YURDUMUZ KALBİMİZİN KIRILDIĞI YERDİR..

CEVAT ÇAPAN (Çeviren)

YURDUMUZ KALBİMİZİN KIRILDIĞI YERDİR

Unoma Azuah

Aklımın manastırında
ışık ve sessizlik paylaşıyor bir virajı,
diz çöktüm her iki konumda
yaralıyım ve kanıyorum, buduyorum vahşi taç yaprakları
topluyorken cüppem taşları, tozları.

Yaşamın gül yataklarında bir bahçıvan olarak
yaşıyorum yakarışlar içinde, yiyecek ve iş isteyerek
korkuyorum görünmeyen dikenlerden-
en yakındaki dikenler batıyor en derinlere.

Metal çarmıhlara ilişen bakışlardan ibaret yaşamım
İsa’nın yazgısı olan kan ve dikenlerden ibaret
yaşıyorum bir dikene benzemek için
ekmek ve şarap kabında
bir ışık parlaması olan kominyon ayinindeki
temiz bir bedeni parçalayan.

Çalan çanlar çağırıyor beni
uykuya, uyanmaya, ekmek pişirmeye, taneleri
tırtıklı tespihlerle dua etmeye
Çalan çanlar çağırıyor beni yeminlere, yeniden birleşmelere,
asılan umutların iplerine, düğümlerine.

Önce, bir sessizlik oluyor, sonra bir ışık seli
cübbem süpürüyor
boydan boya soğuk döşemeleri-
merhamet sunağındaki törenlere çağrılar.
Bildik bir tapınak bu’ ama kırıyor kalpleri.

Aklımın manastırında
iyice bağlandı annem çocuklarına
emdiler onun kurumuş göğsünü- şimdi okşuyorlar onları bir flüt gibi
asılı bırakıyorlar sonra kimsesiz terlikler örneği
hâlâ sürüyor kuru toprağı annem- katılaşmış pudrayla
kirpiklerini pudralıyor, ayakları siyahtır annemin,
dolambaçlı göllerin desenlerinde çatlamıştır topukları.

Mangrov ormanıdır yurdu,
sıçraya sıçraya geçer annem nehirleri,
kökleri balıkları boğan bataklıkları,
geçer kaymaya hazır sulak toprakları.

Yapraklardan bir sayvan sallanıyor onun bitkileri üzerinde,
su yılanları gıdıklıyor köklerini.
Ilık bir rüzgâr süzüyor tropikal bölgeleri
hoş geldiniz anlamında el sallıyor sayvanlar
ama, sivrisinekler çiftleşiyor annemin ayaklarında.

Aklımın manastırında
sevgilim ve ben öpüşemiyoruz rüzgârda
oyunumuza verilecek isim yok
yanan kömürler olabilir diğer ismi
yabancılar gibi gülümsüyoruz
umarak onların göz ardı etmesini paylaştığımız şeyin ağırlığını-
ağırdır o şey, öyle ağırdır ki saptırır dünyanın yörüngesini.

Yaşamın çölünde uzun bir yürüyüşten sonra
Çok sevdiğim bir yemek gibi oluyor sevgilim
Tükettik aşkı ve arzuyu yarattık
mutfağımızdan çıkmayan kokuyu.

Duyarlı bir alıcıya verilmiş haberler gibi
katlandım sevgilime
haberlerle elçiler kaynaşıp birleşiyor
ter ve korku gecelerinde
ya tropikal bölgelerin sıcaklığıdır yurdum
ya da yitirilmiş ve bulunmuş aşkın buharıdır.

Verilecek isim yok oyunumuza
tıkıştırıldı kimliği mağara çatlaklarındaki yırtılmış belgeler gibi
Sevgilim ve ben
hadım ediliyoruz yankı koridorlarında
haçların kısırlığı, sessizlik, dualar ve ölümlülük
sınır taşlarıdır verimsiz doğamızın.

Aşka koştuktan sonra
dönebiliriz toplanmış kemikler olarak
göbek kordonlarımızın dinlendiği yerlere.

Yine de yurdumuz kalbimizin kırıldığı yerdir.
En yakınımızdaki dikenler batıyor en derinlere
Sivrisinekler çiftleşiyor annemin ayaklarında.

=================================================

Dostlar,

Şair Unoma Azuah’ın 2. şiir kitabı “Home is Where the Heart Hurts” ..
Bu kitaptan nefis bir şiirin enfes bir çevirisini üstat Cevat Çapan sayesinde okuyoruz.
Her 2 güzel insana da çok teşekkür borçluyuz.. (Cumhuriyet Kitap eki, 22.11.12)

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir