ANTİK TÜRK TARİHİ VE ÜNLÜ TANRIÇA TURAN

Konuk yazar Sayın G. Filiz Tuzcu’dan dan ileti              :

Hocam bildiğiniz üzere internet sitenizi ilgiyle izliyorum…
Ege Üniversitesinin Türk Bilim Dergisinde yer alan “ANTİK TÜRK TARİHİ VE ÜNLÜ TANRIÇA TURAN başlıklı makaleme yer vermeyişiniz dikkatimi çekti! Lütfen beni yanlış anlamayın, bunun kararı elbette ki sizin inisiyatifinizdedir. Ancak ben bu makalemin ANTİK TÜRK TARİHİNİ gözler önüne sermesi açısından fevkalâde (AS: son derece) önemli olduğu kanısındayım.

Hocam, bildiğiniz üzere Türkler, kendi özgeçmişlerini, tarihlerini, kadim atalarını araştırıp
ortaya koymakta – dünya kamuoyuna duyurmakta, maalesef çok çok geç kalmış bir millet.
(Ve bunun acısını ve zararlarını da fazlasıyla görmektedirler…)

Bu hususun bilincinde olan Büyük Atatürk,  hem bunun için, hem de okuduğu yüzlerce tarih kaynaklarından aldığı önemli bilgi ve  ipuçlarıyla, TÜRK TARİH TEZİni gündeme getirmiş ve  “Antik Türk Tarihinin” tümden bağımsız, özgürce araştırılmasını ve sağlam – bilimsel kanıtlarıyla gün ışığına çıkarılmasını arzulamıştır.

(Ancak yüzlerce yıl ihmal edilen – hatta yok sayılan Antik Türk Tarihi ile ilgili çalışmalar ve çabalar, maalesef ki 1938 sonrası devam ettirilmemiştir! Yani bu önemli çalışmalar, on beş yıl gibi ”1923 – 1938” çok kısa bir zaman dilimiyle sınırlı kalmıştır!)

Onun Antik Türk Tarihi gibi yaşamsal bir konuya bu denli büyük önem vermesi ve ilgi duyması, araştırması, okuması, salt kişisel bir merak, ya da Batılıların öne sürdüklerine karşı bir anti – tez oluşturmak, ya da başka bir nedenle…” değildir.  Büyük Atatürk, 18. yüzyıldan başlayarak Batılı bilim insanlarınca fazlasıyla merak edilen ve ortaya çıkarılmaya başlanan
antik tarih ile ilgili bilgi ve bulgularla ilgilenmiş, bunları izleyip, okumuştur. Çünkü daha dün “millet” olan ve  yaşamlarında ilk kez bir devlet kurabilen kavimler, kendilerini, binlerce yıllık  bu köklü kadim kavimlerle ilişkilendirmeye, öte yandan nesnel akademik çevrelerce
oldukça eski bir millet oldukları genel kabul görmüş Türkleri ise,  köksüz, çadır ehli – göçebe, barbar – medeniyet dışı – basit insanlar olarak tanıtmaya çalışmışlardır…

Oysaki pek çok antik tarih ile ilgili tarihsel kaynağı okuyarak, öğrenen ve bilinçlenen Büyük Atatürk, emperyalist Batılıların savlarının tam da tersinin gerçek olduğunu, Türklerin korkunç bir haksızlığa uğrayarak, asılsız iftiralara maruz kaldıklarını görmüş ve çok üzülmüştür.

Bilindiği üzere “Gök-Türk Orhun Abide ve yazıtları” bile Türkler değil, 19. yüzyılda
Batılı bilim insanları gün ışığına çıkarmış ve tüm alfabelere kaynaklık eden
TÜRK RUNİK HARFLERLE” yazılmış Türk Alfabesini ortaya koymuşlardır.

Sayın Prof. D. Ali Ercan hocamın da belirtmiş olduğu gibi “Evet dil – dilin yazıya dökülmesi – alfabe” elbette bir kavmin / bir milletin “kimliğine”  ışık tutan fevkalâde önemli bir olgudur.

Zaten  yazı, mağara duvarlarında – kayalarda vs… çeşitli nesnelerin betimlemesi olan ilk basit çizgisel resimlerle başlamış olup, hiyerogliflere (AS: resimle yazı) ve sonra da harflere dönüşmüştür. Tüm bu süreçler izlendiğinde Türklerin izleri ve bilinen tüm kadim abecelere (alfabelere) katkıları belirgin kanıtlarla ortaya çıkartılmıştır…

Bilim demek “mutlak gerçekleri” ortaya çıkarmak demektir (AS: Bilimin gerçeği mutlak olmayıp görecelidir ve hep yanlışlamaya açıktır); ben de Antik Türk Tarihini yaklaşık on yıldır araştırıyorum; BÜYÜK  ATATÜRK’ÜN  “TÜRK TARİH TEZİNİ”  destekleyen o denli çok bilimsel kanıt var ki, bunlardan ciltler dolusu kitaplar çıkar… Hatta bir ansiklopedi dizisi bile olur; ancak genelde Türk bilim insanları, Türk Milleti için son derece önemli olan bu hususu ‘ortaya çıkarmaya çalışanlarla‘ uğraşmakla meşgul olduklarından, söz konusu bu antik tarih ile ilgili eserleri araştırmaya ve okumaya pek fırsat bulamıyorlar!

Kanıma göre bunlar kolaya kaçarak, hatta araştıranların emeklerini bile görmezlikten gelerek, Antik Türk Tarihini modaya uyarak toptan reddetme yoluna gidiyorlar!

Büyük Atatürk gibi dünyanın “aklına, ahlâkına ve bilgeliğine” hayran kaldığı, büyük saygı duyduğu; ayakları yere oldukça sağlam basan, öngörülü ve bilgili bir dâhinin “TÜRK TARİH TEZİNİ” ortaya  koyarken elbette ne yaptığının fevkalâde bilincinde olduğu muhakkaktı. HAYATTA EN HAKİKİ YOL GÖSTERİCİ BİLİMDİR diyen o büyük insan, “masal ve efsane” ile uğraşacak bir insan değildi elbette.

Hocam, çalışmalarınızda kolaylıklar dilerim, saygılarımla, 09 Haziran 2017
=====================================
Dostlar ve Sayın Tuzcu,

Biz, değerli tarihçi – yazar Sayın G. Filiz Tuzcu’nun 2 önemli yazısına son 2 günde ardışık olarak yer verdik. Yine çok değerli ve önemli olan ANTİK TÜRK TARİHİ VE ÜNLÜ TANRIÇA TURAN” başlıklı çalışmayı ise birkaç gün aradan sonra yayımlamayı tasarladık. Ancak Sayın Tuzcu, her bilimsel araştırıcı gibi doğal ve pek haklı olarak coşkulu (heyecanlı) ve aceleci! Yaşamın da ağırdan alınacak yanı yok öte yandan..

Sayın Tuzcu’nun adı geçen çalışması 33 sayfa.. Tümünü word dosyası olarak sumak bu site yapısı içinde olanaklı ve uygun değil. O nedenle pdf olarak (824 KB) ekleyeceğiz ..

Şöyle başlıyor Tuzcu’nun yayımlanmış makalesi :

‘İngilizce kaynaklardan “Antik Tarih” ile ilgili olarak yapmış olduğumuz kapsamlı araştırmalarımız bizi, Türkleri yakından ilgilendiren son derece önemli bilgi ve bulgulara götürmüştür. Söz konusu araştırma ve bulgulardan elde etmiş olduğumuz sonuçlar, Türkiye’de 1938’den günümüze kadar gelen süreçte, akademik çevrelerin “Antik Türk Tarihine”,  gereken önemi vermediklerini ortaya çıkarmıştır. Objektif antik tarih uzmanlarınca[1], varlıkları ve medeniyetleri tarihin derinliğinde, binlerce yıl öncesine kadar geriye gittiği belirlenen Türkler (on bin yılın üstünde devasa bir zamandan söz edilmektedir…), bu özellikleriyle, dünyada bilinen en eski milletlerin başında gelmektedirler. Türklerin hayranlık uyandıran – muazzam antik tarihlerinin araştırılmayıp, yüzlerce yıl karanlıkta bırakılması ve daha da vahim olanı, bu değerli antik mirasın araştırılmadan, sorgulanmadan, pek çok Türk bilim insanı tarafından ısrarla reddedilmesi, son derece kıymetli olan “Antik Tarih Mirasının” başka milletler tarafından kolayca sahiplenilmesini sağladığı belirlenmiştir.  Bilimsel kanıtlar göstermiştir ki, Türkler tarafından sahip çıkılmayan söz konusu bu değerli tarih mirası, “antik kavimlerle akrabalık ilişkileri ve kültürel bağları bulunmayan” ancak güçlü Batılı devletlerce desteklenen Grek ve İtalyanlarca sahiplenilmiştir.”

********
Devamla;

”Bu bağlamda Türkiye’de “Antik Türk Tarihin”,  ilk kez Mustafa Kemal Atatürk’ün dikkatini çektiği ve bu konuyu bir bilim adamı hassasiyetiyle ele aldığını rahatlıkla ifade edebiliriz. Bilindiği üzere araştırmaya, okumaya, öğrenmeye ve bilhassa tarihe büyük merakı olan ve dolayısıyla yüzlerce kitap okuduğu bilinen Mustafa Kemal Atatürk’ün,  doğal olarak 19. yüzyıl başlarından itibaren gün ışığına çıkmaya başlayan pek çok antik tarih eserinden de haberdar olduğu anlaşılmıştır.  Mustafa Kemal Atatürk, bir bilim insanı sorumluluğuyla  “Antik Türk Tarihinin” araştırılmasına önem veren ilk Türk devlet adamı olmuş ve bu bağlamda Türk Tarih Kurumunu, Türk Dil Kurumunu ve Dil-Tarih-Coğrafya Fakültesini” kurmuş, yurt içi ve yurt dışı tarihi araştırmaları ve arkeolojik kazıları bizzat teşvik etmiştir. Mustafa Kemal Atatürk’ün “antik tarihi” gün ışığına çıkarma gayretleri, sadece kişisel bir merak, ya da Batılıların öne sürdükleri gibi, mevcut antik tarihe karşı bir anti-tez oluşturmak, ya da bazılarının iddia ettiği gibi “bir ulus ve bu ulusa bir tarih yaratmak” anlamında olmadığı araştırmalarımız neticesinde görülmüştür. Mustafa Kemal Atatürk’ün şahsi araştırmaları, yüzlerce kitap okuyarak edindiği bilgiler, O’na antik Türk tarihi hakkında fevkalâde önemli ipuçları vermiş ve O da, söz konusu bu ipuçları değerlendirerek, yüzyıllarca ihmal edilmiş ve karanlıklarda bırakılmış olan “Antik Türk Tarihinin” araştırılmasını ve gün ışığına çıkartılmasını istemiştir. İngilizce kaynaklardan dört yıldır amatörce sürdürmekte olduğumuz “Antik Türk Tarihi” araştırmalarımız, Türklerin antik tarihlerinin bilinen en eski zamanlara kadar geri gittiğini, dünyaya örnek olmuş – muazzam medeniyetler kurmuş kavimlerle Türklerin akrabalık bağlarının bulunduğunu kanıtlamıştır. Bu bağlamda Mustafa Kemal Atatürk’ün “İlim en hakiki yol göstericidir” ile “Tarih ilmi, bir milletin varlığını ve köklerini hiçbir zaman inkâr etmez[1]  sözleri, bizim için hayat bulmuştur.” 

Ve kapsamlı ve önemli makale şöyle bağlanıyor :

‘Görüldüğü üzere antik tarihe hangi cepheden bakılırsa bakılsın ve her ne şekilde değerlendirmeler yapılırsa yapılsın, başta alfabe, yazı ve kültür olmak üzere, bilimsel kanıtlar, ilk medeniyetin “Asya Kökenli” olduğuna ve her halükarda bu medeniyet sürecinde de “Türklerin önemli katkıları bulunduğuna” işaret etmektedir… Bu bağlamda antik medeniyetler söz konusu olduğunda, Türklerin, İtalyan ve Greklerden çok daha fazla “miras hakkına sahip oldukları” ortaya çıkmıştır. Bundan dolayıdır ki, pek çok Batılı siyaset ve bilim insanı, “gerçek antik tarihten” fazlasıyla rahatsızlık duymakta ve kendi öne sürdükleri “mevcut taraflı antik tarihin” sorgulanmasına dahi izin vermemektedirler.  Araştırma sonuçlarımız, Türklere karşı önyargılı oldukları tespit edilmiş olan Batılılara ve onların ortaya koydukları antik tarihe dikkatli – temkinli yaklaşılmasını, bu tarihi olduğu gibi kabul etmek yerine, sorgulamak gerekliliğini ortaya koymuştur. O halde antik tarih ile ilgili sapmaları ve yanlışları düzeltmek ve Türklerin en doğal hakkı olan “Antik Tarih Miraslarını” onlara teslim etmek için, “Gerçek Antik Tarihin” mutlaka dünya kamuoyuna duyurulması gerekmektedir. Bunu yapacak olanlar da elbette Türk Tarihçilerdir. Bu hususta Türkler, eğer Batılılardan destek ve onay beklerlerse, o halde sonsuza dek beklemek zorunda kalacaklar ve Batılıların tümüyle mesnetsiz olarak ortaya attıkları “Türkler göçebe, işgalci ve barbar insanlardır, onların dünya medeniyetine hiçbir katkıları olmamıştır” iddialarına maruz kalmaya ve binlerce yıllık ana yurtlarında işgalci gibi  gösterilmeye devam edeceklerdir…”
=======================================

Çok önemsediğimiz ve daha önce 
Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi TÜRK BİLİM DERGİSİ yıl 2013 sayı 11’de yayımlandığı yazarı Tuzcu tarafından belirtilen makaleyi
site okurlarımızın ilgi ve bilgisine, sahiplenmesine sunuyoruz. Sayın Tuzcu’ya emeği ve paylaşımı için çoook teşekkür ederek..

Büyük ATATÜRK‘ün tarih – dil araştırmalarını başlıca Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu ve Dil-Tarih-Coğrafya Fakültesi üzerinden kurumsallaştırma çabalarının önemini bir kez daha anlıyoruz. ‘

  • ‘Tarihi yapan yazana sadık kalmazsa tarihsel gerçekler büsbütün başka bir görünüm alır.”

    uyarısı da Mustafa Kemal ATATÜRK‘ün..

Makalenin tümünü okumak için lütfen tıklayınız :

ANTIK_TURK_TARIHI_VE_UNLU_TANRICA_TURAN

Sevgi ve saygı ile. 10 Haziran 2017, Datça (05:42)

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

“ANTİK TÜRK TARİHİ VE ÜNLÜ TANRIÇA TURAN” için bir yorum

  1. Değerli Ahmet Saltık Hocam;

    Büyük Atatürk’ün izinde, “Tarih İlmine” olan inancınız ve katkınız takdire şayandır. Keşke Türkiye, sizin gibi “BİLİMİ” kendisine yegane rehber yapmış olan daha çok bilim insanına sahip olabilseydi…

    Her zaman, her yerde önemle vurgulanması gerektiği gibi TARİH, “BİR MİLLETİN HAFIZASIDIR”. Tarihten günümüze bakıldığında görülmektedir ki, Aziz Türk Milleti ne zaman ki TARİH BİLİNCİNİ, yani “HAFIZASINI KAYBETMİŞTİR”, işte o zaman en yıkıcı, en yakıcı tehlikelere, işkencelere, ölümlere ve acı kayıplara maruz kalmıştır…

    Türk Milleti şayet huzur ve güven içinde yaşamak ve emin adımlarla aydınlık bir geleceğe, yani Büyük Atatürk’ün hedef gösterdiği “en ileri medeniyet seviyesine ulaşmak istiyorsa”, antik çağlardan itibaren tarih sahnesine çıkan kahraman antik atalarını, ki bunların en sonuncusu da Büyük Atatürk’tür, çok iyi tanımalı, onların ilke, düşünce ve hedeflerini iyi anlamalı ve onların gösterdiği yoldan asla ayrılmamalıdır.

    Söz konusu bu aydınlık yolun dışındaki yollar, emperyalist Batılılar ve onların işbirlikçileri tarafından gösterilen tuzaklı yollardır, ki bunlar Aziz Türk Milletini bir kez daha felâkete ve yıkıma götürecektir…

    Hocam en içten saygı ve teşekkürlerimle…
    G. Filiz Tuzcu

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir