Mağdur biziz, gaddar siz!

Mine G. Kırıkkanat

Mağdur biziz, gaddar siz!

Bu ülkede, demokrasinin beşiği sayılan ülkelerde yoksulların hayal bile edemeyeceği bir fırsat eşitliği vardır. Yırtık ayakkabılı, paltosuz, yarı aç çocuklar kilometrelerce yürüyerek okula gider ve başarırlarsa; en iyi üniversiteleri kazanabilir, mühendis olur, doktor olur, işadamı, hatta politikacı olur, Meclis’e girer, başbakan seçilir, Cumhurbaşkanlığı koltuğuna bile oturabilir ve kimse, kimse, onlara “Sen kimsin ki bu mevkilere yükselebildin” demez, aşağılamaz, küçük görmez, aksine başarısını takdir eder, saygı gösterir.
Askeri okullardan zengin çocukları değil yoksul çocukları subay çıkar, kurmay olurlar, general olurlar ve Genelkurmay başkanlığına da yükselebilirler. Oysa demokrasinin beşiği sayılan ülkelerde, ancak karnı tok, sırtı pek ailelerin çocukları parlamentoya girmeyi hayal edebilir ve yalnız varsıl çocukları, o da öyle rastgele değil, aile geleneği olarak general, orgeneral ve Genelkurmay başkanlığını hedefleyebilir…

***
Bu ülkede, o ülkelerde hayal bile edilemeyecek bir sınıf eşitliği vardır. Daha doğrusu sınıf yoktur; hatta çoğu kez haksızlığa yol açacak bir ayrımsızlıkla, hiç olmamıştır! Sırtına dengini vuran kente gelir, kamu arazisine gecekondusunu kurar, çoğalır, seçim vakti gelince zorbaya salt yoksul diye hiç hak etmediği bedava devlet tapusu verilir, suyu, elektriği çekilir, yolu yapılır. Tapuyu müteahhide satınca yasalara uyan yurttaşlardan çoook daha zengin olur, üstüne bir de müteahhit olur ya da politikaya atılır; kendisi talandan geldiği için ormanları, suları, madenleri, dağları taşları yağmalar, kentleri betona boğup yaşanmaz hale getirir ve çoğu kez toplumdaki iyi kötü yerini, yaşam kalitesini hak ederek kazanmış dürüst yurttaşlardan daha fazla saygı görür.
***
Bu ülkede 15 yıldır, ezici çoğunluğu işte bu övülesi fırsat eşitliğinden ve yerilesi, çünkü hakkaniyetsizliğin ta kendisi sınıfsızlıktan yararlanan AKP’liler iktidar. 15 yıldır her seçimde “mağduruz da mağduruz” edebiyatıyla ağlaya zırlaya merhamet topladılar; yediler, içtiler, semirdiler, geldikleri yeri unutmak isteyecek kadar ego şişkinliğine eriştiler. Sözümona mağduriyetleri, cami yokluğu, imam yokluğu, İHL eksikliği ve din özgürlüğü değildi, olamazdı, çünkü kendileri mebzul miktarda var olan bu kurumlarda yapılanmışlardı. Dolayısıyla sadece ve sadece kadına bizzat biçtikleri bacağını kır, evinde otur, çocuk yap, kocandır döver, ama sana itaat düşer rolü için elzem olan başörtüsü yasağından ibaretti.
Önceleri, “Benim başörtülü bacımı okutmadılar” diye ağladılar. Ama iktidar olunca kaldırdıkları başörtüsü yasağı, üniversitelerde kız öğrenci oranının artmasını sağlamadı. Aksine, başörtüsü anaokullarına dek indi ve sapık adamlara peş keş çekilen çocuk gelinler skandal boyutlara ulaşırken, kadın cinayetleri %1400’e katlandı.
***
Sonraları, “Benim başörtülü bacıma saldırdılar” diye zırladılar. Belinde zincirler şakırdayan deri pantolonlu adamların bacının üstüne işediğini anlattılar ballandıra ballandıra.
Fantezi müthişti. Yalan çıktı.

Ama iktidarları, ihale ulufesi dağıttıkları yamuk yumuk cüdamların dört “karı”yla fantezi yaşamalarına yaradı… Mağduruz diye sızlanarak yüklerini ve birbirlerini tuttular,
memleketi yağmaladılar, doymadılar. Yegâne mağduriyetleri, topladıkları ganimeti nereye istifleyeceklerini artık bilemiyor olmaları.

Çünkü dünya onlar için güvenli bir yer değil, artık. Çünkü elbette Suudi Arabistan ya da Pakistan’da değil, ABD’de okuttukları çocuklarıyla, torunlar için en azından İtalya’yı falan şavulluyorlar, ama o dünya artık onlara kapalı. Çünkü mazlumuz diye ağlaya zırlaya,
zalime dönüştüler. Üstelik orada burada alay konusu olacak kadar, kuşkusuz zevkleri kadar
sığ, rüküş, gülünç ve bir o kadar kaba zalimlere…
***
Ama asıl vahimi, fırsat eşitliğini yok etmeleri ve ayrımcılık yaratmaları oldu.
Bu ülkede artık onlar ve biz varız. Onlar zalim ve zengin, biz her dem mazlum ve mağduruz.
İhalelerden men edilenler, bizim işadamlarımız. İşinden atılanlar, bizleriz. Sokaklarda dövülenler, öldürülenler bizden. Hapse atılanlar bizim eşlerimiz, babalarımız, dostlarımız.
Ama her baskı rejiminin ezdiği bizler, mazlumuz diye ağlamayacak, mağduruz diye merhamet dilenmeyecek kadar mağrur; gaddarın zulmünden korkmayacak kadar cesuruz!

  • HAYIR diyoruz, kazanacağız.

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir