Üretimden Kopunca Renklerimizi Bile Yitirdik

portresiLütfü Kırayoğlu
Elektrik Müh. (İTÜ)
ADD Genel Başkan Başdanışmanı
26.11.2021

(AS: Bizim kısa katkımız yazının altındadır.)

Zam, yaşam pahalılığı, enflasyon, bulunmayan ve kısıtlı satılan ürünler… Son günlerin en çok konuşulan konuları… Oysa hepimiz daha ilkokul yıllarında tarımsal üretimde dünyada kendi kendine yeten 6-7 ülkeden biri olduğumuzu öğrenir ve bununla gurur duyardık. Ülke nüfusunun % 70’inin kırsal alanda yaşadığını bilirdik. Her aile birkaç koldan köyle, tarımsal üretimle bağlantılıydı. Şehirlerdeki bahçeli evlerde bile küçük ölçekte ürün elde edilir, en azından üretme kültürü kuşaktan kuşağa aktarılırdı. Yakın zamana dek tütün, ipek böcekciliği ve koza üretiminden geçinen köylüler bir kuşak sonra bu üretimle ilgili bilgi birikimini yitirdiler. Pamuk, ayçiçeği, şeker pancarı vb. ürünleri üretme kültürünü yitirmemiz yakındır.

Üretmeyelim ithal edelim” diyen mandacı aydınların / politikacıların yarattığı yıkım; dövizde sakınılamayan artış, Türk lirasının değer yitirip halkın yoksullaşması ile çırılçıplak ortaya çıktı. Yakın zamana dek kendi üretimimiz olan ürünlerin pek çoğu artık dışarıdan geliyor. Açık satılanlardan anlaşılmasa bile, ambalajlı ürünlerin üzerindeki etiketlerden acı gerçeği görüyoruz. Çikita muz ile başlayan dışalım (ithal) ürünler, sarımsaktan patatese, mercimekten samana, süt ürünlerinden Angus adlı sığıra değin gidiyor. Durum böyle olunca gelecek kuşaklar salt üretme gereğini değil, üretim kültürünü de yitiriyor. Çocuklarımız, bahar ayında, manavda-pazarda satılan çağla ile kuruyemişçide satılan badem arasındaki ilişkiyi bilmiyor. Çilek nerede yetişir bilmiyor. Kestanenin nasıl ve nerede yetiştiğini bilmediği için deniz kestanesinin neden kestane ile tanımlandığını bilmiyor. Yeşil kabuklu cevizi görmediği için, ceviz yeşili dediğimiz rengin neden kahverengi ile değil yeşil ile tanımlandığını anlayamıyor.

RENKLERİMİZİ DE YİTİRDİK…

Şair Özdemir Asaf,

Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu
birinciliği beyaza verdiler..

diyor. Son derece gerçekçi biz söz… Ama esas acı gerçek, renklerimizi bile yitirdiğimiz!

Türk halkı bin yıllardan süzülen bir kültürle çevresinde gördüğü renkleri doğada bulunan varlıklarla, özellikle de bitkisel ürünlerle adlandırmış. Doğadaki temel renklerin sayısı 7 olarak söylense bile, gerçekte bunların sayısının binlerce olduğunu söyleyebiliriz. Geçiş tonlarıyla birlikte sonsuz renkten söz etmek olası. Ancak özellikle üretimle ilişkili köylülerimiz bunca renge öylesine güzel adlar vermişler ki, geçiş renkleri bile herkesçe tam olarak algılanabilir. Bir tek rengin değişik tonları için halkımız, ürettiği ürünlerden onlarca ad türetmiştir. Örnek vermek gerekirse yalnızca yeşil rengin tonları: Zeytin yeşili, fıstık yeşili, ceviz yeşili, çimen yeşili, kelemi, su yeşili, yaprak yeşili, kuşkonmaz, çağla, limon küfü, yonca yeşili, yosun yeşili, ördek başı yeşil vb. Üretimden kopmamış olanlarımız bu farklı renkleri gözünde canlandıracaktır. Oysa şimdi gençlerimiz Benetton yeşili ile malaşit yeşilini konuşuyor.

Adlarını doğadan alan bu güzel renklerin birkaçını anımsayalım: Süt beyaz, kar beyaz, kemik rengi, kömür karası, zeytin siyahı, kül rengi, pişmiş ayva, vişne çürüğü, şarabi (AS: şarapsı), kan kırmızısı, nar çiçeği, portakal, akşam güneşi, mürdüm, kızılcık, toz pembe, şeftali baharı, çingene pembesi, leylak, menekşe, patlıcan moru, hünnabi, tütün, nohut, buğday, saman sarısı, safran sarısı, limon sarısı, altın sarısı, hardal, bal rengi, kayısı, soğan kabuğu, kestane, yağ rengi, deniz mavisi, gök taş, cam göbeği mavi, gece mavisi. Ama biz, ithal (AS: dışalım) kültürü ile dünya var olduğundan bu yana var olan gece mavisine ithal sigara furyası sonrasında Parlement mavisi adını taktık. Şimdi artık renklerimiz yitirtildi. Onların yerini ithal (dışalım) ürün renkleri aldı. Fuşya, lila, pinky, pörpıl, violet, indigo, ekrü vb.

Binlerce yıllık geçmişi olan bir ulus, salt ürünlerini, üretme kültürünü, parasını, bakkalını, manavını, çarşısını, pazarını, arastasını, bedestenini değil; renklerinden başlayarak tüm kültürünü yitiriyor. Uyanın…
============================================

Dostlar,

İşte “kültür emperyalizmi” böyle bir şey…

Dostumuz Lütfü Kırayoğlu’nu bu başarılı, yakıcı “deneme” si için kutluyoruz.

Osmanlı’nın dayattığı Arap – Fars dil emperyalizminden de kendimizi kurtarmamızı dileyerek…

  • Atatürk’ün ÖKSÜZ BIRAKILAN DEVRİMİ, Dil Devrimini daha çok sahiplenerek..

Dr. Ahmet Saltık
Dil Derneği Onur Ödülü Sahibi (2021)
27.11.2021

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.