ERGENE 20 YILDA TEMİZLENİR

ERGENE NEHRİ TEMİZ KALSIN

 

(Cumhuriyet, 11 Eylül 2011)

ERGENE 20 YILDA ANCAK TEMİZLENİR

Mustafa AYDINLI
Eğitimci – Yazar

Önceki yazılarımızda belirtmiştik, Ergene Nehri Istranca (Yıldız) Dağlarından doğarak Çorlu, Çerkezköy, Lüleburgaz, Babaeski, Pehlivanköy ile Uzunköprü’den geçtikten sonra Meriç Nehri ile birleşerek 283 km’lik uzun yolculuğunu tamamlayarak Ege Denizinde Saros Körfezi’ne dökülmektedir.

Ergene Nehrini yol boyunca en çok kirleten sanayi kuruluşları Çerkezköy ve Çorlu sınırları içinde, Ergene’ye yakın arıtma tesisi olmayan, ya da arıtma sistemlerini çalıştırmayan sanayi kuruluşlarıdır. Ergene’yi kirleten neden(ler) belli, sanayi kuruluşları.

Sanayisiz bir ülke olur mu? Günümüzde ve çağımızda olmaz. Sanayi sektörü olacak ki endüstriyel üretim yapılabilsin, istihdam yaratılabilsin, ürünler iç ve dış pazarlara sunulsun, dışsatım yapılabilsin ve ülke kalkınsın. Sanayileşme olgusu, tartışma dışı bir gerçeklik.

Bizim çoğu sanayicimiz çevre bilinci ve sorumluluğu çerçevesinde davranmıyor. Sanayi olacak, üretim yapılacak, günümüzde kalkınmanın, aş, iş, ekmek sahibi olmanın gereği sanayileşmek. Ama çevreye zarar vererek, akarsuları, nehirleri, denizleri, ormanları, toprağı, havayı.. kirleterek, doğaya zarar vererek sanayileşme çarpık ve ilkeldir. Halk deyimi ile “Ettiğin hayır, ürküttüğün kurbağayı değmeli; sanayileşme, hele geri dönüşümsüz çevresel yıkıma dönüşmemelidir. Doğa katliamına neden olmak ne mene bir olgudur ki! Bizden daha ileri düzeyde sanayileşmiş ülkeler bu ikilemi nasıl çözmüş, özenle incelemek gerekir.

Sanayi kuruluşları ve yakınında nehirler, salt bizim ülkemizde yok; dünyanın pek çok ülkesinde benzer tablo var. Ancak gelişmiş uygar ülkelerde çevre kirletil(e)miyor, böylesi eylemlerin yaptırımları çok ağır. Gerçekte bizim ülkemizde de mevzuatta çevreyi kirletenlere kimi yaptırımlar var, yok değil ama uygulama yok. Örn. 2872 sayılı Çevre Yasasında egemen yaklaşım “kirleten öder” ilkesi. Oysa bu ilke gerçekçi değil, çünkü yaptırımlar çevresel yıkımı geri döndüremiyor. İlke, “kirletmemek asıldır – kirletmek yasaktır” içerikli olmalı gerçekte.

Anılan yasa, 2. maddesinde “Kirleten” tanımını şöyle yapmaktadır :

  • Kirleten: Faaliyetleri sırasında veya sonrasında doğrudan veya dolaylı olarak çevre kirliliğine, ekolojik dengenin ve çevrenin bozulmasına neden olan gerçek ve tüzel kişileri…

Çevre Yasası, 5. bölümünde kapsamlı ceza hükümlerine yer vererek yaptırımları belirlemektedir.
****

Uygulamada ise onu görmeyelim, bu kez bağışlayalım, o yandaş, ona ceza yazarsak şirket batar, o sanayi kuruluşu bizim partiden, seneye düzeltir… gibi sonu gelmeyen kayırmalar, idare etmeler (!), çevre katliamının baş sorunları arasındadır.

Konuştuğumuz her yetkili, “sorunu çözüyoruz, çözeceğiz, az kaldı…” benzeri “cek”li, “cak”lı sözcüklerle sorunu geçiştiriyor. Hiçbir şeyin olduğu, olacağı yok. Oysa biz halk olarak sonuca odaklanırız : SONUÇ NE? Sonuç yok, Ergene ırmağı zehir akıyor zehir!

İçinden nehir geçen pek çok Avrupa kenti var, hepsi de bulundukları yere büyüleyici bir güzellik katıyor, renk katıyor. Paris (Seine Nehri), Budapeşte (Tuna Nehri), Londra (Thames Nehri), Prag (Vltava Nehri), St. Petersburg (Leningrat) (Neva Nehri), Floransa (Arno Nehri), Zürih (Limmat Nehri)… bu nehirlerin hepsi bulundukları kente tarihsel ve turistik güzellik yer yer de ekonomik artı değer katmakta. Su, tarih, insan, doğa, nehir turizmi ve yük taşımacılığı.. bileşenlerinden yaşama bir güzellik ve uyum doğmakta. Hiçbiri bizim Ergene nehri gibi ne zehir akıyor, ne de lağım kokuyor!

Örneğin Berlin’in içinden geçen bir nehir yok ama kenti boylu boyunca dolaşan su kanalları var. Sanki nehir geçiyor algısı yaratılıyor, su kanalları tüm kenti dolaşıyor ve tertemiz. Suyun çevreye, doğaya, kente sunduğu güzelliği, ferahlatıcı etkiyi.. yapay yöntemlerle de olsa Almanlar yaşıyor. Ya bizde? Deniz kıyısında kentlerimiz, içinden deniz geçen İstanbul’umuz var ama bu kentlerimizde lodos eserken kıyıda yakalanmayı hiç kimseye önermeyiz!

Kısacası ne denizlerimize ne de akarsularımıza hak ettiği değeri veremiyoruz. Konumuz olan Ergene Nehrini yaşamın, çevre güzelliğinin, verimin ve bereketin simgesi olarak yaşatacağımız yerde, kara bir ziftin, çevreye artık zarar veren, hastalık saçan, hatta çevresindeki canlıları öldüren bir doğa canavarına dönüştürmüşüz.

Bugün Ergene’yi kirleten etkenleri sıfırlasak ve nehir kaynağından çıktığı gibi aksa, kendi kendisini ancak 20+ yılda toplayabiliyor, kendisini temizleyebiliyor. Ergene ekosistemi eski durumuna, kesin olmamakla birlikte, ancak çeyrek yüzyılda.erişebilir!??

Hiç olmazsa zararın burasından dönebilsek.. Hiç olmazsa buradan başlasak, hep “bir yerden başlamak gerek..” denir ya, o başlangıç bu gün olsun, Ergene ölümden döndürülsün

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir