Katar krizi

Katar krizi

Şahin MengüŞahin Mengü

Aydınlık Gazetesi, 10.6.2017

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Atam’ın büyüklüğü her gün yeni bir örnekle ortaya çıkıyor.
Cumhuriyet dış politikası için bıraktığı miraslarından birisi, “Araplar arası ihtilaflara taraf olmayın, komşularınızın iç işlerine karışmayın.”
AKP hükümeti hem ihtilaflara taraf oldu, hem de Arap ülkelerinin iç işlerine karıştı. Sonuçta ülkemizi batağa sapladı.
Atatürk Arapların çok kaygan zeminde politika yaptıklarını gayet iyi biliyordu.
Gerçekten, Arap ülkeleri arasındaki gruplaşmalar o kadar kaypaktır ki, o gruplaşmalara Arap coğrafyası dışından bir taraf lehine katılan ülkelerin, şimdi AKP’nin Türkiye’yi içine düşürüldüğü durum gibi, bir gecede kendilerini açıkta bulmaları işten bile değildir.
Rejimleri neredeyse birbirinin aynı olan Körfez İşbirliği Konseyi üyesi altı ülkenin bile anlaşamadıkları son örnekle ortaya çıktı.
Nitekim, daha bir yıl kadar önce, Katar, Mısır’ın Müslüman Kardeş Cumhurbaşkanı Mursi‘yi destekleyince, aralarından yine ihtilaf çıkmıştı.
Bu altı ülkeden Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn, Katar ile hür türlü ilişkiyi kesmelerine rağmen, Kuveyt ve Oman aynı çizgiyi izlemedi.
Son kriz, Katar Emiri’nin 23 Mayıs günü bir askeri törende yaptığı bildirilen konuşmada, “Hamas’ı Filistin halkının meşru temsilcisi” ve İran’ı da “bölgenin istikrarı bakımından büyük bir ülke” olarak tanımlaması İran’ı ve Müslüman Kardeşleri bir numaralı tehdit olarak gören Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn ile Müslüman Kardeşleri “terörist” ilan etmiş olan Mısır‘ın tepkisini çekti. Katar böyle bir konuşmanın yapıldığını daha sonra reddetmiş olsa da, kriz sona ermedi. Bu ülkeler Katar’ı bölgede, IŞİD, El Kaide ve Müslüman Kardeşler dahil, her türlü terörist örgüte destek vermekle suçladılar.
Krizin bu noktaya gelmesinde, Trump yönetiminin İran ve Müslüman kardeşler hakkındaki değerlendirmesinin Suudi Arabistan ve BAE ile aynı olmasının da etkisi oldu. Nitekim Trump ‘Herkes bilsin ki, zor zamanda şahane işler yapan Sisi’yi tümüyle (full) destekliyoruz, terörizme karşı birlikte mücadele edeceğiz…’ dedi.
AKP iktidarı bu tablo karşısında çeşitli açmazlar ile karşı karşıya.
2014’de Katar ile şimdikine benzer bir kriz çıkmıştı. Krizin sebebi, Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn’in Katar’a sığınan Müslüman Kardeşler kadrolarının sınır dışı edilmelerini talep etmeleriydi. Katar bu talebe kısmen karşılık verdi ve bazı Müslüman Kardeşler önderlerini ülkesinden çıkardı. Kriz böylece sonuçlandı.
İran eleştiriliyor. Hatta AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, “Fars yayılmacılığından” bile söz etti. Elbetteki sadece bu yaklaşımı nedeniyle Katar ile aynı safta değil. Katar’ın İran ile ortak ekonomik çıkarları var. O nedenle İran’a karşı yumuşak bir tavır alıyor.

  • AKP iktidarı özellikle ekonomik olarak hem Katar’a, hem de Suudi Arabistan’a bağımlı.

O nedenle Katar’a hangi gerekçeyle olursa olsun asker göndermek zaten gergin olan ABD ile ilişkiler daha da kötüleşecek. Suudi’yi tutsa, Katar ile ilişkiler gerilecek.
Velhasıl, Büyük Önder Atatürk’ün dediğini yapmazsan yani çok kaypak zeminde siyaset yapan Araplar arası ihtilaflarda taraf olursan çok sıkıntı yaşarsın.
Tayyip Erdoğan’ın yapması gereken çevresindeki cahilleri değil, Monşerler diye aşağılamaya çalıştığı diplomatları dinlemesinde. Bu davranış hem kendisi ve hem de ülke için yararlı olur.
Zira sıkıntıyı sadece Tayyip Erdoğan yaşamıyor, ülke yaşıyor.
=====================================
Evet dostlar,

AKP – RTE’nin tutarsız ve ehil olmayan dış ve iç politikalarının bedelini Türkiye bir bütün olarak çok ağır biçimde ödüyor, ödeyecek.
Sanırız AKP – RTE ikilisi yerine artık AKP=RTE denklemi kurmak daha uygun. Bu partinin dış politika kadrolarının hemen hemen hiiiç olmamasına karşın Erdoğan, Türk Dışişleri Bakanlığı’nın Dünya çapında hatırı sayılır nitelikteki uzman birikimini, devlet adamlığı sorumluluğu ile asla bağdaşmayan biçimde ”Bunlar monşer” diye ilan ederek aşağılamıştı (http://www.sozcu.com.tr/2014/genel/erdogan-bunlar-monser-550060/).
Bu çok büyük, bağışlanmaz bir gaftı. Ayrıca Erdoğan, çok sayıdaki danışmanlarını, uzmanlıklarından çok hep kendini onaylayacak kişilerden seçmekte ne yazık ki. Bu sorun kendisinin narsisitik kişilik yapısından kaynaklanıyor büyük ölçüde. Dolayısıyla ikili bir zaaf ortaya çıkıyor. Hem danışmanların uzmanlık birikiminin sorgulanır oluşu hem de danışmanların Erdoğan’ın kişilik yapısı nedeniyle hoşuna gitmeyecek bildirimlerde bulun(a)mamaları, bundan çekinmeleri ya da bir cesaret ”usturuplu” biçimde çoook alttan alarak söyleyip raporlasalar da Erdoğan’ın bu tür ”aykırı” (!) bildirimlere çok değer vermeyip bildiğini okuması..
Bu gibi davranışlar Devlet yönetiminde yeri olmayan uygulamalardır. Aklı başında devletlerde kurumsal yapılanmalar hep ama hep devrededir ve Devlet Aklı (Raison D’etat) yetkili kurumlarda oturmuş mevzuat ve gelenek kuralları çerçevesinde mekanizmalarla sürekli devrededir, belirleyicidir. Özetle TEK ADAMLIK asla söz konusu değildir. Hele 16 Nisan 2017 deli saçması halkoylaması sonrası Erdoğan, deyimi yerinde ise ”kadir-i mutlak monark” düzeyine taşınmıştır. Ne var ki 15 Temmuz 2016 ”darbe girişimi” sonrası ”Kandırıldım” itirafı çok hazindir ve acıdır ki ders olmamış gözükmektedir.

Türkiye’nin AKP – RTE döneminde Katar ile ilişkileri başından beri sağlıklı olmamıştır, hatta Patolojiktir. Ortadoğu, yeryüzünün en nazik coğrafyasıdır ve ABD bile İngiltere’nin yönlendirmesi ile ince ayar politikalar sürdürmektedir. Değil ki Erdoğan, tek başına, uluslararası ilişkiler eğitimi olmamasına karşın bu ”Arap saçı” çok karmaşık yapıda başarılı olabilsin!?

Kör inadı derhal bırakıp Türk Dış Politikası’nın Büyük Atatürk döneminde temelleri atılan; Lozan, Montrö, Hatay başarıları ile kanıtlanan, İnönü‘nün ustalıkla sürdürdüğü ve Türkiye’yi 2. Dünya Paylaşım Savaşı cehenneminden koruduğu yol ve yöntemlere hızla geri dönülmelidir. Bunların başında:

  • YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ gelmektedir.
  • Ardından, komşuların ve başka ülkelerin içişlerine karışmamak geliyor.
  • Sınırların değişmezliği (Misak-ı Millli) aynı zamanda bir temel BM ilkesidir.
  • Barışçı dış politika ve karşılıklı çıkarlara saygı bir başka vazgeçilmezdir.
  • ‘Tam bağımsızlık” ve anti-emperyalist doğrultu altın ilke olup, bölgesel hatta küresel işbirliklerine açık ama başka ülkeleri hasım alan ittifaklara girmemek (NATO!) vazgeçilmezdir.
  • Son olarak bölgesel – küresel dengeleri kullanarak pek çok ağır sorunu ve sınırlılıkları olan orta büyüklükte bir ülkenin haddini bilmesi ve ülkenin – ulusun güvenliğini tehlikeye atacak tüm serüvenlerden kesin olarak kaçınmak…

Bir kez de biz yazmış ve anımsatmış olalım Mülkiye eğitimimiz yetkisi ve sorumluluğu ile….

Konunun şakaya gelir yanı yoktur ve Katar sorunu zincirleme başkaca güvenlik sorunların hatta yayılma eğilimi taşıyan tehlikeli bölgesel çatışmaların eşiği olma potansiyeli (riski) taşımaktadır. Kutuplaşmadan kaçınmak zorunludur.

  • İktidarın Katar ile saydam olmayan mali vb. ilişkileri hızla tasfiye edilmelidir.
  • Katar’daki askeri üs kapatılmalıdır.

2011 ilkbaharında Suriye’de yapılan ve inatla hala sürdürülen vahim hatalar zinciri, emperyalizmin kanlı politikalarına taşeron olma ile hangi bataklıklara sürüklendiğimiz ortada. Kaldı ki Türkiye, 20. yy. başında emperyalizmi sıcak savaşlarda Mustafa Kemal Paşa öncülüğünde ilk kez dize getiren bir ülke olma onurunu taşımaktadır. Bu muazzam başarı, pek çok mazlum ülkeye bağımsızlık savaşlarında örnek ve umut olmuştur. AKP ile sürüklendiğimiz yer, çıkmazdır; emperyalizmin güdümünde komşularımızda darbe yapmaya kalkışmak utanç verici ve onur kırıcıdır. Bu tabloyu Türkiye Devleti ve Türk Ulusu hak etmiyor.

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet SALTIK’ın kısa özgeçmişi (CV) 1953’te Elazığ'da doğdu (14.11). İlk-ortaokulu Gaziantep'te okudu (1961-68), Van Lisesini 1971’de (birincilikle) bitirdi. NATO bursuyla (birincilikle) İngiltere’de dil eğitimi aldı (1971). Aynı yıl Hacettepe Tıp Fakültesi'ne girdi. 1976'da Londra Tıp Fakültesi’nde staj yaptı. 1977'de İstanbul Tıp Fakültesini bitirerek tıp doktoru oldu. Keban'da 1 yıl SSK hekimliği ve yeraltı maden işletmesi hekimliği yaptı. 1978'de Hacettepe Tıp Fakültesi'nde Halk Sağlığı dalında tıpta uzmanlık eğitimine başladı ve 1981'de İstanbul Tıp Fakültesinde uzman doktor oldu. 1981-82 arasında Elazığ Lepra (Cüzzam) Hastanesi Başhekimliği yaptı. 1982’de Elazığ ve Kocaeli Sağlık Müdür Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Elazığ'da 6 yıl kadar muayenehane hekimliği yaptı (1982-88 başı), kağıt ve çimento sanayisinde işyeri hekimliği, yaptı. 1986'da ABD / Texas School of Public Health’te eğitim aldı. (4 ay) 1987'de Elazığ Halk Sağlığı Bölge Laboratuvarı Müdürü oldu. Yerel Fırat Gazetesinde 1 yıl, günlük tıbbi ve politik yazılar yazdı. 1988’de Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı'na Yrd. Doçent olarak atandı ve bu Anabilim Dalı'nı kurdu, 16 yıl yönetti. 9 Ekim 1990'da Doçent, 17 Ocak 1996’da profesör oldu. Edirne Tabip Odası yöneticiliği ve 2 dönem seçimle Türk Tabipleri Birliği (TTB) Yüksek Onur Kurulu Üyeliği yaptı (1992-96). Hacettepe Üniv. Sağlık Bilimleri Enst. de Biyoistatistik masteri (tezsiz) yaptı. Mayıs 2004 sonrası Ankara Üniversitesi Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi. 10’u aşkın derneğin kurucusu, yöneticisi ya da üyesi. EĞİTİM-İŞ Sendikası Üyesi. Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Edirne Şubesi başkanı (1996-2000) sonra Onursal Başkanı, ADD Gn. Mrk. Onur Kurulu ve Yönetim Kurulu Üyelikleri ve Genel Başkan (Baş)Danışmanı, Genel Başkan Yardımcısı (2004-6)... ADD Bilim - Danışma Kurulu yazmanı (2010-14). Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (Mülkiye) Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü) bitirdi (2011-16). Türkiye'de tek TIBBİYELİ + MÜLKİYELİ.. Uzmanlık alanında 257 yerli, 48 adet yabancı (toplam 305) bilimsel bildirisi, yayını, kitap ve bölümleri var. Birçok bilimsel tıp dergisinin yayın danışmanı. Cumhuriyet Gazetesi’nde (22 adet), Atatürkçü yayın organlarında 600'e yakın makalesi yer aldı. Google'da yaklaşık 5,5 milyon kez kez site edildi. Kemalizm, Aydınlanma, sağlık hakkı ve politikaları… İş ve Meslek Hastalıkları, Küreselleşme.. gibi konularda Türkiye’nin her yerinde, Kıbrıs’ta, Almanya’da, Belçika’da, Avusturya’da (Üniversitelerde 92, Lise ve İlköğretimde 90+, askeri birlik ve polis okullarında 12+).. toplam 1495 adet -çoğu görsel- konferanslar verdi ve 200’ü aşkın radyo-TV konuşması yaptı (1996 sonrası rakamları). Okuma-yazmayı, tıp eğitimi vermeyi, Türk Halkının hak ettiği eşit ve nitelikli sağlık hizmetlerine erişmesi ve Yüce Atatürk’ün açtığı ışıklı yolda sonsuza dek ilerlemesi için bilimsel akılcılıkla çaba göstermeyi, yaşamının başlıca erekleri ve keyifleri olarak algılıyor. Sağlık Hukuku master eğitimi sürüyor (tez döneminde). Evli, 1 çocuklu. Saygılarımla. 15.01.2017 Prof. Dr. Ahmet SALTIK Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Mülkiyeliler Birliği Üyesi profsaltik@gmail.com www.ahmetsaltik.net facebook.com/profsaltik https://twitter.com/profsaltik İ l e t i ş i m : Telefon : 0312 595 6000 / 8624 (iş) 0312 363 8990'dan (pbx) Cep : 0532 661 8498 Belgegeçer : 0312 319 8236 (Anabilim Dalı) Posta adresi : Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı AbD, Cebeci Hastanesi, Dikimevi / ANKARA

“Katar krizi” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir