Bir Ömer Hayyam Cıvıltısı ve Fazıl Say

 

Deniz Kavukcuoglu


Bir Ömer Hayyam Cıvıltısı ve Fazıl Say

Dünyaca ünlü piyano virtüözü ve besteci Fazıl Say, İstanbul 19. Sulh Ceza Mahkemesi’nde yargılanıyor. Kendisine yöneltilen suç büyük: “Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılamak.” Cezası 1.5 yıla dek hapis!

Bu suçu nasıl işlemiş Fazıl Say?

Kendisine gönderilen bir cıvıltıyı (tweet) o da başkalarına göndermiş. Cıvıltı, Ömer Hayyam’a bir dörtlük; içeriğinde cennette çeşmelerden akan şarapların ve salınan hurilerin varlığı sorgulanıyor ve dünyada dinen yasak olan bu görüntülere ilişkin olarak “Bu nasıl iştir, Ulu Tanrım? Orası meyhane midir, genelev midir?” sorularına varılıyor.

1048-1131 yılları arasında yaşayan İranlı filozof, matematikçi, astronom ve şair Ömer Hayyam, “evreni anlamak için, içinde yetiştiği İslam kültüründeki egemen anlayıştan ayrılmış, kendi içinde yaptığı akıl yürütmeleri eşine az rastlanır bir edebi başarı ile dörtlükler halinde dışa aktaran” bir düşünürdür.

Ömer Hayyam “Rubailerinde, dünya, var oluş, Allah, devlet ve toplumsal örgütlenme biçimleri gibi yaşam ve insana ilişkin konularda özgürce ve sınır tanımaz bir biçimde akıl yürüttüğü görülmektedir. Akıl yürütürken ne içinde yaşadığı toplumun ne de daha önceki zamanlarda yaşamış toplumların kabul ettiği hiçbir kurala bağlı kalmamış, kendinden önce yaşayanların insan aklına koymuş olduğu sınırları kabullenmemiştir. Bir anlamda dünyayı, insanı, var oluşu kendi aklıyla baştan tanımlamış; bu nedenle de çağını aşarak ‘evrenselliğe’ ulaşmıştır”.

Fazıl Say’ın karşılaştığı sorun da işte bu “evrensellik” ile doğrudan ilişkilidir. Ömer Hayyam’dan bu yana dokuz yüzyıl geçmiş, fakat yaşadığımız coğrafyada yeşeren her düşünce evrenselliğe ulaşamadan bastırılmış, yok edilmiştir, yok edilmektedir.

Bu topraklarda özgür düşünenler, soran, sorgulayanlar ya ezilir ya da deli muamelesi görürler.

Hükümet içindeki en “çağdaş” görünümlü bakanlardan biri olan Egemen Bağış’ın bile, Fazıl Say’ın yargılanmasıyla ilgili olarak söylediklerine bir bakın:

“Ben eğer yargı mensubu olsaydım, bunun Fazıl Say’ın ‘saçmalama özgürlüğü’ içinde değerlendirilmesi gerektiğini düşünürdüm… Böylece Türkiye böyle bir davayla da karşılaşıp, bunu uluslararası platformda anlatmak durumuna düşmezdi.” Kafa budur!

Neyse, Sayın Avrupa Birliği Bakanı şu sıralar zaten işsiz, aldığımız duyumlara göre hacca gitmeye hazırlanıyor. Giderayak canını sıkmayalım. Gitsin, günahlarından arınsın, hele bir salimen dönsün, bakarız.

Yazımıza Hayyam’la başladık, onunla sonlandıralım:

Adil davranmadıktan sonra
Hacı hoca olmuşsun kaç para
Hırka, tespih, post, seccade güzel ama
Tanrı kanar mı bunlara

(Sabahattin Eyüboğlu çevirisi) (Cumhuriyet, 21.10.12)

=========================================

Dostlar,

 Dileğim Fazıl Say gibi deha düzeyinde bir sanatçının rahat bırakılmasıdır.
Yetmez,  üretebilmesi için her türlü toplumsal, kamusal kurumsal desteğin verilmesidir.

2 çizim eklemek istiyorum, Musa Kart üstafa teşekkür ederek..

Not : Yaklaşık 18-19 yıl önce, İslamiyet ve Kuran bağlamında birkaç A4 sayfasından oluşan bir derleme nedeniyle birlikte, Edirne ADD’de bu yazı için birlikte çalıştığımız arkadaşımızla bizim hakkında eski yasadaki aynı ceza yasası maddesine dayanarak suç duyurusunda bulunulmuştu. Aklı başında bir Cumhuriyet Savcısı, koğuşturma aşamasında dava açmaya gerek görmeyerek izlemsizlik (takipsizlik) kararı vermişti.. Fazıl ile duygudaşlık (empati) kurabiliyoruz.. Umar ve dileriz ki dava çok uzamasın ve Fazıl’ı coşku kırımına (demotivasyon) sokmadan aklanma (berat) ile sonlansın..

(Musa Kart, Cumhuriyet, 21.10.12)

(Musa Kart, Cumhuriyet, 19.10.12)

Sevgi ve saygı ile.
22.10.12, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

“Bir Ömer Hayyam Cıvıltısı ve Fazıl Say” üzerine 2 yorum

  1. FAZIL SAY VE BEN

    Fazıl Say, halka, insana en uzak olan aristokrat sosyetenin sanatçısı!.. Yaptığı müzik de kucak dolusu para ödenerek en sosyetik salonlarda dinlenebiliyor. Nazım Hikmet’in “Anadolu’da bir litre gaz altın misali iken/ Adalarda Modalarda viski Ren Nehri gibi akıyordu,” dediği sosyete salonlarında çalıp icrai sanat eyliyor.

    Ben, Nazım Hikmet’in deyimiyle “Büyük İnsanlığın” yazarıyım!.. Benim arkamda ne yüksek sosyete, ne gazeteleciler, ne televizyoncular var!.. Hiç kimse yok ve hiç kimse olmayacak… Beni, tek celse, tek duruşmada bir yıl on beş gün mutlak yatmak üzere hapse mahkum ettiler… O sanatsever gazeteler yazmadı, o sanatsever televizyonlar söylemedi.

    Fazıl Say, Ömer Hayyam’ın göğsünü gere gere din adamlarına rubai tarzında söylediği sözleri, nasılsa bana kimse dokunamaz diye tweetle işkembeden sallamış… Bir din adamına söylememiş, karşısına “Cennet’e adam gönderen Allah dostlarını” almamış. Alabildiğine sosyetik takılıp, kıçından çıkana bakmadan inancı sorgulamaya kalkışmış.

    Sayın Bakan’ın dediği gibi, gerçekten “saçmalama özgürlüğünü,” kullanmış… Mesela Diyanet Hilafetine, mesela Fethullah Hilafetine, mesela İsmailağa Hilafetinin dediklerine ve bir yaptıklarına karşı çıkmamış… Saçmalama özgürlüğünü kullanıp bin yıl önce, yüzlerine karşı din adamlarını eleştiren Ömer Hayyam’ı sosyetik bir lafazan yapmış…

    Fazıl Say yargılanıyor… Ama, ceza alması, içerde yatması mümkün değil. En fazla, açıklanmayan bir cezaya çarptırılır ve “sakın bir daha yapma,” denilir. O da; bundan sonra, böyle büyük fikirlerini piyano nağmelerine dökerek, konser salonlarında yüksek sosyeteye söyler.

    Ya ben?.. Bana 1514 Tarihli İbni Kemal fetvası gereğince, “Aleviler daima suçludur,” kesin hükmüne göre ceza verildi. Türkiye’de Cumhuriyet kurulmuş, Laik ülke olunmuş, Demokrasiye geçilmiş, Hukukun Üstünlüğü kabul edilmiş… Ama, Alevilere Soykırım emreden, 1514 Tarihli İbni Kemal Fetvası kaldırılmamış…

    Alevilere, hala; “ŞERİAT HÜKMÜNÜN VE KİTAPLARIMIZN VERDİĞİ HAKLARLA, BİZ ALEVİLERİN BİR KAFİR VE DİNSİZLER TIOPLULUĞU OLDUĞUNA KARAR VERDİK!.. Bütün toplulukları dağıtıla, köyleri kasabaları varsa taş taş üstünde bırakılmaya, beşikten mezara bir tek ferdi canlı bırakılmaya!..” hükmü gereğince muamele görmektedir…

    Fazıl Say gibiler, birde; Alevi Soykırımını emreden, 1514 Tarihli İbni Kemal Fetvalarını gizlemeye yararlar…

    1. Rıza bey,

      Geçmiş, reel tarih elbette çok önemlidir.

      Doğru ise güne bağlamak ve geleceği yordamak kolaylaşır ve daha da bir boyun borcu olur.

      Ancak;

      1. Geçmiş geçmiştir, yaşanıp bitmiştir, düzeltme olanağı yoktur.
      2. Gelecek belirsizdir, bilinememektedir.
      3. Geriye içinde bulunan zaman dilimi “an” kalmaktadır. Aslolan “an”ı yaşayabilmektir hakkını vererek.

      Yazı ve yorumlarınız çok çok ağırlıklı biçimde geçmişe göndermeli (referanslı)..

      Enerjinizi 3 zaman diliminde dengeli kullanabilmeniz bizlere daha da öğretici olmanızı sağlayabilir..

      Sizi de dinginleştirir bu arada..

      Dünün acıları ile sürekli hemhal olmak ruh beden sağlığı açısından son derece olumsuz.. hatta tehlikeli..

      Sevgi ve saygı ile.
      22.10.12, Ankara

      Dr. Ahmet SALTIK
      http://www.ahmetsaltik.net

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir