Geçmişimiz ve Geleceğimizdir Köylerimiz…


Arşivimizden…

Dostlar,

6330 sayılı Büyükşehir Yasası, 30 Mart 2014 yerel seçimlerinin ardından yürürlüğe girdi. Son derece köklü ve ağır değişimleri bedeller söz konusu.. Ne var ki,
yaygın toplum kitleleri durumun ciddiyetinin ayırdında değil.  

Küresel sermaye ve yerli işbirlikçileri kentsel rantlarla yetinmek niyetinde değil..
Köysel alanlarda yabancılara toprak satışı ve yerleşme izni, 1924 tarihli ve 442 sayılı Köy Yasası uyarınca olanaklı değildi, bu kritik engel de aşıldı. Yeni B2 arazileri yaratma olanağı doğdu.. Örneklerini İzmir, Bodrum, Muğla… görmeye başladık.. Valilikler kırsal taşınmazları diledikleri belediyelere aktarıyor (politik Rant transferi!);
tüm il halkının malı olan Özel İdare mülklerini peş keş çekiyorlar.. Belediyeler de talan mantığıyla haraç – mezat özelleştirerek yerli – küresel sermayeye ikram ediyorlar..

  • Bunca açgözlü ve devasa yağma – talan, klasik sömürgecilik dönemlerinde ne Asya’da, ne Güney Amerika’da ne de Afrika’da görüldü!

Yazıklar olsun AKP iktidarına.. Tarihsel vebali öyle büyük ve öyle dönüşümsüz ki!

Kendine yetebilen milyonlarca üretici köylü, özyeterliğini yitirerek bağımlı kılınacak..

Küresel sermaye bir yandan kentsel rantları devşirecek, bir yandan da kırsal kaynakları. Türkiye alttan ve üstten (kırdan ve kentten) küresel sermaye baskısı ile çok daha
hızlı dönüştürülebilecek, yani küresel sisteme çifte baskı ile ve hızla eklemlenerek postmodern sömürge kılınması hızlandırılacak..

Tüm bunlar, kökü dışarıda makropolitikalarla Anadolu köylüsüne dayatılırken,
Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı da hiçe sayılarak, sınır değişimi,
1500 dolayında belediyenin kapatılması konusunda görüşü de alınmaksızın..

Mülki yönetim, yerel yönetim lehine demokratikleşme – yerelleşme masallarıyla geriletilip – daraltılırken; Ülke bir yandan da eyalet yönetimlerine – federalizme taşınacak..

Seçimle gelen büyükşehir – bütünşehir belediye başkanı geniş yetkileriyle
özeksel (merkezi) yönetimin atadığı geleneksel mülki amir Vali’nin önüne geçirilecek.. 

Türkiye bir de Avrupa Bölgesel Yönetimler Özerklik Şartı‘na taraf oldu mu,
26 Bölgesel Kalkınma Ajansı‘nın öncülüğünde başı göğe erecek..
Belki de başlangıç için 26 Eyalete, Federal sisteme ve Başkanlık Rejimine geçecek..

Yerel seçimlerin telaşı içinde bunları yazma fırsatı bulamamıştık..
Sayın Arzu Kök‘e teşekkür borçluyuz.

Vurgulayalım ki; sorun salt “köy nostaljisi” ile sınırlı veya ondan ibaret değil..

  • Büyükşehi Belediye Yasası rejimi ile Türkiye’nin büyük bir hızla ve gaddarca emperyalist tasfiyesidir yüz yüze geldiğimiz ve ne acı ki yine yerli işbirlikçiler sayesinde!
  • Nüfusu 750 bini aşan her şehir, otomatik olarak boynunu 6360 sayılı yasanın giyotinine uzatacak iliğine – kemiğine dek sömürülecektir..
  • Eğer bu yasa ilk fırsatta geri çekilmez, bir biçimde Anayasa Mahkemesi önüne götürül(e)mezse..
  • CHP, MHP olup bitenin ne denli ayırdında acaba??

Sevgi ve saygıyla
10.7.2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

==========================================

Geçmişimiz ve Geleceğimizdir Köylerimiz…

Anadolu merkezidir birçok medeniyetin. Bir düşünürdür Anadolu. Düşündükçe var olur. O’na zapt edilen düşüncelerle barışık olmuştur asırlardan bu yana ve tanışıktır hepsiyle. Ama ideolojik safların arasında itile kakıla bugünlere getirildi. Bir yanda kentler kuran Devlet şirketleşmekte, düşüneni ise para uğruna yok etmektedir. Bu nedenledir köylere düşmanlık. Anadolu’ya yayılan köylerimiz temelidir kültürümüzün. Köyler olmadan olanaksızdır geçmişle gelecek arasında bir bağ kurabilmek. İşte bu nedenledir ki,
yok edilmeliydi köyler ve çıkarıldı bir yasa. “Büyük şehir yasası” dendi adına
(AS: 6330 sayılı 2012 tarihli yasa). Bu yasa ile de büyükşehirlerdeki 16 bin köyün
tüzel kişiliği kaldırılıyor. Her biri mahalle oluyor. Bu yasa Anadolu köyleri ve kültürüne
büyük bir darbe vurmak için hazırlanmış adeta. Tümüyle İtalya modeli olan yasa,
tüm (AS: Köy tüzel kişiliğinin) mal varlıklarının belediyelere devredilmesini sağlayacak.

Seçimler yapıldı (AS: 30 Mart 2014 yerel seçimleri) ve artık yürürlüğe girecek bu yasa. Yok olan köylerde yetki devri gerçekleşecek. Tüzel kişilik hakları kaybolacak.
Gelirler ticari şirketler, belki de çok uluslu şirketlerin eline geçecek.

Küçük ölçekli hayvancılık ve tarım faaliyetleri yok olacak.

Fabrikalaşmanın getireceği, sanayileşmiş ve kaybolacak doğal beşeri özelikler
yok olacak. Hayvansal ve tarım üretimi şirketlerin eline geçecek. Her şeyden önce kadim Anadolu düşüncesi yok olacak, devletin resmi bilgi ideolojisi yerleşecek. Köy arazileri TOKİ vb. şirketlerin yatırımlarına açılabilecek. Doğanın düşüncesi yok olup, plastik bir yaşamın yerleşmesi sağlanacak.

Başbakan mitinglerde konuşurken köylülerin büyükşehir yasasıyla rahata kavuşacağını belirtiyor. Ancak yasa uygulamaya girdiğinde bunun hiç de öyle olmayacağını görecek herkes. Evinin yanına bir kümes bile yapsa bunun için büyükşehir belediyesinden
ruhsat alma zorunluluğu ile karşılaşacak. Bunların hepsi de ekonomik külfet getirecek. Hatta ölülerini bile mezarlığına defnederken izin sorunları yaşayacak köylüler.
Bu konudaki duyurular mezarlıklara asılmaya başlanmış bile.

Büyükşehirlerdeki 16 bin köyün tüzel kişiliği tek bir cümleyle yok edildi. Hepsi bir kalem ile kentli (mahalle!) yapıldı. 2012’de halkın %77.3’ü il ve ilçe merkezlerinde oturuyordu. Yasa ile 14 ilin de büyükşehir belediyesi statüsüne geçmesi ile toplam 30 ilde, belde ve köylerin ilçe belediyelerine mahalle olarak katılmasıyla kentli oranı %91.3’e yükseliverdi. Yani bitirdiler nihayet köylüyü. Köylü kalmadı memlekette. (AS: Kocaeli ve İstanbul’da bu yasadan önce tüm köyler mahalleye dönüştürülerek mülki il sınırı belediye alanı ile eş kılındı.. 40 bin değik artık 17 bin dolayında köyümüz var..)

Dünyada da, küçük ve orta ölçekli tarım işletmeleriyle yapılan aile çiftçiliği, bir başka deyişle köylü çiftçiliği endüstriyel dev ölçekli işletmeler ile bitirilmek isteniyor.
Bu şekilde köylerin boşaltılmasıyla köylüler kentlere gelecek, ancak iş ve aş bulamayacak yoksul köylülerin denetimi daha kolay olacak.

  • Geçmişini ve geleceğini yitiren köylü düşünemeyecek
    ve istenildiği gibi yönlendirilecek. 

Büyükşehir Yasası ile neler mi değişecek? Bakalım:

* Köylerin, meraların, sulak alanların ve tarlaların iskâna açılması olanaklı oluyor.
* Orman köylerinin kentsel ranta açılması kolaylaşıyor,
yabancılara toprak satışının önü açılacak.
* Köyler; personelini, taşınır ve taşınmazlarını ilçe belediyesine 1 ay içinde bildirecek.
* Köylerde, tarım/köylü işletmeleri dahil her türlü esnaf işletmeleri
ruhsat alacaklar.
* Köylerde emlak vergisi, Belediye vergileri, harç ve katılım payları 5 yıl sonra alınmaya başlanacak.
* Belediye hizmetlerine ulaşmak daha da zorlaşacak ve hizmetler pahalılaşacak.
* Yasa ile köylü kendi yaşam alanı üzerindeki tüm yönetim haklarını yitirmiştir.
Köy alanlarının rantı belediyelere aktarılmaktadır.
* Köylüler ücretsiz eriştiği altyapı hizmetleri için bedel ödemek zorunda bırakılmaktadır.
* Yasa ile küçük ve orta ölçekli işletmelere sahip köylüler daha da yoksullaşacak ve yok olmak üzere üretim dışına itilecek.

Tüm bu olumsuzluklar bugünden (AS: 31 Mart 2014) başlayarak hız kazanacak. İlçelerde Tarım ve Hayvancılık Müdürlükleri tarafından köy muhtarlıklarına iletilmek üzere hazırlanan yazılarla, yerleşim alanlarına yakın bölgelerde hayvancılık yapılmasının “Umumi Hıfzıssıhha Kanunu” (AS: 1593 sayılı ve 1930 tarihli) gereğince yasaklandığı bildirildi bile. Buna göre ilçe merkezi, belde ve köylerdeki ahır, ağıl ve kümeslerin acil olarak kaldırılması istenecek. Peki ama yalnızca birkaç ineği, keçisi, tavuğu olan köylüler ne yapacak? Yerleşim alanı dışına çıkarılması istenen
bu yerler için tüm köylülerin arazisi var mı? Veya varsa da bu arazilere bir yapı inşa etme şansları var mı? Her gün oraya gidip gelme şansları var mı? Köylüleri böyle mağdur etmek ne denli ahlaksal, ne kadar vicdana uyar?

Köy, köktür ve tohumdur.
Köy, hem geçmişimiz hem geleceğimizdir.

Tüketen insanın savaşların içine sürüklendiği bir çağda, köyler sakince üreten geçmişle geleceğin harmanlandığı yerler olarak varlığını sürdürmelidir. Yeryüzünün ilk köyünün kurulduğu Anadolu’da binlerce köyün üzerini tek bir cümleyle çizmek olanaklı mı?

Aslında bu yasa bir toplumun kendi kökleriyle çatışmasından başka bir şey doğurmayacak. Sizce hangi çatışma bundan daha tehlikeli olabilir ki?

Kökleri yiten bir düşüncenin geleceğinde kopukluk, ileriye bakan Türkiye için
tehlikeli değil midir?

Binlerce köyü tek bir kalemle çizmek, fabrikasyon sebze-meyve, GDO’lu ürünlerle büyütülen çocuklarımız, yok olan kültür değerlerimizden başka ne bırakabilir ki.

Arzu Kök
31 Mart 2014

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir