Ağlanacak halimize zil takıp oynuyoruz..

Üstad Levent Kırca.. ülke sana çook borçlu.. 10 parmağında 10 hüner.. İnanılmaz yetenekli bir tiyatro sanatçısı.. Adeta tiyatro ile soluk alıp veriyor.. Köşe yazısı yazıyor.. Aydın hareketlerine öncülük yapıyor.. Bravo Levent Kırca..
Levent Kırca gibi yaratıcı beyinler üreten bir toplumun sırtı yere gelmez.
OLACAK O KADAR oyunlarını izlemeye gidelim, insanları götürelim..
Ulusal Kanal’a çoook teşekkür ederiz bu tarihe mizahi tanıklıkları ekrana taşıyarak ölümsüzleştirdiği için..
AYDINLANMA KAZANACAK..
Sevgi ve saygı ile. 3.8.12, Ahmet Saltık, www.ahmetsaltik.net
Ağlanacak halimize zil takıp oynuyoruz

LEVENT KIRCA

Büyüklük makamla, parayla, pulla olmaz. Büyüklük hoşgörüdür. Büyüklük; vatan sevmek, insan sevmek ve dinimizin de buyurduğu gibi, canlıya işkence etmemektir. Hele öğretmenlerimize işkence, en büyük günahtır. En büyük halkımız, başka büyük yok. Yoksa tuvalette de var; küçük, büyük Yeni bir oyuna başladım, ismi “AZINLIK”. Yer yer çok komik, yer yer çok sert.. Yerse. Henüz sekiz oyun oynadım. Benim için adeta sekiz oyunluk bir bebek, oyunum. Pek çok şeyi dile getirdiğim ve bunları cesaretle söyleyebildiğim için hoşuna gidiyor insanların. Bir bakıma insanların içindekini, söyleyemediklerini söylüyorum. Turnedeyim ve ilgiden anladığım kadarıyla uzun sürecek turne.
Tek başıma oynuyorum ama masal ya da fıkralardan oluşmuyor oyun. Allah’ına kadar gerçekleri söylüyorum korkmadan. TV’de susturulduk, programımız yayından kaldırıldı, inandıklarımı bildiklerimi şimdi tiyatroda söylüyorum.

Ekip, tekniğiyle birlikte 12 kişi. Sahnede ise 3 oyuncu arkadaşım var. İyi oyuncular bunlar.
Ama onları konuşturmuyorum. Ha bire kostüm değiştirip, değişik kostümleriyle bol bol antre yapıyorlar. Onların yerine de ben konuşuyorum. İlginç bir durum çıkıyor ortaya. Hem oyun statik olmaktan kurtuluyor, hem de bir hareket kazanıyor. Daha sekiz oyunda duymuş seyirci duyacağını. İstek telefonlarının ardı arkası kesilmiyor.

“-Bizim şehrimizde / kasabamızda da oynar mısınız?”

-Oynarız.

Salondaki seyirci oyunun nabzı. Türkiye’nin bugünkü durumuna yürekleri yanıyor, hem de ne yanmak. Gelen reaksiyonlardan anlıyorum bunu. Hep birlikte ağlıyoruz, gülüyoruz memleketin haline. Gerçekleri dillendirdiğim ve de iyi bir oyun çıkarttığım için mutluyum.

Neden devlet büyüğü

Hükümetin üst düzey yöneticilerine neden “Devlet Büyüğü” denir? Bu büyüklük nereden gelir?
Büyük denilen bu insanlar gerçekten büyük müdür? Bunlar büyüklüklerini, sorumluluklarını
müdrik midir?

“Büyük” sözü çok iddialı bir söz. Fiziksel büyüklüğün dışında, büyüklük: Olmuşluk; ermişlik;
erdem sahipliği; hoşgörülü olmak; kültür sahibi olup da bu kültürle ona buna caka satmamak; bağışlayıcı olmak; dostları unutmamak; küçüğü-büyüğü kollamak; sevgili ve saygılı olmak;
paraya pula değer vermemek ve insana değer vermek. Bu niteliklerin hangisi devlet büyüklerinde var? Bana bir kelime öğretenin kulu kölesi olurum demiş peygamberimiz. Peygamberimiz öyle demiş ama
en kutsal varlıklarımız öğretmenlerimiz, yan yana gelmiş 4’lerden oluşan molla yetiştirme sistemine karşı yürüdükleri için coplandılar, gaz sıkıldı yüzlerine, panzerlerden boyalı su fışkırtıldı, sürüm sürüm süründürdüler İzmir asfaltlarında öğretmenlerimizi. Devlet Büyüğümüz Başbakan’ın vicdanı sızlamadı. Gerçek büyüklerimiz öğretmenlerimize uygulanan bu şiddet karşısında,
“Polis görevini yaptı” dedi Başbakan.

Anamız ağladı, analarımız tabut başlarında saçlarını yoldu yitirdikleri evlatları için.
Altmış yıldır ben de bu ülkede yaşıyorum. Hiç bu kadar “Ana” ağlamamıştı. Gerçek büyüklerimiz analarımızı, cennetin ayaklarının altında olan analarımızı, Devlet Büyüğümüz Başbakan
“Askerlik yan gelip yatma yeri değildir..” diyerek bir kez daha ağlatmadı mı? Paralılar paraları ödeyip şehitlik mertebesinden tüyerken; ölen fukara gençler, gerçek büyüklerimiz değil mi?
Bu düzeni kurgulayan, milletin anasını ağlatan, Devlet Büyüğümüz Başbakan değil mi?
Okumuş, kendini yetiştirmiş, kitap kurdu olmuş insanlar az mı büyük? Mürekkep yalamışlık;
okuyarak dirsek çürütmüşlük az birşey mi? Bilgisiyle bilgilendiren, kitleleri aydınlatan
bu insanlar için dememiş mi peygamberimiz, “kulunuz köleniz olurum” diye?
Peki Devlet Büyüğümüz Başbakanımız ne buyurmuşlar;

“Ben okumadım, okuyanların halini görüyorsunuz. Ben okumadığım halde Başbakan oldum,
büyüdüm büyüdüm Devlet Büyüğü oldum. Sadece Devlet Büyüğü olmadım, ekonomik olarak da
dostlarımla beraber büyüdüm. Okumasanız da olur..” demedi mi buyruğunda?

Büyüklük makamla, parayla, pulla olmaz. Büyüklük hoşgörüdür. Büyüklük; vatan sevmek, insan sevmek ve dinimizin de buyurduğu gibi, canlıya işkence etmemektir. Hele öğretmenlerimize işkence,
en büyük günahtır. En büyük halkımız, başka büyük yok. Yoksa tuvalette de var; küçük, büyük. Fiyatları da farklı farklı. Ben gerçek büyükleri; fındık ile fıstık ile, badem ile beslerim.

Oyuna çıkarken

Sahneye girmeden dua ederim; gelmişime geçmişime ve de ustalarıma. Duam bitmeden de antremi yapmam. Bitince bismillah derim ve başlarım oyunuma. Ben bu duaları Türkçe okuyorum. Türkçe okuduğum için yerine ulaşmıyor mu yoksa? Şimdi beni de kuşkuya düşürdüler; her şeyi bilen yüce Rabbimizin
Türkçe bilmemesi mümkün mü? Diyanet işleri başkanımıza soruyorum, ben Türkçe duaları
boşuna mı okuyorum?

Şehit olmak isteyenlere müjde

Hükümetimiz de, artık bazı iş ve meslek kollarındaki kişilerin şehit olabileceklerinin müjdesini verdi. Artık hükümet şehit olabilecekler için bir liste hazırlıyor. Parayı bastırıp askerden kaçtığınız için üzülmeyin. Size bu fırsat, bu imkân hükümetiniz tarafından sağlanacak.
Ben Müslüman bir ailenin çocuğuyum. Annem ramazanlarda eve hoca çağırıp hatim indirirken,
hocayı Kuran-ı Kerim’den takip ederdi. Hoca yanlış yaptı mı düzeltirdi onu. Herhangi bir satırı atladı mı uyarırdı. Ben de iyi bir Müslüman olduğuma inanıyorum ve Allah’ın her dilden ibadeti kabul ettiğine de inanıyorum. Ayrıca dinin kimsenin tekelinde olmadığına da inanıyorum.
Bugüne kadar kimseye eziyet etmedim. Polisle halkı karşı karşıya getirenler, insanların elinden özgürlüklerini alanlar, yetim hakkı yiyenler, insanlara eziyet edip ah alanlar ve anamızı ağlatanlar düşünsün.

Olaylar doruk noktasında

Oyunum “Azınlık”a turnede, halk ve gençler koşa koşa geliyor. Valiler, kaymakamlar, açıkçası
“Mülk-i Erkan” gelmiyor. Belki de gelemiyor. Belki de orada gözükmek istemiyor.

Biga Üniversitesi’nde konuşmacıydım iki gün önce. Salon hınca hınç doluydu.
Bir tek profesör vardı, diğer konuklar öğrencilerden oluşuyordu. Çoğu kızımızın da
başı örtülüydü üstelik. Ama okul yönetiminden bir kişi dahi yoktu. Zira okul ele geçirilmişti.
Beni dinleyen o profesörün de defterini dürmüşler. Savaşta düşmeyen Çanakkale ve Biga,
özellikle Biga, bu kez düşmüştü
.
Televizyonlarda durum

Durumu müdrik bazı gazetelerin dışında bu yazdıklarım çıkmıyor, çıkamıyor. Devletin televizyonları ve diğer yandaş kanallarda millet, şakkıdı şukkudu oynuyor. Pop müzik yıldızlarımız, starlarımız, megalarımız gaflet uykusunda. Şık giysileriyle kendilerinden küçük ya da büyük sevgililerini kucaklayıp “Drink” yapıyor. Pembe lüks otomobillerinde toz pembe yaşıyorlar. Gençlerimiz de
onlara alkış tutuyor ve “Yetenek Sizsiniz Türkiye” yarışmasını izliyor. Bir köpek yarışmanın birincisi olmuş. Bir karikatür gördüm geçen. Bu birinci gelen köpek de şaşmış bu işe,
şöyle diyor: “Yakında bunlar beni milletvekili de seçerler”.

Eskiden ağlanacak halimize gülerdik, şimdi zil takıp oynuyoruz.

(AYDINLIK ve İLK KURŞUN, 5 Nisan 2012)

====================================================

Sevgili Levent Kırca,
(Ve de saygıdeğer izleyicilerimiz..)

Bağışlayın geciktiğim için siteme almada..
Ama hala güncel ve tokat gibi değil mi, hatta “jilet” gibi..

Eline, yüreğine sağlık üstad Kırca..
Üretim dolu uzun bir yaşam diliyorum..

Sevgi ve saygı ile.
2.8.12, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir