisi, din görevlilerinin mesleksel eğitimiyle ilgili Diyanet İşleri Başkanlığı’nın hizmet içi eğitim faaliyetlerini yürütecek.

Oysa, resmi rakamlara göre Türkiye’de, 2022 yılı itibarıyla devlet üniversitelerinde 108 ilahiyat fakültesi var. Ayrıca 38 İslam ilimleri fakültesi de hizmet veriyor. Diyanet Akademisi kuruluşunu gerçekleştiren kanun, Meclis içinde ve basında tartışma yarattı. Laiklik ilkesine vurulan yeni bir darbe olarak değerlendirildi. TBMM Eğitim Komisyonu Başkanı, AKP Ankara Milletvekili Emrullah İşler, yasa Meclis’te tartışılırken CHP’ye saldırarak, “CHP’nin içinde bulunan dine karşı bir damardan” söz etti.

Yasanın 1. maddesi, bu akademinin Kuran’ın usulüne uygun olarak okunması ve anlaşılması için kurulduğunu belirtiyor. “İlahiyat fakülteleri bu fonksiyonu (AS: işlevi) yürütemiyor mu? Bu nedenle de ilahiyat fakülteleriyle bir çelişki yaratılmayacak mı” soruları soruldu.

SON 200 YILDA YOZLAŞTI

Diyanet Akademisi dört yıllık eğitim verecek. Akademide ders görenlere, yasa gereği 5000, 6000, 7000 göstergelerle “aylık harçlık” ödenecek. Ayrıca eğitim sürerken devlet kendilerine barınma, yiyecek, giyecek desteği verecek ve tüm ihtiyaçlarını karşılayacak.

Diyanet Akademisi’nde okuyanların askerlikten muaf olmaları da istendi. Akademinin eski medreselere benzediği, aynı modelde kurulduğu belirtiliyor.

Medrese, Müslüman ülkelerde orta ve yükseköğretimin yapıldığı ve İslam dininin kurallarına uygun bilgilerin okutulduğu okuldur. Medrese kelimesi, Arapça “ders” kökünden gelir. Medresede ders verenlere “müderris” adı verilir. Okuyanlara “softa” ya da “talebe” adı verilir. Osmanlı’da medreseyi bitirenler müftü, kadı olabilirler.

Medreseler, Osmanlı’nın son 200 yılında tamamen (AS: tümüyle) yozlaşmıştı. 17. yüzyıldan itibaren (başlayarak) eğitim sadece (salt) dinsel ve hukuksal konularla sınırlandırılmış ve tamamen (tümden) ezbere dayalı bir eğitim uygulanıyordu.

1631 yılında Koçibey, padişaha sunduğu ıslah (iyileştirme) raporunda, medreselerde “öğretici hocaların ve ilim sahasının cahillerle dolduğunu, hatır, gönül ve rüşvetle medrese müderrisliğinin satın alındığını” belirtiyor. (Yahya Akyüz, Türk Eğitim Tarihi, 1994, s.66-73)

ÖĞRETİM BİRLİĞİ

Bilindiği gibi, Cumhuriyetin ilanından sonra 3 Mart 1924’te Tevhid-i Tedrisat (Öğretim Birliği) Kanunu kabul edildi ve medreseler kaldırıldı. Atatürk, öğretim birliğinin önemini şöyle belirtir:

  • “Dünya uygarlık ailesinde saygın bir mevki sahibi olmak isteyen Türk ulusu, evlatlarına vereceği eğitimi, mektep ve medrese adında birbirinden büsbütün başka iki tür kuruma teslim etmeye hâlâ katlanabilir miydi? Eğitim ve öğretimi birleştirmedikçe aynı düşüncede aynı anlayışta bireylerden oluşan bir ulus yapmaya olanak aramak, olmayacak bir şeyle uğraşmak olmaz mıydı?”

Ayrıca 30 Kasım 1925 tarihinde de tekke ve zaviyeler kapatılmıştır. Yeni kurulan Diyanet Akademisi, bir ölçüde medreselerin yeniden diriltilmesi hareketidir. Bu noktada Atatürk’ün medreselerle ilgili bir olayını burada hatırlamalıyız. Milli Mücadele sırasında Sovyetler Birliği’nden gerek silah gerek parasal yardım sağlanıyordu. 1921 Aralık ayında Aralov, Sovyet Rusya’nın büyükelçisi olarak Ankara’ya geldi.

Mustafa Kemal, Aralov’u ve Azerbaycan Büyükelçisi Abilov’u cepheye götürdü. Onlara giderek güçlenen Kuvayı Milliye ordusunu göstermek istiyordu. Ankara’dan Sivrihisar’a, oradan Konya’ya geçtiler. Konya’da askeri birlikleri ve okulları ziyaret ettiler. Bir medreseye de uğradılar. Aralov, bu durumu hatıralarında şöyle anlatıyor:

  • “Konya’da trenden indiğimiz zaman artık ortalık kararmış bulunuyordu. Bizi karşılamaya gönderilen çeşitli birliklere bağlı erlerin elinde meşaleler vardı. İstasyon önündeki meydan baştan başa halkla dolmuştu. Mustafa Kemal vagondan indiği zaman bir alkış sağanağı koptu. Mustafa Kemal, ağır ağır askeri denetledi, onlarla merhabalaştı. Askeri birliklerden başka bizi, ellerinde meşalelerle kız ve erkek öğretmen okulları öğrencileri, hatta medrese mollaları bile karşıladılar. İstasyondan çıktığımız zaman, muhafız kordonunu yaran halk, bizi kuşattı.”

MİLLİ MÜCADELE Mİ MEDRESE Mİ?

“O gece iki medreseyi ziyaret ettik. Kanlı, canlı hemen hepsi de gencecik mollalar medresenin avlusunda dizilmişlerdi. Bunların yanında, geniş cüppeli, beyaz sarıklı hocalar da yer almıştı. Hepsi de yerlere kadar eğilerek Mustafa Kemal Paşa’yı selamlıyorlardı. Bunların içinden biri, bunların başı ve en nüfuzlusu, Mustafa Kemal Paşa’dan, medrese sayısını artırmasını rica etti. Bu zat, ayrıca, medrese öğrencilerinin askere alınmamalarını da istirham etti.

Hoca konuşurken Mustafa Kemal’in kendini tuttuğu belli oluyordu. Ama medrese öğrencilerinin askere alınmamaları söz konusu olunca, artık kendini tutamadı ve yüksek bir sesle, sertçe:

  • ‘Ne o’ dedi. ‘Yoksa sizin için medrese, Yunanları mağlup etmekten, halkı zulümden kurtarmaktan daha mı değerlidir? Millet kan içinde yüzerken, halkın en iyi çocukları cephelerde döğüşür, yurt için canlarını feda ederken, siz burada, genç, sapasağlam delikanlıları besiye çekmişsiniz!’

Hocalar sindiler, ama yüzleri öfkeden kıpkırmızı kesildi, yabancıların yanında hükümet başkanı onları paylamıştı. Mustafa Kemal Paşa bize dönerek ‘Haydi gidelim’ dedi, ‘Artık burada bizim için yapılacak bir şey kalmadı.’ Ve şöyle, isteksizce bir selam vererek oradan ayrıldı.”

MUSTAFA KEMAL’İN TEPKİSİ

Mustafa Kemal Paşa otomobilde uzun bir süre yatışmadı:

  • “Savaş sona erince onlarla daha ciddi konuşacağım. Her şeyden önce onları mali dayanaklarından, vakıflarından yoksun edeceğim. Yurt topraklarının büyük bir parçası, nerede ise üçte ikisi belki de daha çoğu vakıftır. Bu topraklar mollaların yaşama kaynaklarıdır. Bir de utanmadan hükümetten yardım istiyorlar.”

Aralov, kitabında konuyu şöyle sürdürüyor:

  • Mustafa Kemal, Anadolu topraklarında, şimdi gördüğümüz dinç, sağlam delikanlıları askerden kaçıran 17 bin medrese bulunduğunu söyledi. Bu tam bir kolordu demekti. Medrese öğrencilerinin şimdiye kadar niçin askere alınmadıklarını sormam üzerine Mustafa Kemal, bunların askere alınmaları için gerekli emrin verilmiş olduğunu söyledi. Bu inkılapçı adım, subaylar arasında büyük bir sevinç yaratmış ve bu olay, son günlerin en çok üzerinde durulan konusu haline gelmişti.” (S. Aralov, Bir Sovyet Diplomatının Türkiye Hatıraları, Cumhuriyet Kitapları, 1997, s.127-128)

Diyanet Akademisi, 100 yıl sonra Atatürk’e karşı bir harekettir. 100’den çok ilahiyat fakültesinin yanında bir de “Medrese Modeli Akademi” yaratılıyor.

Atatürk’ün şu sözleri unutulmamalıdır:

  • “Medeniyet (uygarlık) öyle kuvvetli bir ateştir ki ona kayıtsız kalanları yakar, mahveder.
    İçinde bulunduğumuz uygarlık ailesinde layık olduğumuz yeri bulacak, onu koruyacak ve yükselteceğiz. Refah, mutluluk ve insanlık bundadır.”
    (Arı İnan, Düşünceleriyle Atatürk, 1991, s.123.)

‘MİLLETİN YAKASINI BIRAKIN ARTIK’

Medrese ile ilgili bir başka olay da Rize’de gerçekleşmiştir. Atatürk, medreselerin, tekke ve zaviyelerin kapatılmasından bir süre sonra 17 Eylül 1924’te Rize’yi ziyaret etti. Vilayetten çıktığı sırada Rize Müftüsü Ahmet Hulusi (Alemdar) Efendi ve birkaç müftü, Atatürk’e bir dilekçe verdiler. Dilekçe, medreselerin tekrar açılmasını istiyordu.

Mustafa Kemal’in yanıtı:

  • “Demek okul değil de medrese istiyorsunuz. Oysaki millet okul istiyor. Şu zavallı milletin yakasını artık bırakın da vatan evladı yetişsin, yükselsin. Medreseler asla açılmayacaktır. Millete okul lazımdır…” (Atatürk’ün Bütün Eserleri (ABE), C.17, s. 23-24)

Orada bulunan halk ve gençler, Atatürk’ü uzun uzun alkışladılar. Atatürk valiye döndü, “Bunlar İranlılardan ibret almadılar mı? Burasını İran gibi mi yapmak istiyorlar?” dedi. (ABE, C.17, s.24)

Diyanet Akademisi medreseye gidiş mi?” hakkında 1 yorum

  1. Gönül Pınar Atacı

    MUHTEŞEM ve MÜKEMMEL bir yazı ve görsel. Çok değerli yazarı sevgili Alev COŞKUN’a en içten tebrikler, derin saygılar, sonsuz sağlık ve bağışıklık dilekleri, yeni başarılarve konuyla ilgili özel bir adak :

    BU ESKİ VE YENİ DİNCİ KLİĞİN VE BİRLİĞİN

    Bilimi,feni,sanatı, şiiri, edebiyatı,kültürü şeriata, hilafete,cihada araç yapmak,
    Tüm yurdu ve ulusu bölmek,parçalamak, bölüşmek ve BOP’a peşkeş çekmek,
    Türk ve Türkçe, Atatürk ve Türkiye,aydınlık ve uygarlık sevgisini yok etmek,
    Milyonlarca can ve kan pahasına kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti’ni yakmak,

    Bu eski ve yeni dinci kliğin ve birliğin,
    Ve hizmetcilerinin ve köstebeklerinin
    Örtülü ve örtüsüz amaçlarıdır,
    Ve açık ve pek gizli planlarıdır.

    Bunların hepsine
    Ve tüm ögelerine

    Karşı en ivedi ve kitlesel bir ulusal ve toplumsal savaşım planı geliştirmek
    Ve bunu tek ve en geniş bir Hak, Vatan Ve Halk Cephesi’ne dönüştürmek,
    En ilahi, insani, vatani, milli, hukuki, askeri,idari,ahlaki bir boyun boycudur.
    Ve genç ve yaşlı tüm asker ve sivil yurttaşlara en ivedi bir görev olmuştur.

    Bu borcu ve görevi yapacak nineler, dedeler, analar,babalar, kızlar,kızanlar,
    Sonsuz sevgi ve en derin saygı ile kutlanacak, öpülecek hatta kutsanacaklar.

    Gönül Pınar Atacı, 29.Nisan.2022

    Cevapla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.