Her gün daha çok yoksullaşıyoruz

authorYALÇIN KARATEPE

Her gün daha çok yoksullaşıyoruz

Enflasyon yoksullaştırır, yüksek enflasyon ise çok daha hızlı yoksullaştırır. TÜİK’in dün açıkladığı tüketici fiyat enflasyonu yoksullaşmanın hızla derinleştiğini gösteriyor. Resmi verilere göre Ocak ayında %11,1 yıllık bazda ise %48,69 olarak gerçekleşen enflasyon, ülkenin en temel sorunu olmaya devam ediyor. Üstelik bu oranlar manşete taşınanlar. Bizim harcamalarımızda ağırlıklı olarak yer alan mal ve hizmetlere baktığımızda artışın bunun çok daha üzerinde olduğunu görüyoruz. Mesela yıllık bazda gıda fiyatları %55,61, elektrik %95’e yakın artmış. Sanırım TÜİK, fiyatları böyle hızlı artan ürünleri daha az kullanacağımızı varsaymış olmalı ki bunların enflasyon sepetindeki ağırlığını düşürmüş. Siz de buna uygun davranırsınız artık; az yiyin, karanlıkta oturun ki TÜİK’in ortalama değerlerini yakalayabilelim.

Tabi enflasyon böyle hızla artarken gelirlerimizdeki artış buna paralellik göstermiyor, daha düşük artıyor. 2022 yılı asgari ücret açıklamasını kimin yaptığını hatırlıyor musunuz? Evet, Erdoğan yaptı ve asgari ücreti 1.425 lira artırarak 4.250 liraya çıkardıklarını duyurdu. Peki, bu açıklamayı neden Erdoğan yaptı? Çünkü yapılan artış “yüksek oranda” idi: %50. Bunu duyurmak siyaseten önemli bulunmuş olmalı. Oysa son açıklanan enflasyon verileri bize gösteriyor ki asgari ücrete yapılan zam enflasyonun altında kalmıştır ve ücret geliri elde edenler reel olarak yoksullaşmışlardır. Gelin bunun nasıl olduğunu gösterelim.

2021 yılı Ocak ayında asgari ücret 2.825 lira olarak açıklandı ve tüm yıl uygulandı. Fakat 2021 yılında yaşanan %36,02’lık enflasyon bu ücretin satın alma gücünün 1.018 lirasını eritmişti. Ama olsun, yeni ücret nasıl olsa 4.250 lira. Fakat Ocak ayında ortaya çıkan %11,1’lik enflasyon da bu yeni ücretin 472 lirasını silip götürdü. Satın alma gücü açısından toplam kayıp şimdi ne kadar oldu? Evet, 1.490 lira. Peki, asgari ücret kaç lira artmıştı? 1.425. Sonuç? 2021 yılına göre 65 liralık daha az alışveriş yapabilirsiniz. Üstelik henüz ilk ayın verisi ile durum bu. Gelmekte olan 11 ay daha var. Üstelik enflasyonun çok yüksek seyredeceğini Merkez Bankası bile söylüyor, yılın ilk yarısında %55 civarında olacağını grafiklere aktarmışlar. Dolayısıyla sabit gelirlilerin hızla yoksullaştığı bir dönemdeyiz. Burada asgari ücretlileri örnek olarak aldık ama diğer çalışanların durumu da farklı değil, onlar da yüksek enflasyon karşısında eziliyorlar.

ÜCRETLER GÜNCELLENMELİ

Peki, bunu önlemenin bir yolu yok mu? Var.

  • Ücretlerin en geç üç ayda bir enflasyona göre artırılması gerekir. Bunu talep etmeliyiz.

Gerçi bu reel olarak artış anlamına gelmese de, en azından satın alma gücünü birkaç ay korumamıza yardımcı olur. Koruma sözcüğünü kullanınca birden aklım “kur korumalı mevduata” gitti. Bu tanımdaki “koruma” sözcüğünü fark ediyorsunuz sanırım. Evet, birikimleri olanları “korumak için” her çabayı sarf eden iktidar, birikimleri olmayanları korumak için parmağını kıpırdatmıyor. Oysa asıl korunması gereken, ülkenin büyük çoğunluğunu oluşturan, sabit ve düşük gelirli olanlardır çünkü enflasyon onları doğrudan yoksullaştırıyor.

Üstelik iktidar, birikimleri olanların KKM üzerinden korunmasını her derde deva olarak sunuyor. Hangi ekonomik sorunu onlara sorsanız yanıtları KKM şu kadar arttı şeklinde oluyor. Sayın iktidar sahipleri, çözüm bu değildir. Çözüm doğrudan enflasyonu düşürmeyi hedefleyen politikaları hayata geçirmekle başlar. Ama görüyoruz ki onlar enflasyon ile mücadele etmeyi çoktan bırakmışlar. Onların her yeni ay bir öncekinden daha iyi olacak söylemlerine itibar etmeyiniz. Maalesef tam tersi oluyor ve olmaya devam edecek.

  • Unutmayın yoksullaşmanız kader değildir, iktidarın uyguladığı politikaların bir sonucudur.

Her gün daha çok yoksullaşıyoruz” hakkında 2 yorum

  1. Ayhan Şıhmantepe

    Bir birey bu dünyada acılar, zorluklar, zorunluluklar, umutsuzluklar yaşıyorsa birincil nedeni, anne ve babalardır. Diğer nedenler çok sonra gelir. Kapitalizm, emperyalizm, otokrat teokrasi vb. Doğa kurallarına göre, insan ortalama 60-80 yıl yaşıyor. Dünyaya yeni bir canlı getirme süresini de doğa sınırlamış. Yirmili, en çok otuzlu yaşlarda çocuk sahibi olunur. O yaşlarda dünya gerçeklerinin ayırdına varılamaz. Gerçi insanların yok denecek azı dışında, ömür boyu bile bunu anlayamıyorlar. Doğal itilmeler, dürtüler, çekilmeler nedeniyle insanlar çocuk olurlar. Peki, ya dünya gerçekleri? Burası gerçekten yaşanılası bir yer mi? Tanrının “yarattığı” insanlara bir oyunu olsa gerek! Değil bir eşi, benzeri bile olmayan (bilen varsa söylesin) Atatürk’ün bize bıraktığı ülke nerede? Neden? D*n ve t*nrı nedeniyle bu denli kötü durumdayız. Sömürgen ülkeler ve yerli iş birlikçileri bunu çok iyi kullanıyor. İlk seçimlerde, besleme yüzde otuz yine “o” partiye oy verecek. Neden; bu kömür, yiyecekler, nakit para nereden geliyor diye sorgulamayacaklar. İnandıkları dinde, kul hakkı diye yazanları bilmeyecekler. Özgür usun önündeki en büyük engel t*nrı ve d*ndir. Doğruları, gerçekleri görebilmeyi ve gereğini yapmayı engeller. Bilmem ömrüm yeter mi? Tek çözüm, Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu ilkelerine dönmek, geçmek, kavuşmak. Sayın Yalçın Karatepe’ye, böylesine, adı gibi bir ortamı bizlere sağlayan, sayın Ahmet Saltık hocama saygılar, sevgiler.

    Cevapla
  2. emin

    Önemli bir yazı…hocamıza teşekkürler.Özelleştirme ler 12 eylül faşist darbesiyle gerçekleşmiştir.Özal la süren süreçte muhalefetinde liberal projelerinin desteklemesiyle hız kazanmıştır.Liberal politikalarından vaz geçilmesi ((((Uluslar Emperyalizm tarafından tehdit edilmektedir.))) ) gerekmektedir.Liberal sistem ulus devletlerin yok edilmesidir.Tam bağımsızlık sanayi ve ekonomiyle taçlanmalıdır.Cumhuriyetimiz kuruluşunda devletçi polikalılarıyla gelişmeyi sağlamıştır.sayğılarla

    Cevapla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.