Yıldırım Koç : Yolsuzluk ve kapitalizm

Yolsuzluk ve kapitalizm

Yıldırım KoçYıldırım KOÇ 
Aydınlık Gazetesi, 17.10.2017
(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)
İnsan çok karmaşık bir varlık; içinde iyiyi de kötüyü de, dürüstlüğü de ahlaksızlığı da, cesareti de korkaklığı da birlikte barındırıyor. Bunların hangisinin ağır basacağı ve hakim olacağı birçok farklı etmene bağlı. Bu konu benim uzmanlık alanım değil; ancak sendikalarda yolsuzluk, usulsüzlük ve görevi kötüye kullanma bağlamında bazı gözlemlerimi aktarabilirim. Türkiye’de günümüzde ne yazık ki yakalanmadan yolsuzluk yapma imkanına sahip olup da yolsuzluk yapmayacak insan sayısı çok fazla değil. Bal tutanın parmağını yalaması eskiden beri normal karşılanırdı. Günümüzde, bal tutanın (yakalanmayacağından emin olması durumunda) tuttuğu balı tümüyle götürmesi bile tepki çekmiyor.
KAPİTALİZM DEĞERLERİMİZİ YOK EDİYOR
Kapitalizm eski değerleri yok etmeden önce, bir kişi hakkında “o hırsızdır, zimmetine para geçirmiştir” gibi söylentiler bile o kişinin toplumdan tecrit edilmesine, mahallesinden ve hatta şehrinden taşınmasına yol açardı. Kapitalizm geliştikçe, sade hayatların yerini gösterişçi tüketim aldıkça, insanlar tükettiklerine bakılarak adamdan sayılmaya başlanınca, “becerikli hırsızlık” takdir görür oldu. Elinde imkan olmasına karşın hırsızlık, yolsuzluk, usulsüzlük yapmayanlara “enayi” gözüyle bakılmaya başlandı. Burada temel ölçüt, hırsızlık yapıp yapmama değil, hırsızlık yaptıktan sonra yakalanıp yakalanmamak oldu. Hırsızlık/yolsuzluk yapmayana da, yapıp yakalanana da “enayi” dendi.
Kapitalizm tarihin çöplüğüne atılmadan değerler sistemindeki bu çöküşü geriye çevirmek olanaklı değildir. Geçmişin değerler sistemi, yıllardır aynı köyde ve mahallede oturan, hayatta kalabilmek için birbirine muhtaç olan, küçükten beri mahallede birlikte oynayarak ve birbirine yardım ederek kardeşleşen, yardımlaşarak ve dayanışarak sorunları aşmaya çalışan, ev kapısını kilitleme ihtiyacının bile duyulmadığı küçük toplulukların ayakta kalmasını sağlıyordu. Kapitalizm bu toplumsal ilişkileri de, ona dayanan değerler sistemini de parçaladı.
ALLAH KORKUSU KAPİTALİZMİN ÖNÜNE GEÇEMİYOR
Belki Allah korkusu bazı sendikalardaki yolsuzlukları önleyebilir. Birçok kişi için somutta “Allah korkusu” esasında cehennemde sonsuza kadar yanma ve cennetteki huri, gılman ve kevser şarabından mahrum kalma korkusudur.

Benim gözlemlerim, Allah korkusunun bile insanların çoğunda kapitalizmin etkisini silemediği biçiminde. Korkuyor; ama kapitalizmin etkisiyle gözünü para öyle bürümüş ki, akıl almaz hırsızlıklara cesaret edebiliyor. Allah’a inandığını ve taptığını söylüyor, ancak esasında paraya tapıyor. Eline yakalanmadan yolsuzluk yapma imkanı geçmesine karşın, yalnızca “yarın Allah’ın karşısına çıktığımda bunun hesabını veremem” kaygısı ve korkusuyla elini harama sürmeyen insan sayısı, ne yazık ki, çok fazla değil.

  • Kapitalizmin parası, inancın ve hatta cehennem korkusunun önüne geçiyor.

Açıkçası, sendikalarda yolsuzlukların, usulsüzlüklerin ve görevi kötüye kullanma uygulamalarının önlenmesinde Allah korkusunun fazla bir işe yarayabileceği inancında değilim. Kapitalizmin çürütme yeteneği, Allah korkusuna üstün geliyor. Yolsuzluğa bulaşmış sağlamcı ve “gerçekçi” sendikacılar, cennette vaadedilenlere, yeryüzündeki hurileri (ve belki de gılmanları) ve rakıyı tercih ediyorlar. Hele ar damarı bir kez çatladı mı, işin sonu gelmiyor.

Özellikle sendikalarda yolsuzluk ve usulsüzlüklerle mücadelede, temel görev, kendi paraları israf edilen üyelere düşüyor. Onlar da ancak işler kötüye gittiğinde bu denetimi ciddi biçimde uygulamaya başlıyorlar. Galiba işlerin kötüye gittiği bir döneme giriyoruz.
===================================
Dostlar,

EMEK ÖRGÜTÜNÜN EMEKÇİYE ZULMÜ VE DİNDAR GÖRÜNMEK!?

Sayın Yıldırım KOÇ’un sendikacılık konusundaki uzmanlığı, bilgi birikimi tartışma dışıdır. Dürüstlüğünün de sendikal uzmanlığından geri kalır yanı yoktur!
17 Ekim 2017 günü AYDINLIK’taki köşesinde bu yazıyı yazdı.
21 Ekim’de ise aşağıdaki makale yayınlandı.

  • “Pavyondaki konsomatris ücretini ödeyen sendika”
    (https://www.aydinlik.com.tr/pavyondaki-konsomatris-ucretini-odeyen-sendika-yildirim-koc-kose-yazilari-ekim-2017)

Öylesine pervasız ki, Türkiye Çimse-İŞ Sendikası yetkilileri, Ankara’da eğlence yerlerinde yeme – içme, Rakı ve de “artist şampanyası” bedellerini sendikaya fatura etmişler. Sayın KOÇ, 2 faturanın örneğini makalesine koymuş. Her şey, yerleşik deyimle öylesine “ayan – beyan” ki!

Bu sendikanın web sitesini incelediğimizde en altta şu görsel var :

Anlaşılan, bu sendika temel değer olarak bu güzelim sloganı benimsemiş !?Çimse-İş Sendikası

Aşağıdaki çağrı ve öğütler de sitede yer alıyor….

İşçi Arkadaşım;
  • Onurlu bir yaşam ve geleceğe güvenle bakmak için,
  • Çocuklarına daha iyi bir gelecek sağlamak için,
  • Daha fazla sosyal güvence elde etmek için,
  • Daha fazla ücret, daha iyi çalışma koşulları kazanmak için ,
  • İşyerlerinde köle gibi çalışmamak için,
  • İşçilere, işyerinde saygı gösterilmesi için,
  • Anayasal ve yasal haklardan daha fazla faydalanmak için,
  • Yasal düzenlemelerin işçiler yararına değiştirilmesi için,
Sendikaya üye olmalısın.
Sendikal örgütlenmenin içinde yerini almalısın.
Örgütsüz bir topluluk, her zaman ezilmeye, sömürülmeye ve yenilmeye mahkumdur.
Sendika, işçi sınıfının dayanışması ve üretimden gelen gücüdür.
*****Çimse-İŞ, konfederasyon olarak TÜRK-İŞ’e bağlı..
Bakalım Çimse-İŞ denetçileri, TÜRK-İŞ yetkilileri, Ankara Cumhuriyet Savcılığı ve de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığında oturan hanımefendi hangi adımları atacak / atabilecek??

Sayın KOÇ, dün de (23.10.17) kimi sendikalarda yaşanan yolsuzlukların nasıl önlenebileceğini yazdı. Yargı (olayda ceza mahkemeleri) etkili belki ama çok yavaş işliyor..
Siyasal denetimden umut yok..
Sendikal iç denetim de sağlıklı değil..
Koç’a göre “teşhir” önemli..
Kamuoyunun baskısı, duyarlığı..
En önemlisi de emekçilerin sendika ağalığına / sarı sendikaya / kokuşmuş sendikacılara direnmesi, saydam sendika yönetiminde ısrarı, yönetime etkin katılımı ve hesap sorması..Görüyor musunuz, %99’unun “Müslüman” = “Allah’a mutlak inanarak teslim olmuş” olduğu ileri sürülen bir toplumda yolsuzluk nasıl bacayı sarmış.. Kapitalizm insanlara “dinini” bile yediriyor! Lenin, emperyalizmin dini afyon gibi kullandığı tezini ileri sürdüğünde, uyarının ciddiyetini kavrayan sermaye sözcüleri derhal ve müthiş çarpıtarak bu kritik saptamayı (salvoyu) boşa çıkarmaya çalışmış, “Lenin dine afyon dedi”.. diye sefilce yaygara koparmışlardı.

Zavallı insanlarımız… uğruna ölüp – öldürdükleri, gözü kara cihat eyledikleri dince kutsal değerleri işte böyle bizzat kendilerince ayaklar altına alınmakta.

Bir de FG’in “ILIMLI İSLAM” masalı ya da CIA senaryosu var bilindiği üzere :

1. İslam vahşi midir, ılımlı kılınması mı gerekmektedir? Bu saptama kimin yetkisindedir?
2. Yanıt evet ise bu iş ilkokul mezunu emekli ve yaşlı bir vaize mi kalmıştır?
3. Yanıt evet ise bu adam bunca muazzam lojistiği, sermayeyi, uluslararası örgütü…
nasıl sağlayabilmiştir?
4. Yoksa İslam’ın özünde toplumsal adalete yakın  yatkın ilkeleri ve özü yabanıl (vahşi) kapitalizmin ve emperyalizmin ölçüsüz sömürüsüne, TEK DÜNYA DEVLETİ HEGEMONYASINA engel olmasın diye, deyim yerinde ise dişleri sökülsün, terbiye edilsin, uslandırılsın ve engel çıkarmasın diye midir??

FG ve çetesi taaaaaam da bunu mu yapmaktadır yoksa??
Bu durumda uyuyan – uyutulan milyonlarca Müslüman kökten masum olabilir mi?
Külliyen (hepsi de) akıl fukarası mıdırlar?! Aklı olmayanın dini olur mu??
İkincisi, bir “din adamı” (!?) olarak dini ve değerlerini emperyalizmin emrine her şeyi çarpıtarak sunan kişiye hangi sıfat takılmalıdır? Meczup çoook hafif belki de kasıtlı sayılabilir mi?
Gerçek niteleme hangi sıfatla yapılabilir? Kuran’da ve Ceza Hukukunda, etik – ahlakta uygun okkalı sözcükler vardır.

Ve son olarak sorup – sorgulamayan, aklını kullanmayan, İmmanuel Kant’ın “AKLINI KULLAN” haykırışlarını hiiiç mi hiç duymamış;

İnsan görünümlü (android!) yüz milyonlarca “quacy modo” için ne yapmalı??

İşte tam da küresel bir sorun, KüreselleşTİRmeciler = YENİ EMPERYALİSTLERİN 21. yy.’ın şafağında insanlığa “armağanları” (!)  sentetik “Islamic challenge” ve Batı’nın ilkel – ürkek – irrasyonel – çaresiz tepkisi : Islamophobia!

Uygarlığın, ilerlemenin, gönenç – erinç ve barışın sağlanmasının yanıtı bu sorularda saklı değil mi??

İSLAMDA REFORM = ARINMA = HURAFELERDEN VE HATTA DİN DIŞILIKTAN KURTULMA = GERÇEK İSLAMA YENİDEN DÖNME (?) DEVRİMİ
nasıl ve ne zamana dek ertelenebilir??

Ve Yüce Tanrı, bu sınır tanımaz rezil sapkınlığa, “kulunun kabul edilemez sefaletine” neden kayıtsız ya da seyircidir??

Sevgi ve saygı ile. 24 Ekim 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir