TBB Kurultayı : ÇALIŞMA YAŞAMININ GÜNCEL SORUNLARI

tbb_logosu

ÇALIŞMA YAŞAMININ GÜNCEL SORUNLARI
KONULU SEMPOZYUMDA İŞÇİ SORUNLARI
4 ANA BAŞLIK ALTINDA DEĞERLENDİRİLDİ 

TBB Kurultayı :
ÇALIŞMA YAŞAMININ GÜNCEL SORUNLARI 

Taşeron Sistemi
İş Kazalarında Sorumluluk
Çalışma ve Dinlenme Süreleri
5510 Sayılı Kanunun Uygulaması

Türkiye Barolar Birliği, Kocaeli Barosu ve Kocaeli Üniversitesi tarafından ortaklaşa düzenlenen “Çalışma Yaşamının Güncel Sorunları” konulu Sempozyum, 9 Mayıs Cumartesi günü, Kocaeli Ticaret Odası Meclis Salonunda gerçekleştirildi.

Sempozyumun açılışında konuşan Kocaeli Barosu Başkanı Av. Sertif Gökçe, Kocaeli’nin
sanayi kenti olması nedeniyle çalışma ilişkilerinden kaynaklanan sorunlarla sıklıkla karşılaştıklarını söyledi. Soma’da yaşanan maden faciasına da dikkat çeken Gökçe,

“Soma maden faciası ve öbür sektörlerde meydana gelen iş kazalarının ‘işin fıtratında’ olmadığını, ancak ciddi önlemlerle bu tür kazaların önüne geçilebileceği hepimizin malumudur.” dedi.

Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu Üyesi ve Emek Komisyonu Koordinatörü
Av. Kürşat Karacabey’in oturum başkanlığını üstlendiği ilk oturumda
“Taşeron Sisteminin İşçi Sağlığı ve İş Güvenliğine Etkileri” konusu ele alındı.

Pek çok sektörde işçilerin, canlarıyla sömürüldüğünü ve emeklerinin karşılığını da
hiçbir biçimde alamadıklarını kaydeden Karacabey, sorunun son derece önemli ve yakıcı olduğunun altını çizdi. Karacabey şöyle konuştu:

“Konunun teknik değerlendirmelerini uzmanlarımız ayrıntılı biçimde yapacaklar ama taşeronlukla bağlantılı olunca k,m, genel fotoğrafları tanımlama zorunluluğunu hissediyorum.

Taşeronluk çok genel bir kavram. Üretimde de bir mekanizma olarak yerini alıyor.
Dünyada emek ve emekçiler sürekli kaybediyor, özellikle son yıllarda hızla kaybediyor.
Hatta dünyanın genel insanlık fotoğrafına baktığımızda; bütün ülkelerin toplamda yarattıkları, ürettikleri gayrisafi ulusal gelirden alınan pay anlamında ya da pastanın bölüşümü anlamında çoğunluğu oluşturan yoksul ülkelerle, azınlığı oluşturan zengin ülkelerin aldıkları pay arasındaki denge hızla açılıyor. Ayrıca Bangladeş’ten İsviçre’ye, ABD’ye dek her bir ülkede de
aynı fotoğraf kendisini gösteriyor. Ulusal gelirin (gayrisafi milli hasılanın) büyük çoğunluğunu alan küçük azınlıkla geri kalanla yetinen büyük çoğunluğun payları arasındaki denge de
sürekli açılıyor. Bu, bana göre kapitalizmin doğasında olan bir özellik. Hele son yıllarda kapitalizmin hızla küreselleşmesi, kâr hırsında sınır tanımaması, hırçınlaşması bu sonucu
daha da belirgin duruma getirdi. İşte emek taşeronluğu da bu sürecin yarattığı sorunlardan biri olarak insanlığın önüne gelmiş bulunuyor.

Emek taşeronluğunu akademik tanımlamalardan azade (A: ayrı) şöyle anlıyorum;
Zor durumdaki insanlar genellikle asgari ücretten emeklerini bu işi meslek edinmiş bir şirkete teslim ediyorlar. O şirket, o emekleri 3. bir kişiye, kuruma ihaleyle, görüşmeyle, pazarlıkla pazarlıyor ve emeğin üzerinden kar elde ediyor. Bir ticaret var. Bu köleliğin belki cilalanmış ama ilk çağlardakinden çok daha çirkin bir yüzünü temsil ediyor. Bir kere emek taşeronluğunu felsefi açıdan mazur görmek, ona olumlu bakmak mümkün değil.

Bu sistem aynı zamanda işçi sağlığı ve iş güvenliğine de yansıyor. Geçen ay Soma maden kazası ile ilgili Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi’nde bir süre yargılama devam etti. Biz de bir bölümünde bulunduk. Oradan çıkan sonucu paylaşmak istiyorum:

2008 yılına dek bir başka firma işletirken, daha önce devlet (TKİ) işletiyordu, 2008’de
son kazaya neden olan firmaya devrediyor. Devretmeden önce 450 işçi var. Bu 450 işçiye
yeter ekipman (AS: donanım), güvenlik personeli var ve o ana kadar bir kaza yaşanmıyor.
Böyle bir patlama, hatta tıpatıp aynısı olduğu söyleniyor, yaşanıyor ancak anında tahliye gerçekleştiriliyor ve bir kişinin bile burnu kanamıyor. Sırf bunu gerekçe göstererek bu firma
bu madeni, bu riske karşın bu şekliyle daha çok işletmenin mümkün olmadığını gerekçe gösterip TKİ’ye de bu durumu bildirerek devretmek istiyor ve devralan firmaya geçiyor. Devralan firma ilerleyen süreçte çalışan sayısını 3 bine çıkarıyor. Güvenlik donanımı aynı, önlemler aynı, güvenlik personeli aynı… Bu da yetmiyor taşeronluk sisteminin yansıması sonucunda üretimi % 50 artırıyorlar. Resmen orada taşeronluk görünmüyor sistem itibariyle ama anlatılanlardan
o sonuç çıkıyor. Aslında fiilen orada da taşeronluk var. Onun için taşeronluk doğrudan işçi sağlığı ve iş kazalarıyla ilgili. Maden gibi işletmelerin doğası gereği devlet tarafından işletilmesi kaçınılmaz. Aksi takdirde öbür yanda belirleyici olan sınırsız kar hırsı oluyor.

Pek çok sektörde işçiler, hem canlarıyla, hem terleriyle sömürülüyorlar ve
emeklerinin karşılığını da hiçbir biçimde alamıyorlar. Sorun son derece önemli ve yakıcı.”

Sempozyumun devam eden öbür oturumlarında da sırasıyla, “İş Kazalarında
Cezai Sorumluluk”
ve “İş Kazalarında Hukuki Sorumluluk ve Tazminat”,
“Çalışma ve Dinlenme Süreleri, Fazla Çalışma” ve “İş Kazaları ve Meslek Hastalıkları Açısından 5510 Sayılı Kanun Uygulaması” konuları ele alındı.

===================================

Dostlar,

Bu yakıcı soruna duyarlığı için TBB’ye ve hukukçlarımıza teşekkür ederiz.
Emekçilerin iş kazası – meslek hastalığı alanında haklarını yasal süreçlerde alabilmeleri
hiç kolay oluyor. Davalar yıllarca sürüyor. İş Mahkemelerinin yükü ağır. Temyiz aşaması da uzuyor.. Sorunun bu boyutuyla da dikkate alınması gerek.

Öncelikle de iş kazalarını = iç cinayetlerini azalatmak.. Gelişmiş ülkelerdeki düzeye çekmek..
Bu “kazalardan” korunmanın % 98’e dek olanaklı olduğunu akıldan çıkarmamak.
Ülke genelinde bir GÜVENLİK KÜLTÜRÜ iklimi yaratmak.
Bunun için de öncelikle balığın baştan kokmaması gerek.
Başbakan. Çalışma Bakanı gibi en önemli sorumluların bu cinayetleri “fıtrat” a bağlamamaları gerek. Bu çok ağır bir sorumluluk.. Siyasetçilerin aklını başına toplaması gerek…

Türkiye’nin ölümlü iş kazalarında yüzbinde 21 (21E-05) dolayında bir hız (rate) ile
Avrupa’da 1.; Dünyada 3. sırada olması yüz kızartıcı bir durumdur.
Hele bu tabloyu fıtrat ile açıklamaya kalkmak daha da utanç verici bir davranıştır.
Düpedüz dinsel inanç sömürüsüdür!
ILO ölçütleri yüzbinde 14 iken (14E-05) Türkiye verisi bu rakamın 1,5 katıdır ya da
% 50 fazlasıdır. Neden?

Fıtrat yalnız Türkiye’de mi geçerlidir?

Tanrı Türk’ü korumaktan vaz mı geçmiştir?
Ya da terine Müslüman Türkleri özellikle mi cezalandırmaktadır?
“Fıtrat” çı politikacıların bu sorulara yanıt vermesi gereklidir. 

Halkı aptal yerine koyarak günümüz Türkiye’sinde hiçbir olumlu iş yapılamaz..

  • AKP’li 12+ yılda en az 15 092 işçi,
    Nisan 2015’te ise en az 130 işçi yaşamını yitirdi

Bu ağır tablonun vebali ve politik sorumluluğu AKP kadrolarının sırtındadır.

Sevgi ve saygı ile.
17 Mayıs 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir