İBRET ALIN : Üç ihanet öyküsü

Dostlar,

Arşivimizden önemli bir belgeyi, elbette günceli dikkate alarak sizlere sunak istiyoruz.
Yazıyı derleyen Hukukun Egemenliği Derneği Genel Başkanı Av. A. Erdem Akyüz’e teşekkür borçluyuz. “Sait Molla” 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından sonra, Protestan misyoneri papaz Frew ile birlikte İngiliz Muhibleri -Sevenleri- Cemiyetini” kurmuştu. Bu Derneğin haklka bildirisini aşağıda sunduk.

Sayın Akyüz’ün yazmadığı çok önemli bir hususu da biz ekleyelim :

Osmanlı’nın 36. ve son Padilah’ı VI. Mehmet Vahdettin de bu lanetli derneğin üyesi idi. Yani O da, “İngiliz sever, İngiliz aşığı” idi.. “Sürüm” dediği kendi “tebası” na,
geçelim Türk milletini, Osmanlı ahalisine bile sevgisi yoktu..

Gazi Mustafa Kemal Paşa boşuna mı SÖYLEV‘inde son padişah için
hain, soysuz ve alçak” sıfatlarını kullandı ??

Bu sitede daha önce Kitap Özetleri bölümünde yayımlanan aşağıdaki belgeye de bakılmasını öneririz. Okumak için erişkeyi (linki) tıklayabilirsiniz.

“Gizli İngiliz Belgelerinde Türkiye (Erol Ulubelen, kitap özeti) / Turkey in British Secret Files (book summary by Erol Ulubelen)” 

http://ahmetsaltik.net/gizli-ingiliz-belglerinde-turkiye-erol-ulubelen-kitap-ozeti-turkey-in-british-secret-files-book-summary/

Sevgi ve saygı ile.
15.11.12, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

============================================

İBRET ALIN

Av. A. Erdem Akyüz
Hukukun Egemenliği Derneği Genel Başkanı
erdemak@gmail.com, 16.07.07

Türklerin en az bildiği şey, kendi tarihleridir. Yani Türk’lerin tarihi ve Türkiye Cumhuriyeti tarihidir. Yaşanan onca zorluklar, Türklere uygulanan sömürü ve soykırımlar, yeryüzünün en büyük katliamları, en acımasız vahşetleri, en büyük ihanetleri sanki hiç yaşanmamış gibidir. Aynı ihanetin bugünkü aktörleri de geçmişte neler olduğunu bilmelidirler ki, gelecekte başlarına nelerin geleceği bilsinler. Hem ibret alsınlar, hem de ayaklarını denk alsınlar.

Bugün üç ihanet öyküsünü okuyacaksınız.

Kurtuluş Şavaşı sırasında bir “Ali Kemal” hikayesidir gider. Halk arasında “Artin Kemal” adıyla tanınan Ali Kemal, milli mücadele aleyhine ve işgal güçlerini destekleyen yazılarıyla tanınmış, ihanetin sembolü haline gelmiş bir gazetecidir. “Peyam-ı Sabah” adıyla çıkardığı gazetesinde, 25 Nisan 1920 tarihinde Atatürk için “İdam, idam, idam. Mustafa Kemal cezasını bulacak”, Kurtuluş Savaşı’nı yapan Türk Milleti için
Bu mahluklar kadar başları ezilecek yılanlar tasavvur edilemez.
Düşmanlar onlardan bin kerre iyidir
..” diye yazmıştır.

Yakalandıktan sonra sorgusunda “Ben Türk Milletinde bu kadar büyük yaşama gayreti ve mücadele ruhu olduğunu bilmiyordum. Bu bilgisizliğimden dolayı da mazur görülmeliyim, çünkü hayatımın büyük bölümü yurt dışında geçmiştir.” demiştir.
Sorgudan çıkarılırken kendisini tanıyan halk tarafından bir anda linç edilmiş,
yanında bulunan ve onu korumak isteyen görevliler dahi yaralanmıştır. Ali Kemal’in İzmit’te linç edilmesinden sonra, İstanbul’da ne kadar işbirlikçi Mütareke basın mensubu varsa Amerikan elçiliklerine ve limanda bekleyen İngiliz gemilerine sığınmışlardır. Ne gariptir ki; oğlu Sn. Zeki Kuneralp, Madrid Büyükelçiği görevinde iken, karısı da Ermeniler tarafından öldürülmüştür.

Ama şimdi, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti sayfalarında, önceleri “Basın Şehidi” şimdilerde ise “Öldürülen Gazeteciler Başlığı” altında, Ali Kemal’in adı, Hırant Dink ile birlikte, Uğur Mumcu ve Ahmet Taner Kışlalı’nın isimleri ile yanyana geçmektedir.

     Gelelim “ibretlik” ikinci olayımıza             :

Dinsel bir sıfat taşıyan “Sait Molla” 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından sonra, Protestan misyoneri papaz Frew ile birlikte “İngiliz Muhibleri -Sevenleri- Cemiyetini” kurmuştur. İngiliz Muhibleri Derneği’nin, İstanbul’un işgalinden sonraki ilk bildirisi, 21 Mart 1920’de Alemdar Gazetesinde “İngiliz dostlarımız biraz
geç kaldılar, daha önce gelmeliydiler
.” olmuştur.

Sait Molla, 4.11.1919’da papaz Frew’e yazdığı mektubunda; “Aziz üstadım Frew,
Kürt Teali Cemiyeti’ndeki yakın dostlarımızla görüştüm. Kürt aşiretlerinin yaşadığı bölgede büyük bir ödeneğe ihtiyaç vardır. Aksi halde ayaklanmayı teşvik edemeyiz” diye yazmıştır. Kurtuluş Savaşı sonrası Yunanistan’a kaçan Molla Sait, hizmet ettiği yunanlılar tarafından hapise atılmış, ihanet ve sefalet içinde ömrünü tamamlamıştır.

Manisa Mutasarrıf’ı (Valisi) Hüsnüyadis’in hikayesi               :

Hüsnü Bey ve sülalesi, Türk oldukları için Girit’ten kovulmuşlar, Manisa’ya yerleşmişler, Hüsnü Bey vali seçildiği Manisa’da üç yıl boyunca, yunan işgal güçleriyle sarmaş-dolaş yaşayarak işbirlikçi olmuştur. Fahrettin Altay Paşa’nın süvarileri Manisa’ya yaklaşırken, Yunan askerleri bir günde Manisa’da 3500 kişiyi diri diri yakmış, 1500 kişiyi kurşunlayarak 5000 kişiyi öldürmüştür. Bu sırada Hüsnüyadis, Yunan işgal güçleri komutanı General Bagorçiye, Manisa’yı terketmemeleri için yalvarıyordu!

Daha sonra kaçtığı Yunanistan’da bir kilisenin terkedilmiş bir köşesine atılan mezarının başına “haçı kırık” bir mezartaşı dikilerek üzerine “Palio Turko- Serseri Türk” yazılarak tarihin çöplüğüne atılmıştır.

Bu hainlerin ruhlarını, ihanet beslemektedir. Ekmeğini yedikleri ülkeye de, adına ihanet ettikleri ülkeye de yaranamamış, kaçınılmaz ve ortak sonlarından kurtulamamışlardır. Bunların “şimdiki numuneleri” de aynı sondan kurtulamayacaklardır.

Ey ! Artin Kemal’ler, Sait Molla’lar, Hüsnüyadis’ler… ibret alın
ve ayağınızı denk alın

Not: Yazıda geçen bilgilerin çoğu, A. Nedim Çakmak’ın “İşgal Günlerindeki İşbirlikçiler” kitabından alınmıştır.

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir