İMA ile İNFAZ


Dostlar
,

Şimdi biraz “soyut takılalım“…

Bizim de üyesi olduğumuz, bir bölüm hekimin yazıştığı “Hekim Forumu” adlı
bir sanal iletişim ortamımız var. Bu ortamda genellikle düzeyli bir iletişim kurulur.

Düzeyli “polemik”ler izlenir. Bunlardan biri de, hem pratik ya da amaçsal bağlamda polemik sayılmaması gereken ama niteliği bakımından oldukça düzeyli bir “polemik” de sayılması gereken (en azından biz göre) bir yazıyı (Deneme desek??)
paylaşmak istiyoruz..

Yazarı, kıdemli psikiyatrist Prof. Dr. Yıldırım Beyatlı DOĞAN..
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden çalıma arkadaşımız, dostumuz.

Yazının başlığı iseİMA ile İNFAZ..”

Keyifli okumalar..
Korteksinizin ısısı bir parça yükselebilir,, 

Sevgi ve saygı ile.
28.11.12, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

==============================================

İMA ile İNFAZ.. 

Prof. Dr. Yıldırım Beyatlı DOĞAN
Ankara Üniv. Tıp Fak. Psikiyatri AbD

Değerli meslektaşlarım,

İnsanların taşıdıklarına inandıkları toplumsal rolleri, onların toplumsal sorunlara nasıl baktıkları ile yakından işkilidir. Doğru bakabilmek doğru düşünebilmekle ilişkilidir.
Doğru düşünebilmek ise akılsal olabilmek ve yöntemsel düşüncenin gerekir ilkelerini benimseyip hayata taşıyabilmekle olanaklıdır. Önce iyi bir insan ardından iyi bir yurttaş ve şimdiki halde iyi bir hekim olabilmek, bu özgül niteliklerin ardışık kazanılması ile oluşur. Oluşum, gelişim, erişim, değişim ve değişebilme dediğimiz evrimsel süreç ancak bu yolla gerçekleşir.

Tıbbiye mezuniyeti yalnızca mesleğin başlangıç noktasıdır. O güne dek ruhunda tohumu ekili değilse, kişi tıbbiye mezuniyetinden sonra ne insan ne yurttaş ne de
-hekim olmak da dâhil-  herhangi bir edimin iyisini eyleyen kişi olamaz. Bu nedenle adam olmayı kadın/erkek tıbbiye sonrasına bırakmak gibi budalaca bir seçim asla insana ait olamaz. Olsa olsa doktor kılığında dolaşan mutatif bireysel varlıkların işi olabilir. Onları irdeleyebilecek bir yönteme henüz sahip değiliz. Klonladığımız canlılar bile, onlar hakkında bize bir şey öğretemez. Bu türler, belki de kendi kendilerine yok olacaklar. Evrim’in olağanüstü resminde 1 pikselcik olsun yer almayacakları için, sonraki kuşaklarda onları tanıyanlar olmayacak. Tabiat tarihi müzelerinde bile yeri olmayacak tezahür sürprizi bu mukallit canlı türü, hekim olarak, hastalığı olan insanların uzak durması gereken tehlikelerdendir.

Akla hemen gelebilecek önemli bir soru da şudur: Bu canlılar nasıl husule gelmektedir?
Doğal tohumlama mı, yoksa Bombus arıları benzeri bunların larvalarını oradan buraya taşıyan aracılar mı var? Yoksa bunlar hünsa mı? Tabiat şaşırtıyor insanı. Anında cinsiyet değiştiren balıkların resmini gördüğüm anı hiç unutmuyorum. Dolayısı ile malum yaratıkların ne yolla husule geldiğine dair bilgi sahibi değilim.

Öte yandan biz insan hekimlerin kimi çevrelerinde tebarüz etme (bariz hale gelme) arzusuyla yanıp tutuşan, kimse dürtmediği halde dürtülmüş hissi verip çakma bakire rolü ile davrananlar aklıma geliyor. Kimsenin kimse ile ne düşünüyor, nasıl düşünüyor, nasıl ifade ediyor sorularından başkası merak etmediği hallerde bu insanlar ‘beni merak edin’ diyemedikleri için tuhaf yollara başvurabiliyorlar. Örneğin herkesin bildiği diyerek yüklü göndermelerde bulunabiliyorlar. Gönderimin yüklü olması yükün akılsal değil kin ve hasetten oluştuğunun işareti!

Burada bir ara verelim. Ruh hekimiyim. En sık karşılaştığım sorulardan biri şudur: “İnsanları hemen anlar mısınız?” Can sıkıcı bir soru. Hiçbirimizin bu tür bir özellik taşıdığını sanmıyorum. Ben, kendi örneğimde, şunu söylemek isterim: Kim, kendi hakkında neyi nasıl anlatıyorsa ben onu o biçimde anlarım. Yani hepimiz gibi.
Tek farkım, benim kurduğum açıklayıcı cümlelerimin ancak belli bir birikim sonucu kurulabileceği gerçeğidir. Başka tıp dallarında olduğu gibi. Örneğin bir kasa hıyarın arasına karışmış plaj topu herkesin ilgisini ne ölçüde çekiyorsa benim de ilgimi
o ölçüde çeker. Ben, farklı olarak, o plaj topunun hangi talihsiz koşullara bağlı olarak sergide yer aldığını açıklayabilirim. Şu an kimse benden bir açıklama istemiş değil.
Ama benim yurttaşlık anlayışım beni sorumlu kılıyor. İsterseniz ‘zabıta ruhu’ deyin,
ben sorumluluk hissediyorum. “Orada olmak” sorumlu olmaktır.

Sözünü ettiğim plaj topunun acizliğinin göstergesi olan bir davranışı var ki dayanamadım. Yazdım. Yazmak içimden gelen bir sese uymak anlamında değil. Sorumluluğum, kararım ve seslenişim! Söz konusu davranış, kadın erkek ayrımına dayanan toplumsal cinsiyet rollerini, erkek egemen savruk bakış açısıyla nezih yazışmaların olduğu bir ortama taşınmasıdır. Cesaret eksikliği belirgin olan naylon canlı türü, düşündüklerini sözüm ederek ima kurnazlığı ile infaza yeltendiği meslektaşa yazabilseydi aniden insan haline gelmezdi. Ama hiç olmazsa insan olanla arasındaki farkı görmeye başlayabilirdi. Şu ana dek yapılabilmiş (üç gündür bakmıyorum) iki uyaran, adsızlığa sığınan mezkûr canlı türü için böyle bir etki doğurdu mu bilmiyorum. Sanmıyorum.

Beni kendisiyle bu denli meşgul ettiğini düşünsün istemem. Bilenler bilir; psikanalitik gevezeliklere çoğu kez karnım toktur. Psikanalizi ciddi bir kuram ve kapsamlı bir bakış açısı olarak değerlendirenlerdenim. Bana göre S. Freud bir düşünürdür. Mezarında beni bağışlasın ama kurama dalmak zorundayım: Demin örneklediğim anında cinsiyet değiştiren balık örneğini anımsadınız değil mi? Yoksa cinsiyet değiştirememe kıskançlığı mı diye sorsam? O vakit amaç ima ettiği meslektaşımız değil örneklediğim balık olmalıydı. Ama herkes balıklardan bahsedemez. Kimilerine doktorluktan bahsetmek daha kolay geliyor. Oysa bizi bulaştıran beşinci sınıf boyası dökülmüş kolaylıklar değil tek renk, yalın ve dişli zorluklardır. Öyle olduğuna inanıyorum.
Benim, tıbbiyeyi derece ile bitirirken bebek büyütebilen belli bir siyasi partinin
gençlik örgütü üyeliği yapmış, sol düşünce doğruluğu ve namusunu kutsal bellemiş
has arkadaşım için söyleyebileceğim şeyleri bu birkaç satıra sığdırabilmem, listenin sınırlılığına gösterdiğim uyumdur. Bunları yazmak yalnızca benim kendimle kurduğum ilişkinin sonucudur. Onunla ilgisi yoktur. Aslında haberi olsa istemeyeceğini bilirim. (28.7.12)

Not: Onu hayatımda birkaç kez gördüm. Bu listede hiç görmediğim ancak tereddütsüz aynı biçimde yanında yer alacağım o kadar çok arkadaşım var ki!

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir