E. Org. Hurşit TOLON : NEDEN TUTUKLANDIM ??

Dostlar,

Aşağıdaki yazı tam bir trajedi..

İnsan hücrelerine dek utanıyor, acı duyuyor..

Türkiye, kendisinin emekli Ordu komutanına nasıl böyle bir komplo ya da tuzak kurabilir?

Ülkemizde kimlerdir bu entrikaları tertip edenler?

Devlet neden bunları engellemez de kendi evlatlarını vicdansızca kurban verir??

Tarih elbet çıplak gerçekleri yazacaktır; üstelik çok geçmeden.
Sorumluluğu da elbet, kökü dışarıda iftiranın ağırlığından geri kalmayacaktır.

  • Devleti; Devlet gibi davranmaya çağırıyoruz..

Bu enkaz, kurgulayanları da ezer, unutulmasın..

Sevgi ve saygı ile.
23.1.13, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

=============================================

 
E. Org. Hurşit TOLON : NEDEN TUTUKLANDIM ??

Hurşit Tolon neden tutuklandığını YURT’a anlattı..

Zirve Yayınevi davasından da tutuklanan emekli Orgeneral Tolon,
karara yönelik “TSK’nın yargılandığının kabulü” yorumu yaptı.

BARIŞ TERKOĞLU
YURT – 21 Ocak 2013 Pazartesi 09:54

Emekli 1. Ordu Komutanı Orgeneral Hurşit Tolon, geçen cuma günü
Zirve Yayınevi davasında tutuklandı
.

Biri Alman uyruklu üç çalışanın öldürülmesine ilişkin Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın ek iddianamesinde Tolon, bir numaralı sanıktı. Tutuklanmasının “TSK’nın yargılandığının kabulü” olduğunu söyleyen Tolon, “Onursuz özgürlüğe şerefli esareti tercih ederim” demişti.

Hurşit Tolon, Zirve Davası’na ilişkin sorularımızı yanıtladı.

Tolon’un sanık olmasının iddianamede iki delili var.

Birincisi Tolon’un cinayet günü Malatya İnönü Üniversitesi’nde
konferans vermesi
.

İkinci delil ise Ordu’dan disiplinsizlik nedeniyle atılan İlker Çınar’ın ifadeleri.

Çınar, TSK’da TUSHAD (Türkiye Ulusal Stratejiler ve Harekât Dairesi)  isminde bir yapılanma olduğunu, bu yapılanmanın başında Hurşit Tolon’un bulunduğunu,
Zirve Yayınevi cinayetlerini bu yapılanmanın gerçekleştirdiğini iddia ediyordu.

1992 yılında TSK’ya giren Çınar, 1993 yılında Ordu’dan atılmış,
ardından Hıristiyan olarak misyonerlik faaliyetlerinde bulunmuştu.

Tolon’a iddianamede yer alan ve tutuklanmasına neden olan iddiaları sorduk.

Olay günü Malatya’da bulunmanızın nedeni nedir?
Malatya’da zamanınızı nasıl geçirdiniz?

İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu olay tarihinden bir ay kadar önce telefonla arayarak üniversiteye konferans vermek üzere davet etti
(Emeklilik dönemimde 30’a yakın üniversitede konferans vermiştim).

Daha sonra konferansın konusu, tarihi, ulaşım ve konaklama konularında
birkaç telefon görüşmesi yaptık.

Karşılıklı olarak 18 Nisan 2007 tarihi 14.00 olarak konferans zamanını tayin ettik.

Üniversite tarafından gönderilen uçak biletiyle 17 Nisan 2007 akşamı 20.00 dolayında eşimle birlikte tarifeli THY uçağıyla Malatya’ya gittik.

Havaalanında 2. Ordu Komutanı Hasan Iğsız ve Üniversite Rektörü
Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu eşli olarak beni ve eşimi karşıladı.

Birlikte orduevine gittik ve akşam yemeğinde birlikte olduk.

Sabah, Ordu komutanı ve eşiyle kahvaltı ettik.

Daha sonra ben nezaket ziyaretinde bulunmak üzere karargaha gittim.

Öğle yemeğinde rektör ve yardımcılarıylaydık. 14.00’te konferans başladı.
Soru cevap bölümü ile yaklaşık 16.30 civarında sona erdi.

Üniversite kafeteryasına geçildi.

Eşlerimiz ve Ordu komutanının gelişini müteakip, Ordu komutanı ve eşi,
Ordu kurmay başkanı ve eşi, rektör ve eşi ile ben ve eşim akşam yemekteydik.

Yemekten sonra 21.00 civarında Malatya’dan ayrılıp Ankara’ya döndük.

NECDET ÖZEL DE KARŞILADI

Konferansın konusu neydi, misyonerlik bahsi geçti mi?

21. Yüzyılda Kuşatılan Türkiye”. Kesin olarak misyonerlik konusunda
tek bir kelime geçmedi.

Askerlik yaşamınızda misyonerlik ile ilgili bir görev yaptınız mı?

Hayır hiç ilgilenmedim.

Malatya’ya gittiğinizde Hasan Iğsız sizi törenle karşıladı mı?

18 Nisan 2007 sabahı 2. Ordu Komutanlığı Karargahı’na gittiğimde,
Ordu komutanı beni tören mangasıyla karşıladı.

Bu, şahsıma özel bir uygulama olmayıp çok üst rütbelerden emekli olmuş olanların nezaket kuralı olmanın yanında ilk kez ziyaret ettiğimiz bir komutanlıkta
geleneksel bir uygulamadır.

Yazılı bir kural değildir. Gittiğimiz pek çok garnizonda aynı uygulama yapılır.

Ben de aynı şekilde benden büyük orgeneral/oramiral emeklilerini
aynı şekilde karşılardım.

Nitekim emeklilik dönemimde ziyaret ettiğim Ege Ordu Komutanlığı’nda
Necdet Özel beni aynı şekilde karşılamıştı.

YA RASLANTI YA KOMPLO

Siz Malatya’ya 17 Nisan akşamı gittiniz 19 Nisan’da ayrıldınız.
Sanıklar 16 Nisan’da işleyecekleri cinayeti 2 gün erteleyip, 18 Nisan’da gerçekleştirdi. Böylece cinayet ile sizin konferansınız aynı güne denk geldi. Bu çakışma için ne diyorsunuz?

Çakışma için iki şey söylenebilir:

a) Tamamen talihsiz bir rastlantı,

b) Konferans tarihinin üniversite tarafından önceden yayınlanması nedeniyle planlı bir şekilde tehir edilmesi. Bu menfur cinayetlerin tertipçileri daha yüksek seviyede organizatör ise elbette bu da akla gelmektedir.

TSK’da TUSHAD isimli bir yapılanma var mı?
Siz böyle bir oluşumda görev aldınız mı?

TSK’da böyle bir oluşum yoktur. Silahlı Kuvvetler bünyesinde
adı Türkiye olarak başlayan bir alt kuruluş olamaz.

Olmayan bir kuruluşta görev almam söz konusu değildir.

İlker Çınar kimdir? TSK ile ilişkisi ne?

Tanımıyorum “Ergenekon’un Zirvesi” isimli kitapla davaya ilişkin iddianamede öğrendiğim katıksız bir müfteridir.

İddianameden öğrendiğim kadar; 1992 yılında uzman onbaşı olarak
Kara Kuvvetleri Komutanlığı ile sözleşmeli olarak göreve başlamış.

1993 yılında görevli olduğu 10. Zırhlı Tugay’da “mesaiye alkollü geldiği için
14 gün disiplin cezası almış (23 Haziran 1993).

Daha sonra 30 Temmuz 1993’te firar ettiği için 33. Tugay Askeri Mahkemesi’nin
3 Ekim 1993 tarih 1993/871, 1993/421 sayılı kararı ile 5 ay hapis cezası almış.
11 Kasım 1993-10 Şubat 1994 tarihleri arasında cezaevinde. 23 Kasım 1993’te sözleşmesi fesh edilmiş.

28 Temmuz 1997’de yeniden göreve dönme talebi Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nca reddedilmiş.

Dolayısı ile bu müfterinin aslı olmayan TUSHAD isimli bir kuruluşa tugayda-firarda-hapiste geçirdiği 1993 yılında katılması tamamen hayaldir.

Disiplinsizlik nedeniyle TSK’dan ayrılan personelin müracaat ederek tekrar
TSK’ya alınması Özel Kuvvetler Komutanlığı’nda görev yapması mümkün değildir.

Özel Kuvvetler Komutanlığı’na katılmak için müracaatı da yoktur.

Genelkurmay Başkanlığı’ndan yaptığımız talebe verilen 16 Ağustos 2012 tarihli yanıta göre, 23 Kasım 1993 tarihinde 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunu ve Uzman Erbaş Yönetmeliği’nin 13. maddesi gereğince 10. Zırhlı Tugay tarafından sözleşmesi
fesh edilmiştir.

İddianamenin bütününü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hudutsuz hayal gücüne dayalı bir senaryo için tedarik edilmiş, geçmişi çok parlak olmayan bir müfterinin yüklenmiş bilgilerine dayalı hukuk tarihine geçecek özellikte eşsiz bir iftiraname olarak değerlendiriyorum.

http://www.gazetevatanemek.com/, 21.1.13

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

“E. Org. Hurşit TOLON : NEDEN TUTUKLANDIM ??” için bir yorum

  1. “AVRUPA BİRLİĞİ, TÜRKİYE’Yİ BÖLMEK İÇİN, ALEVİLERE AZINLIK HAKLARI TANINMASINI İSTİYOR!..”

    Şener Eruygur ile Çetin Doğan, bizi cahillikten kurtarmak, aydınlatmak, çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkarmak için Anadolu yollarına düşmüşlerdi. Sahip oldukları yüksek kültürü, aydınlanmayı ve çağdaş uygarlığı bize aktarmak için Malatya İnönü Üniversitesi’nde düzenlenen panel dolayısyla bize aktaracaklardı.

    Ne var ki, Panelin konusu inandırıcı değildi. Atatürk’ün 21. Yüzyıl’da bize ve bütün dünyaya yolgösterdiği iddia ediliyordu. Öğrencilerin ve Öğretim görevlilerin çoğunluğu, bu iddiaya inanmamış olacaktı ki; az sayıda öğrenci ve öğretim görevlisi paneli izliyordu. Ama bu iki askeri fikren yenmek, küçük düşürmek, itibarsızlaştırmak için çok sayıda İlahiyatçı ve İmam Hatipli vardı.

    İlahiyatçılar ve İmam hatipliler, önce Misyonerlikten söz ederek, her iki paşanın havasın aldılar. Her iki Paşa da, misyonerliğe karşı olduklarını hem yemin billah ederek, hem Atatürk’ten örnekler vererek kanıtlamaya çalıştılar. Şener Uygur, daha da ileri gitti: “Avrupa Birliği, Türkiye’yi bölmek için Alevilere azınlık hakları tanınmasını istiyor?” diyerek, İslami misyonerlerin yüreğine su serpti.

    Avrupa Birliği, “Alevilerin Yasalarda ve Anayasa’da yazılı bir Hak ve Hukuku var mı?” diye Türkiye’ye sormuş… Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu da; “Alevilerin Yasal ve Anayasal hiçbir Hak ve Hukukları yoktur… Ama, Camiye gelip namaz kılmalarına engel olmuyoruz!..” diyerek Türkiye adına cevap vermişti. Bunun üstüne Avrupa Birliği, hiç değilse; Alevilere azınlık hakları tanınmasını istemişti.

    Ne ki, Hırıstiyan Misyonerliğine karşı olan, İslam Misponerlerine Yardımcı olan, Alevilere, bölücülük iddiasıyla düşman olan bu askerlik anlayışı, aynı oranda çağdaş uygarlığa, demokrasiye ve insan haklarına da düşmandı… Ve bu düşmanlığı Atatürkle gizlemekten başka bir şey de düşünmüyordu.

    Osmanlı Padişahı, “BEN BU DÜNYANIN SULTANIYIM!..” diyor ve Sünni Misyonerlere zerre kadar taviz vermiyordu.

    Osmanlı Paşası, her şeyden önce; “BU DÜNYA DEVLETİNİN ASKERİYDİ VE SÜNNİ MİSYONERLERLE İTTİFAK HALİNDE OLMAZDI; “bu dünyanın askeri olarak muamele görür, bu dünyanın askeri olarak muamele ederdi… Atatürk ve Kuvay-i Milliye de bu anlayıştan doğmuştu.

    Şener Uygur da, Çetin Doğan da; “ben namaz kılmadığım için mi, Oruç tutmadığım için mi Türkiye bölünür?” deyişimi duymazlıktan geldiler… Ama, her ikisi de; panele kendilerini küçük düşürmeye, itibarsızlaştırmaya, fikren yenmeye gelen Sünni Misyonerlere benden on kat daha yakındılar… Aralarında bir çatışma ve çelişki de yoktu.

    Bu nedenle; bir daha askerlerin panel ve koferanslarını izlemedim. Gerçeği görmekten, gerçek dünyayı algılamaktan aciz olduktan sonra; omuzuna ne kadar yıldız dikarsen dik, gerçek bir asker olamazsın!.. “Alevilere azınlık hakları tanınırsa Türkiye bölünür,” dedikten sonra bu dünyada boşuna yaşamışsın…

    Bir devlet ise; vatandaşlarına ya da tab’asına karşı korunmaz, yöneticilerine karşı korunur!…

    Yöneticilerine karşı korunmayan, kendi vatandaşlarına karşı korunan bir devlette Hak, Hukuk, Adalet, İnsan Hakları, Eşitlik, Uygarlık, Özgürlük olmaz… Her şey yöneticilerin keyfine bağlı olarak yapılır ya da yapılmaz?

    “Kemalist Devlet, yöneticilerine karşı nasıl korunur?”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir