Self-Mutilasyon ya da Bir Adım Öne Çıkın!

Dostlar,

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde çalışma arkadaşımız, meslek örgütümüzde de Ankara Tabip Odası Başkanı değerli meslektaşımız Sn. Prof. Dr. Özden Şener’in,
Ankara Tabip Odası’nın aylık yayın organı HEKİM POSTASI‘nın Kasım 2012 sayısında çıkan “Self-Mutilasyon ya da Bir Adım Öne Çıkın!” başlıklı yazısını paylaşmak istiyoruz.

İbret verici yazısı için sevgili Özden’i kutluyoruz..

Sevgi ve saygı ile.
27.11.12, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

========================================================

Prof. Dr. Özden ŞENER
Ankara Tabip Odası Başkanı
Ankara Tıp Fak. Nöroloji AbD

Self-Mutilasyon ya da Bir Adım Öne Çıkın!

Dünyada yaklaşık 20.000 üniversite bulunuyor. ODTÜ Enformatik Enstitüsü’nün
bu yıl yaptığı çalışmaya göre İstanbul, Ankara, ODTÜ, Hacettepe, Gazi, Ege, Bilkent, İTÜ, Boğaziçi ve Sabancı üniversiteleri 8 farklı sıralama sisteminden en az birinde dünyada ilk 500’e, yani % 2.5’luk dilim içine girmiş bulunuyor. Benzer durum
tıp fakülteleri için de geçerli.

Buna karşılık, Birleşmiş Milletler İnsani Gelişmişlik İndeksi’ne göre Türkiye,
187 ülke ya da bölge arasında hala 92. sırada.

Burun kıvrılan, beğenilmeyen, hor görülen ve siyasiler tarafından küçümsenen
Türk üniversiteleri için hiç de yabana atılamayacak bu başarının, 12 Eylül darbesiyle birlikte kurulan Yükseköğretim Kurulu’na rağmen gerçekleştirilmiş olduğu su götürmez.

Bugün köklü üniversitelerimizin tıp fakültelerinin dünyadaki bilinirlikleri, saygınlıkları yüksektir. Tıp fakültesi öğretim üyeleri arasında dünyanın tanıdığı, güvendiği
sayısız bilim insanı bulunmaktadır.

92/187 sırasındaki bir insani gelişmişliğe sahip ülkenin üniversitelerinin
-hadi olağanüstü demeyelim ama- bu beklenmedik başarısını nasıl açıklayalım,
neyle izah edelim?

Acaba rektörlerin iki dudağı arasındaki öğretim üyesi atamaları izah eder mi
bu başarıyı? Yahut bebeklerin kakasında, annelerin sütünde toksik madde saptadığını bildiren bilim insanlarını etik kurullarda yargılamakla açıklanabilir mi bu başarı?
Keyfi rotasyonlar, görevlendirmeler, yargı kararlarını hiçe saymalar, bilimsel toplantılara salon yasağı koymalar mıdır başarının temelindeki ana faktörler?

Türkiye’nin üniversiteleri, tıp fakülteleri bugün dünyada saygın bir yerdeyse,
bunu sağlayanlar en başta öğretim üyeleridir, öğretim elemanlarıdır; hatta öğrenciler
ve tüm idari personeldir.

Öğretim üyelerinin de hataları, eksiklikleri olmuştur olmasına ve en acımasız
eleştiriler de üniversite içinden, öğretim elemanlarından gelen özeleştirilerdir.

Üniversitenin adı gibi evrensel, gerektiği gibi her türlü baskıdan uzak ve bağımsız olabilmesi, kendi kararlarını alıp uygulayabilmesi; ülkemizdeki üniversiter sistemin
gelişmesi, güçlenmesi ve daha başarılı olması için şarttır.

Bugün YÖK, “çağa ayak uydurabilmek” gerekçesiyle yeni bir yasa öneriyor.
Yeni yasaya göre üniversite hayatta kalabilmek için büyük ölçüde kendi parasını kazanmak zorunda. Taslakta buna “öz gelir” deniyor. Bilgi üretmek üzere
laboratuvara gireceksiniz ama bir kâr-zarar hesabı da yapmak zorundasınız.
Zira üniversitenin, sizin kullandığınız fonun karşılığını bir şekilde alabilmesi gerekiyor.

  • Türkiye hızla, tüm öğretim elemanlarının iş güvencesini yitireceği bir düzene doğru yol alıyor. Böyle bir düzen, üniversitenin sonu olur.
  • Bu bir self-mutilasyondur.

Unutun kendi emeğinizi!
Unutun katkınızı!
Koridorlarında, kliniklerinde, laboratuvarlarında geçirdiğiniz günleri, geceleri,
oralarda bıraktığınız yılları unutun!
Fakültenizi, bölümünüzü, kürsünüzü nereden nereye getirdiğinizi unutun!

Hocalarınız, öğrencileriniz için, tıp fakülteniz, üniversiteniz
için, bu ülkenin aydınlık geleceği için bugün bir adım öne çıkın!

(HEKİM POSTASI, Kasım 2012 sayısı)

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir