TÜRKLER KURTULUŞ SAVAŞINI NEDEN KAZANABİLDİ?


TÜRKLER KURTULUŞ SAVAŞINI NEDEN KAZANABİLDİ?

portresi
 
Zeki Sarıhan
 
26 Ağustos 1922’de 200.000 kişilik Türk Ordusunun Afyon Cephesinde gene bu kadar kuvvetle bekleyen Yunan Ordusuna karşı giriştiği Büyük Taarruz, Türkiye tarihinde ve yeni Türkiye’nin kuruluşunda belirleyici bir öneme sahiptir. Bu savaşın neden Türkler tarafından kazanıldığı, üzerinde düşünülmeye değer bir konudur. Türkler, 1. Dünya Savaşı’nda yenildikleri halde Kurtuluş Savaşı’ndan neden zaferle çıkmışlardır? Kurtuluş Savaşı’nın ne büyük zorluklar ve olanaksızlıklar içinde kazanıldığını anlatan ifadeler doğrudur. Dört yıllık kahredici bir dünya savaşından ezik, morali bozuk bir millet çıkmıştır. Saray galiplere teslim olmuş, Ordu dağıtılmış, donanma bağlanmıştır. Yurt topraklarının bir bölümü işgal veya denetim altındadır.
 
Nutuk’un girişinde yer alan bu saptamalar, Kurtuluş Savaşı ile kazanılan başarının büyüklüğünü anlatmak için günümüze dek yinelenmiştir.
Peki, o halde bu savaş nasıl kazanılmıştır? İrdeleyici bir mantıkla hareket etmeyip işin kolayına kaçan birçok kalem, bunu Mustafa Kemal gibi bir siyasi ve askerî önderin dehasına bağlamakla yetinmişler, bu anlayış
O’nu ve arkadaşlarını “Çılgın Türk” olarak nitelemeye yol açmıştır.
Bu da belli ki Türklerin gururunu okşamaktadır.
 
Oysa hiçbir deha, koşullar elverişli değilse, yani dehanın kanıtlanacağı altyapı yoksa bir başarı gösteremez.
 
BAŞARI İÇİN KOŞULLAR ELVERİŞLİ İDİ
Başarı için koşullar elverişli idi. Türklerin yitirilmiş bir genel savaşın sonunda ellerinde kalan anayurtlarında bağımsız bir devlet kurmalarının koşulları vardı. Kurtuluş Savaşı, bu koşullar var olduğu ve var olduğunun bilinip ona göre politikalar geliştirilmesi nedeniyle başarıya ulaşmıştır.
Bu koşullar şunlardır:
 
1. Devrim Hareketlerinin Yükseldiği Bir Dönem:
  
Türk Kurtuluş Savaşı, milletlerin bağımsızlık ve sosyal kurtuluş için Çin’den Almanya’ya dek harekete geçtikleri 20. yüzyılın ilk çeyreğinde gerçekleşti. Bu dönemde Almanya, Avusturya-Macaristan, Çin, Rus İmparatorlukları yıkıldı, yerlerine bağımsız devletler ve cumhuriyetler kuruldu.
Hele 1917’de gerçekleştirilen Ekim Devrimi (AS: SSCB’yi kuran),
bütün ezilenlerde büyük bir kurtuluş umudu yarattı. Bu koşullarda,
tarihi durdurarak veya tekerleğini tersine yürüterek Türklerin vatansız ve devletsiz bırakılması düşünülemezdi. Dünya politikasına adımını atmakta olan ABD’nin başkanı Wilson bile, 1918’de savaşın bitmesinden önce yayınladığı bildirgede, savaştan sonra kurulacak yeni dünya düzeninde, Osmanlı Devleti’nin çoğunluğu Türklerden oluşan yerlerinde bir Türk Devleti bırakılacağını ilan etmişti. Bu durum, yenilmiş olmalarına karşın Türklere cesaret veren olguların başında gelir. O dönemde yayınlanan makalelerde ve miting konuşmalarında “milletlerin uyanıp devletler kurduğu bu devirde” Türklerin bağımsızlıklarının ellerinden alınmayacağına pek çok vurgu yapılmıştır
2. İmparatorluk Mirasına Sahip Olmanın Verdiği Kendine Güven Duygusu:
 
Gene o dönemin yazı ve konuşmalarında pek çok kez dile getirildiği gibi Türkler, tarihin sayılı milletlerindendi. Daha önce kurdukları devletler (bunları yeni yeni öğreniyor ve sahipleniyorlardı) bir yana bırakılsa bile Anadolu’nun yaklaşık dokuz yüz yıldır sahibiydiler (AS: 1071 Malazgirt utkusu sonrası..). Osmanlı Devleti gibi büyük bir imparatorluğu altı yüz yıl yönetmişlerdi (AS: 1299 -10 Ağustos 1920 – SEVR). Tamam, milletler devri başladığı ve yenilgiyi kabul ettikleri için başka milletlerin yaşadığı yerlerden vazgeçmişlerdi. Ama anayurtları olan Anadolu’da yeni bir devlet kurmaları onların vazgeçilmez hakkıydı ve bu devleti medeni bir biçimde yönetebilirlerdi.
 
3. Türkler Devrimci Bir Aydın Birikimine Sahiptiler:
 
Tanzimat’tan (AS: 3 Kasım 1839) beri yetmiş yıldır Batılılaşmaya, Avrupa’nın geliştirdiği modern kurumlarla devleti ve toplumu yeniden yapılandırmaya çalışıyorlardı. 1876 Anayasa hareketini, 1908 Hürriyet Devrimi’ni (AS : (2. Meşrutiyet) yaparak milletlerin yenileşme kervanına katılmışlardı. Yurtsever, devrimci sivil ve asker kadrolar yetişmişti.
Alman çıkarları hesabına girilmiş ve kötü yönetildiği için büyük yitikler 
verilmiş de olsa 4 yıllık bir savaşta büyük deneyim sahibi olmuşlardı. Arkalarında Çanakkale ve Kutülamere gibi övünebilecekleri zaferleri de vardı.
 
      4.  Değerli Müttefikler Vardı: 
 
Türkler Kurtuluş Savaşında “Yedİ Düvel” ile savaştılar. Ama bunların hepsine bedel Sovyet Rusya gibi güçlü bir müttefik edindiler. 1. Dünya Savaşında Alman emperyalistlerinin patronluğu Türkleri zafere götüremedi ama Kurtuluş Savaşında başta Sovyetler Birliği’nin politik ve askeri-mali desteğiyle İslam Ülkelerinin en azından hayırhah tutumu
zaferi güvenceleyen çok önemli bir olgu idi.
 
        5. Emperyalistler de Yorgundu: 
 
Türkiye, Kurtuluş Savaşı’nda Rusya dışında 1. Dünya Savaşı’nda çarpıştığı devletlerle karşı karşıyaydı. Bu devletlerin (İngiltere, Fransa, İtalya, Ermenistan…) orduları ve halkları da savaş yorgunu idiler. Türkiye’nin önüne Çanakkale’de, Sarıkamış’ta, Çöl’de olduğu gibi büyük ordularla çıkmadılar. Fransızlarla gerilla ve şehir çarpışmaları yapıldı. Onlar ve İtalyanlar savaşın bitmesinden önce çekilip gittiler. Anadolu’ya ordular göndermek yerine Yunanistan’ı öne süren İngiltere bile askerî olarak arka planda kalmayı tercih etti. Türk direnişinin gücü Yunan ordusuyla denendi. Öte yandan, bu ülkeler arasındaki çıkar çatışmaları Türkiye’nin zaferini kolaylaştırdı.
 
 Bir savaşın kazanılmasında siyasal ve askerî önderlerin uyguladıkları strateji ve taktiklerin önemi büyüktür ancak yaklaşık 4 yıl süren Kurtuluş Savaşının zaferini bir kişinin dehasına bağlamak çok yanlıştır.
1. Dünya Savaşında Enver Paşa’nın yerine Mustafa Kemal Paşa’yı koyabilseydik bile o savaş gene de yitirilmeye mahkûmdu.
 
Kurtuluş Savaşını kazandıran koşulları böylece sıraladıktan sonra,
onun kadar önemli olan bu savaşın hangi politikalarla kazanıldığını da anlatmak gerekecek. 
(Ayvalık, 26 Ağustos 2014)
===================================================Dostlar,

Özellikle yakın tarih araştırmalarıyla tanıdığımız Sayın Zeki Sarıhan,
Türk Kurtuluş savaşının kendince nesnel bir irdelemesini yapıyor.

Kendisine teşekkür ederiz..

Ancak. nesnellik adına en azından şu 2 olgu kurban edilebilir mi??

1. Yazının başlığında ilk sözcük “BİZ” olsaydı nesnel tarih irdelemesine
nasıl engel olabilirdi ki?

2. Bir de kutlama eklense, 92 yıl sonra bir kez daha “kutlu olsun!..” denseydi yazı değerinden bir şey yitirir miydi??

Sevgi ve saygıyla.
26.8.2014, Sapanca

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net 

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir