Savaş ve Strateji

Dostlar,

Sayın Doç. Dr. Sait Yılmaz, son zamanlarda Ulusal Kanal’da başarılı programlar yapan bir akademisyen..

“Savaş ve Strateji” 
başlıklı dolu dolu 7 sayfalık bir çalışması bize ulaştı.
Yazı uzun olduğundan pdf olarak paylaşmak istiyoruz..
Şöyle giriyor :

Giriş

Büyük keşifler sonucunda bütün dünyaya yayılan ülkeler arası rekabet,
15. yüzyılda coğrafi temellere dayanan ittifak arayışlarına yol açmıştı. Politika, ancak 17. yüzyılın sonlarına doğru modern coğrafyanın kapsadığı unsurlara dayanmaya başladı. ‘Doğal Sınırlar Tezi’ ile Kardinal Richelieu (1585-1642), ‘Hayat Sahası Tezi’ ile Friedrich List; politika ile coğrafyayı birbirine bağlayan anlayışı ortaya koydular. “Jeopolitik” kavramı, 19. yüzyılda İsveçli siyaset bilimcisi Rudolf Kjellen tarafından diplomasi ile askerliğin ilişkilerini açıklamak için icat edildi. Realist düşünürler, 300 yıldan beri, coğrafya içinde zengin kaynaklara ulaşmaya yönelik stratejiler peşine düşmüşlerdir. Jeopolitik alanında Batı literatürüne hâkim olan dört ülkede, aşağı yukarı aynı zamanda dört ekolü temsil eden dört şahsiyet ortaya çıktı. Bunlar 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarında Avrupa ekolünden Alman Friedrich Ratzel (1844-1904), Fransız Vidal de La Blanche (1845-1918), İngiliz Sir Halford Mackinder (1861-1947) ile Amerika’lı Amiral Alfred Thayer Mahan (1841-1914) idi. Ratzel; hayat sahası, Blanche; coğrafyanın tehditler yerine fırsatlar sağladığı, MacKinder;
kara hâkimiyet teorisi, Mahan ise deniz hakimiyet teorisi ile tanındılar.
Her birinin eğilimleri çok belirgin bir şekilde ulusal özellikleri ve ülkelerinin entelektüel eğilimi ile uyuşmaktaydı. Amerikan jeopolitik ekolünün gelişmesi Yale Üniversitesi’nden Nicolas Spykman (1893-1943) ile başlar. Spykman, yaptığı dünya coğrafyası değerlendirmesi ile ‘Kenar Kuşak Teorisi (Rimland)’ni ortaya koymuştur…

Devamında                ;

ABD-Çin strateji savaşı…

ABD ordusu tarihi yanlış savaşlara hazırlanmanın örnekleri ile doludur. Soğuk Savaş boyunca Varşova Paktı’ndaki ulus-devletlerle yapılacak konvansiyonel savaş için üstün teknolojileri kullanan bir ordu hazırlandı. Ama bu ordu Vietnam, Irak ve Afganistan’da ayaklanmacılar ya da yamalı bohça ordular ile savaştı. Yeni durumlara uyum sağlamak için yapılan gayretler nihayette işe yaramadı. Bugün ise Çin’in gelişen kabiliyetleri ve zorlayıcı diplomasisine karşı hazırlık yapılıyor. ABD en büyük endişesi Çin’in, askeri gücünü geliştirmeye odaklanmış olmasıdır. Kara Kuvvetleri (PLA) küçülürken, Hava ve Deniz Kuvvetleri operasyonel kabiliyetlerini ve etkilerini önemli ölçüde geliştirmektedir. Çin’in Dong Feng 21D (DF-21D) anti-gemi balistik füzeleri (ASBM), bölgeye gelecek Amerikan savaş gemilerine tehdit teşkil etmektedir. Çin’in A2/AD stratejisi İsveç peynirine benzetilmektedir; dıştaki delikli gözeneklerine rağmen asıl yoğunluk içeridedir. Çin, bu gözenekleri daraltarak, ABD’yi tuzağa düşürmek istemektedir. Bu konseptin ortaya çıkışı Çin Ordusu’nun Tayvan boğazında ABD ile girişeceği bir askeri çatışma için hazırladığı kabiliyetlere karşı koyabilme ihtiyacı oldu. Çin’in Geçit Yok/Alan Reddi (A2/AD) konseptine karşı ABD; Hava-Deniz Muharebe (ASB) ve abluka konseptlerini geliştirdi. ASB, Çin’in ilk ada halkasını yarmak için ABD hava ve deniz kuvvetlerinin birlikte kullanılmasını öngörmektedir. Abluka taraftarları ise, tırmanmanın nükleer bir savaşa yol açabileceği gerekçesi ile bir yıpratma savaşı öneriyor, Çin’in abluka ile ekonomik yönden çökertilmesini tavsiye ediyorlar. Bu konseptler Çin’in Tayvan’ı amfibi kuvvetlerle işgal edeceği varsayımına dayanıyor. 

Çin’in A2/AD stratejisine kısaca Amerikan gemilerini vurarak ablukayı yok etme stratejisine karşılık, ABD; Çin Denizi’nin etrafındaki adalarda (Malakka’dan Tayvan, Filipinler, Japonya ve Güney Kore’ye kadar) 100-200 km. menzilli karadan denize füzeler yerleştirerek Çin’in etrafında ilk halkayı oluşturacaktır. Çin ordusunun sabotaj ve diğer saldırı tekniklerine karşı bu kabiliyetler Pasifik’te Avustralya’ya kadar dağıtılacaktır. Bu planın hassas tarafı büyük ölçüde hedef tespitine dayanması ve müttefiklerin Çin saldırısına açık hale gelmesidir. Plan müttefiklerin de kabiliyetine dayandığından savaş uçakları ve savaş gemileri ile donatılmaları gereklidir. Havai’de konuşlu ABD Pasifik Komutanlığı, kendine müttefik olarak Japonya, Güney Kore, Filipinler, Tayland, Avustralya, Tayvan ve Singapur’u görmektedir. Amerikalılar tarafından geliştirilen Hava-Deniz Savaş Konsepti, küresel deniz ulaştırma yolları üzerinde ortaya çıkabilecek tehdit ve engellemelerin bertaraf edilmesini amaçlıyor. Kısaca küresel deniz ulaştırma hatları üzerinde Amerikan vasıtaları için hareket serbestisi korunacak ya da zorla sağlanacak. Bu amaçla geliştirilen müşterek kuvvetin operasyonel seviyede belirli hedefleri ele geçirmesini sağlayacak kabiliyetlere sahip olması öngörülüyor. Bu konsept bir strateji olmaktan çok gelişen teknolojilere göre kuvvet geliştirme programıdır. Bu müşterek kuvvet ile müttefik ve ortaklık üyesi ülkeler ile işbirliği halinde kara, deniz, hava, uzay ve siber güvenlik unsurlarından bir savaş kabiliyeti ortaya çıkarılmaktadır. 

Ve şöyle bağlanıyor           :

Sonuç

Geleceğe bakacak olursak, Avrasya’da büyük güç savaşları veya sistematik çatışmalar potansiyeli yüksektir. Çin’den sonra Rus tehdidinin de belirginleşmesi ABD’nin çok masraflı diye uzun zamana yaydığı kesin sonuçlu savaş kabiliyetlerine geçişini hızlandıracaktır. Karşılık güçler savunmacı değil, saldırgan strateji esasına göre oluşturulacaktır. Ukrayna örneğinde eksikliği görüldüğü gibi süratle gelişen durumlar için kuvvet takviyesinin hızlandırılması gereklidir. Asya’da Çin ve Japonya, birkaç ada için savaşın eşiğinde bekliyor. Japonya deniz kuvvetlerini geliştirirken Çin ile sabır yarışına giriyor. Sadece Japonya değil, Filipinler, Güney Kore ve Tayvan da Amerika’nın koruması altında nükleer Çin’e karşı tetikte bekliyor. Kuzey Kore, yaptığı nükleer testlerin Japonya ve ABD’yi hedef aldığını gizlemiyor. İran ile yapılan son anlaşmasının bu ülkeyi gerçek niyetinden vazgeçireceğine inananların sayısı oldukça az. Arjantin’de ekonomi düzeldikçe, hükümet 1982’deki Falkland’ı hatırlatan şekilde Malvina adalarından bahsediyor. Irak ve Afganistan’da yorulan, borç batağına düşen ve müttefiklerinin güçsüz olduğuna inanan ABD, Asya’daki kurtlar sofrasında nasıl bir strateji izleyeceğini tespit etmeye çalışıyor. Yeni müttefikler bulunmalı ve bunlar kendini savunacak kadar takviye edilmelidir. ABD, İngiltere’den miras aldığı strateji gereği her zaman müttefiklere ihtiyaç duydu ve onları bölgesel düşmanlarına karşı kullanmak için takviye etti. Bu müttefiklere ancak kendi kendilerini savunabilecek kadar yardım etti. Bu ülkeler hegemonya potansiyeli olan ülkelerin çevresinden seçildi. ABD’nin dayattığı bu rol Türkiye’nin Soğuk Savaş’tan beri kıramadığı prangası oldu..

==========================

Yazının tümünü okumak için lütfen tıklayınız…
(Ne yazık ki dili oldukça eski.. Keşke güncel – arı Türkçe kullansa Sn. Yılmaz..)

Savas_ve_Strateji_Sait_Yilmaz_28.4.14

Teşekkürler Sayın Doç. Dr. Sait Yılmaz

Sevgi ve saygı ile.
3 Mayıs 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir