CHP KABUK DEĞİŞTİREBİLECEK Mİ?

Zeki Sarıhan
zekisarihan.com
14.11.2021

Emekçileri iktidara taşımak isteyen CHP’nin Tek Parti Dönemi’yle hesaplaşması kaçınılmazdı. Şimdi Kılıçdaroğlu’nun böyle bir hamlede bulunuyor. 

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, dün yaptığı bir paylaşımda partisi ile ilgili bir kabuk değişiminin işaretlerini verdi. Hürriyet’in “Helalleşme Yolculuğuna Çıkıyorum” başlığıyla verdiği haberi, Cumhuriyet şöyle duyurdu “CHP Lideri Kılıçdaroğlu geçmişten gelen yaralarla geleceğe bakılamayacağını söyledi: KIRDIKLARIMIZLA HELALLEŞECEĞİM.”

Kılıçdaroğlu’nun da ifade ettiği, AKP tarafından sürekli kullanılan CHP’nin geçmişteki icraatının başında partinin din kurumuna ve dindarlara baskısı kast ediliyor olmalıdır. Partinin özellikle Kılıçdaroğlu’nun başkanlığı döneminde “mütedeyyin” denilen dindarlara açılma politikası bilindiğinden, toplumun helallik istenecek kesimin başında dindarlar olduğu akla gelebilir. Zira AKP, sürekli olarak din ve dince kutsal sayılan şeyleri istismarı politikasının merkezine oturtmuştur ve CHP’yi bu noktada yerden yere vurmaktadır.

EMEKÇİLERLE VE KÜRTLERLE HELALEŞME

Okuyucu, toplumun çeşitli kesimlerini incittiği bu dönemin 1923-1950 arası 27 yıllık Tek Parti Dönemi olduğunu düşünmelidir. CHP daha sonraki yıllar ya hep muhalefette olmuştur ya da kısa dönemlerde iktidar ortağı olmuştur ki, bu dönemlerde din karşıtı bir karar alması mümkün değildir. Parti, uzun yıllardan beri Ecevit’in ifade ettiği gibi “İnançlara saygılı” bir laikliği savunmaktadır. Bundan ötürü toplumun hiçbir kesimini incitmiş olmaz.

Fakat Kılıçdaroğlu’nun bu sözlerinden barışmak istediği kesimin yalnız muhafazakârlar olduğu sonucu çıkarmak yanlıştır. Bundan daha önemli olarak barışmak istediği kesimler vardır ki, bunların başında Tek Parti Döneminin yoksulları geliyor. Çünkü Tek Parti Döneminde kent burjuvazisinin ve bürokrasinin politik devlet aygıtı olan CHP, yoksulları sahipsiz bırakmış, onları mahalli mütegallibeye ezdirmiştir. O dönemde devlet “kimsesizlerin kimsesi” değil, zenginlerin arkasındadır ve onların çıkarlarının bekçisidir. Bu gerçek işçi ve köylü sınıflarının o kadar genlerine işlemiştir ki, CHP’nin sonradan edinmeye çalıştığı “sosyal demokrat” kimlik kitleleri ikna etmeye yetmemiştir. Bugün taşrada CHP’nin asıl kuvvetini oluşturan seçmen kitlesi, o zamanki mütegallibe sınıfının siyasi mirasçısı ve deyim yerindeyse torunlarıdır.

Tek parti döneminde Türkiye’nin en büyük düşmanı komünistlerdi.

Bütün Tek Parti döneminde komünistlere adeta kan kusturulmuştur. Emekçilerin türlü hak arama mücadelesi de komünistlikle suçlanmış, grev yasaklanmış, Şefik Hüsnü, Nazım Hikmet, Hikmet Kıvılcımlı gibi sosyalistler, vatan haini sayılarak zindanlara tıkılmış günışığından yoksun bırakılmıştır. Sabahattin Ali’nin devlet tarafından öldürtülmesi de CHP iktidarı dönemindedir.

CHP’nin helalleşmesi gereken 3. büyük kesim, hemen akla gelebileceği gibi Kürtlerdir.

Tek Parti döneminde onlar yok farz edilmiştir. Sonraki dönemlerde Kürtlerle arayı düzeltmek için çeşitli arayışlara giren CHP, bir türlü esaslı ve kalıcı bir adım atamamış, onun yutkunarak söylemeye cesaret edemediğini Açılım döneminde AKP söyleyebilmiştir.

KİMLER SEVİNİR, KİMLER ÜZÜLÜR

Tek Parti dönemine gelen eleştiriler, şimdiye kadar bazı aydınlar “Atatürkçülük” etiketi altında cevap yetiştirmeye çalıştılar. Savunmalarını Tek Parti Dönemi’nde açılan fabrikaları, yapılan demiryollarını sıraladılar. Batılılaşmak için devlet ve kültür hayatında yapılan değişiklikleri saydılar. Fakat yukarıda değindiğim konulara dokunmaktan kaçındılar. Atama ile oluşturulan, hiçbir denetim yetkisi olmayan bir Meclis, kuvvetler ayrılığının olmadığı, basının sansür altında olduğu bir politik sistemin eleştirisine yanaşmadılar.

Birkaç yazımda anlattığım gibi CHP’nin bunca yıldır sandıktan iktidar olacak bir sonuç alamayışının nedeni, Tek Parti uygulamalarının bagajında oluşturduğu ağırlıktır. Bunu göremeyen bir CHP kadrosu elinde CHP’nin iktidar imkânını yakalaması bir mucize olacaktır. Bunu görmenin ve göstermenin de kolay olmadığı, muhalefetin yayın organlarındaki sözcülerin savunduğu düşüncelerden anlaşılıyor. Onların gözünde Tek Parti Döneminin 1923-1938 arasındaki 15 yılında Cumhurbaşkanı olan Atatürk, tapınılması gereken bir ikon halindedir. Oysa yapılan kamuoyu araştırmalarına göre böyle bir partinin oyu %sekiz kadardır. Oyları %25 bandına oturmuş CHP’nin daha geniş bir toplum kesiminden oy aldığı anlaşılıyor. Kılıçdaroğlu’nun bu alanın çemberini daha da genişletmek istediği anlaşılıyor.

CHP’nin bu geçmişiyle hesaplaşma girişimine parti içinden direnç gösterecekler olacaktır. Bazıları, AKP’den kurtulmak için bu söylemlere tahammül edeceklerdir. CHP’deki bu yeni yönelişten En rahatsız olacak parti AKP olacaktır. Çünkü CHP aleyhine kullanmak istediği bahaneler azalacaktır.

Kılıçdaroğlu’na bu sözlerinden ötürü en çok kızan odağın ise Vatan Partisi olacağı anlaşılıyor. Aydınlık, haberi şöyle vermiştir: “Kılıçdaroğlu) Parti tarihini hedef aldı, YARALARI VARMIŞ: CHP’nin geçmişte yarattığı derin yaralar olduğunu öne sürdü”

İşi zor olmakla birlikte, Kılıçdaroğlu’na kolaylıklar dileriz.  (14 Kasım 2021)

 

 

 

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

“CHP KABUK DEĞİŞTİREBİLECEK Mİ?” üzerine 2 yorum

  1. Dersimli Kemal Bey ne söylemek istediğini daha açık bir dille ifade edebilseydi de bizlerde şunu söylemek istiyor yok bunu söylemek istememişti diye birbirimize söylenip durmasaydık. Bu ülkenin bu politikacılara ihtiyacı yok. Bunlar bu devlete ve millete yakışmıyor. Sürekli karınlarından konuşuyorlar. Halkın kafasını sürekli karıştırıp birbirlerinin gözünü oyar duruma getiriyorlar.

  2. Dersimli Kemal diye aşağılayarak eleştirmeyeceğim çünkü bu haksızlık olur.Dersim mebbusu Diyap ağaya ve ona “Dersim daglari bizi de saklarmi ” diye soran Diyap agayi kendisini en zor zamanında savunan en yakın dostu olarak gören Atatürk’e karşı

    Hatta Dersim olayları ile ilgili
    Kemal beyin
    ” Devlet Arşivleri açılır konu siyasi bir çekişme kutuplaşma olarak değil samimi bir Özeleştiri olarak objektif olarak ele alınır ve yaralar sarılır..”
    dediği için de karşı çıkmıyor ve tam aksine destekliyorum .

    Ancak uzun yıllardır Sosyalistleri ve Atatürkçüleri dezenformasyon ile etkileyen Liberallerin ön kabulüne dayanan ,

    Toplumu ezen sömüren bir avuç asalak sınıfla ,ezilen sömürülen isçiler köylüler emekçiler esnaf zanaatkar sosyal gruplardan değil de,

    Türkler kürtler yada Aleviler sünniler
    veya Laikler anti laikler gibi toplumu yapay departmanlara ayıran ayrıştıran bir anlayışa dayanıyor.

    Bu anlayış küreselleşmenin etnik ve mezhepsel gruplara özgürlük getireceği vaazı ile birlikte düşünülürse neye kime hizmet ettiği daha iyi gorülur ve anlaşılabilir .

    Helalleşme böyle olacağı ön görülüyor.

    ” Helalleşme ” islami bir kavram ve siyasette dini terminolojinin kullanılması uygun mu ?

    Oysa sınıfsal ,ulusal ve toplumsal ilerici perspektifle yaklaşılsa,
    bir Özeleştiriden bahsetmek daha doğru olmaz mı?

    Özturkçemiz ,düşunce siyaset ekonomi yasamimiz “helal gıda yada “helal faiz” (kâr payı) adi altında ne çok yıpratıldi ,örselendi kirletildi ?

    Öz-eleştiri örneği olarak Kemal bey tek basina aldigi ,Ekmel kararınin özelestirisinden işe başlarsa ,konunun nasıl ele alınması gerektiği konusunda kendisi üzerinden güzel bir örnekle işe başlamış olmaz mı?

    Öyle ya ,bizde herkes kendisi dışında her seyi eleştirebilir ama sira kendisine geldiginde atasozumuzde vurgulandigi gibi ,
    “iğneyi başkasına /başkalarına batırırken, çuvaldızı kendisine batırmayı ” hiç düşünmez?

    Neden?

    Oysa eleştirinin samimi inandırıcı olabilmesi için önce samimi nesnel özeleştiri yapmak gerekir .

    Konunun yada Chp Özelestirisinin temeli şu asli unsurlara dayanmalıdır.

    1) Mustafa Kemal Cumhuriyeti kurmadan önce, Kurtuluş Savaşında yer alan hemen hemen tüm paşalar osmanlinin ekmegini yedikleri icin Cumhuriyetin ilanin bile karşı çıkmıştı.

    2) Cumhuriyet işte bu ,kimi islamci (panislamist) kimi ırkci turanci (pantürkist) kimi osmanlici ,kimi batıcı liberal kapitalist zihniyete sahip olan asker ve sivil bürokrasi devraldı. Ve bu bürokrasi yönetti

    Bu hastalikli anlayislari toplumcu ilerici devrimci cumhuriyetçi bir anlayisa dönüştürerek ,bir çırpıda ,” Cumhuriyetci demokrat devrimci ilerici yapacak bir ilahi bir güç bile mümkün olamazdı.

    3) Atatürkün bu anlayışa sahip aydın asker sivil bürokrasi ile bir çok mücadelesini Cumhuriyetin ilanından sonrada olabildiğince sürdürmüştür.

    Dil Devrimine bile hemen tüm paşalar inanmıyor bizi tarihimizden koparacak diyordu.Ataturkun en yakını ismet paşa bile zamana yayarak bir orta yol bulmaya çalışıyor en az 3 yıl gerekli diyordu.
    Atatürk Devrimciydi “hayır 3 ayda sonuç alacağız ” diye seferberlik başlattı

    4) Batıda asırlarca süren ve ekonomik sosyal altyapısı olan bir süreci 10 -15 yilda amamlamak mumjun degildi ama en yuksek huzla hızlandırmaya çalıştı

    Işte bu geri zihniyeti değiştirmek için cok uğraştı ama tamamiyle başarılı olması mümkün değildi çok büyük yol alsada

    5) Gerici asker sivil bürokrasinin bir benzeri de ,bilesik kaplar orbeginde oldugu gibi ; Chp kadrolarında vardı. Chp kadroları içinde ilerici devrimci güçler bu gericilerle mücadele içindeydi örnekleri çoktur.

    6) Osmanlı kalıntısı ve osmanlıda olduğu gibi
    ” Devlet benim ” diyen gerici asker sivil bürokrasi ,elbette aleviye kurde de oteki diye bakacakti .

    Cumhuriyetle Devletin artık Halkın Devleti olduğu olması gerektiğini bir türlü içine sindiremedi özümseyemediler

    Halkı ayni osmanlı tanzimat aydınları gibi “Avam ” diye aşağıda görüyordu
    Kimide vahidettin gibi koyun olarak

    Bu durum yalnız asker sivil bürokraside ,Chp parti kadrolarında mi böyleydi?

    Hayır Gazetelerin o donem su unutulmaz başlığı , halka tepeden bakan seckinci aydın anlayışınin ne kadar yaygın ve etkin olduğunu anlatmaya yeter

    O yıllarda bir Gazete istanbul da ,sanırım kilyos sahilinde plajların halka açılmasını şu başlıkla eleştiriyordu

    ” Plajlar halka açıldı, Halk Denizi doldurdu ,Vatandaş Denize giremiyor”

    Halk dediği o Avam diye küçümsediği emekçi sınıflar, Vatandaş olarak gördüğü de zengin yada osmanlı soylusu ile asker sivil bürokrasiydi.

    Yani plajlara parası gücü olan yada soylular gitmeli girmeliydi

    Yurttaşların eşitliği nerde kalmıştı?

    7 ) İşte bu geri anlayışa dayalı o yillarda Başbakanlıkta yapan Chp kadrolarında bulunan Celal Bayar
    “Turkiyeyi küçük amerika ” yapma her mahalleye bir milyoner çıkartmak için iktidara geldiğini söyleyen Menderes “siz isterseniz hilafeti bile getirirsiniz ” demişti

    Mendereste Chp kadrolarındaydı bölgesinde güçlü bir Ağanın toprak sahibinin çocuğundan Cumhuriyetcik halkçılık demokratlık ne kadar beklenirdi ?

    Bu konuda söylenecek daha çok şey var

    Ama bir başlangıç yapacaksak Öz eleştiri vereceksek buralardan baslanmali,(avrupada ırkçı fasist hitler mussolini franco iktidara gelirken zamanın ruhunu da bilerek ) soyut müphem sozlerle gericiliğe yada etnikcilige ve yetmez ama evetci libarellerin isteğine göre değil
    Sağdan değil
    Soldan bakarak kapsamlı bir Özeleştiri gerekli

    Ama haksızlığa uğrayan katledilen yakılan işçi emekçi aydın sanatci yurtsever demokrat cumhuriyetcilerin aziz hatıralarını da incitmeden .

    Uluderede yada Madamakta yakılan bombalanan alevi ve kürtlerin hesabını sanki Chp sormamış, sorumlusu da Akp değil de sanki Chp miymiş algısı yaratmadan .

    Chp yi bu yola iten Akpye yıllarca Danışmanlık yapan eşine bile akpden menfaat sağlamış Ibrahim uslu ya Chp genel merkezinde oda verilirse ,başkalarının nasihatları ile vasarali olamayacağınızı Mustafa Kemal bize söylemişken

    Akp nin Secim kazanması için yapabileceği en akıllıca şeyin
    Chpye eski danışmanını verip yanlış yönlendirilmesini sağlamaya çalıştığını da görerek

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir