Etiket arşivi: YALÇIN KARATEPE

Dolar neden yükseliyor?

authorYALÇIN KARATEPE

İktidarın tüm baskılamalarına rağmen kurlar yükselmeye devam ediyor. Bir taraftan ödemelerin döviz ile yapılmasını yasaklayarak döviz işlemlerine sınırlama getirilmesine, diğer taraftan özellikle bankalarda, döviz alış satış fiyat farkının yüzde ikilere kadar çıkmış olmasına rağmen döviz talebi devam ediyor.

Kur korumalı mevduat düzenlemesi yapıldıktan sonra bir süre yataya yakın seyreden dolar yeniden yükselişe geçti. Mayıs ayının başından beri yaklaşık yüzde sekiz değer kazandı.

Peki, bu yükseliş neden yaşanıyor ve devam eder mi?

Öncelikle şunu belirtmek gerekir: Ülkede döviz talebi hiçbir şekilde sönümlenmedi. Talep, değişik formlara bürünmüş olsa da güçlü bir biçimde devam ediyor. Mesela, TL hesaplardan Kur Korumalı Mevduat’a (KKM) gelen mevduat aslında örtük bir döviz talebidir.

13 Mayıs tarihli BDDK verilerine göre gerçek kişilerin mevduatlarının yüzde 62’si döviz cinsinden. Bir de buna TL mevduat olarak gösterilen ama aslında döviz türevi olduğunu bildiğimiz KKM’yi de ekleyecek olursak, oranın yüzde 75’in üstüne çıkacağını hesaplayabiliriz.

Evet, doğrudur; doların getirisi yılbaşından nisan ayı sonuna kadar olan dönemde enflasyonun altında kalmıştır. Bu dönemde TÜFE yüzde 31,71 olurken doların artışı sadece yüzde 11’de kalmıştır. Diğer bir ifade ile dolarda olanlar da reel olarak kaybetmiştir. Buna rağmen vatandaşın dövizden vazgeçmediğini BDDK verilerinde görebiliyoruz.

Ancak mayıs ayında yaşanan yüzde 8’lik artış bize gösteriyor ki reel olarak dolarda ortaya çıkan kaybın telafi edilmesi pek de zor olmayabilir. Oysa bu olasılık TL’de kalanlar açısından, düşük TL faizi ısrarı nedeniyle, hiçbir zaman söz konusu olmayacaktır. Belki bunun tek istisnası enflasyona endeksli tahvil olabilir.
***
Döviz talebi güçlü seyrederken bunu karşılayacak döviz arzı piyasalarda gerçekleşmiyor. Daha ziyade gördüğümüz şey, Merkez Bankası rezervlerinden bunun karşılanmaya çalışıldığıdır. Sınırlı bir kaynak ile artan talebi sürekli karşılamak da imkânsız olacağından, normal bir sonuç olarak, dolar yeniden yükselmeye başladı. Diyebilirsiniz ki dolar diğer paralara karşı da değer kazanıyor. Evet doğru. Ama burada doları “döviz” sözcüğüne ikame olarak da kullanıyoruz.

  • TL sadece dolara karşı değil hemen tüm önemli paralara karşı değer kaybediyor.
  • Belki de soruyu, “dolar neden yükseliyor?” diye değil, “TL neden düşüyor?” diye sormak daha anlamlı olur.

Elbette talep sadece tasarruf sahiplerinden kaynaklanmıyor. Giderek artan dış ticaret açığı da döviz talebi yaratıyor.

Enflasyonun yüzde 70 ve yükselmekte olduğu bir dönemde TL’nin değer kaybetmemesi mümkün olabilir mi? Sadece tasarruf sahiplerinin ilgisi açısından söylemiyorum, dış ticaret açısından da bakınca kurların bu seviyelerde kalması pek mümkün görünmüyor. ÜFE’nin yüzde 120’nin üzerine çıktığı bir dönemde kurların düşük kalması halinde dış ticaret açığının daha fazla artması kaçınılmaz olacaktır.

Enflasyona endekslesek?

KKM’nin döviz talebini sınırlamada yetersiz kalması ile birlikte iktidarın enflasyona endeksli tahvil ihraç etmeyi gündemine aldığını biliyoruz. Bu tahvillerin detayları henüz paylaşılmadı. Ne zaman ihraç edilecek ve ne kadar ihraç edilecek henüz bilinmiyor.
***
Zamanlaması bilinmese de, miktarının yüksek olması pek ihtimal dâhilinde değil. Belki Hazinenin borçlanma ihtiyacının bir kısmına denk gelecek tutarlarda arz edilebilir. Daha fazlası pek mümkün değil. Hayır, iktidarın bunun maliyetinden kaçınması nedeniyle değil, finansal sistem üzerinde yaratacağı sonuçlar açısından ihraç miktarının sınırlı olacağını düşünüyorum.

Bankaların, yüklü miktarda mevduat çıkışına sebep olacağı gerekçesi ile itirazlarını dillendirdiklerini duyuyoruz. Yüklü tutarda ihraç edilmesi, kamu üzerinde finansman yükünü çok artırmanın yanında, finansal sistem açısından da sorunların ortaya çıkmasına yol açar.

Enflasyona endeksli tahvillere talep yüksek, arzı sınırlı olacağı için belki ilk alanların bunları ikincil piyasada daha yüksek fiyatlardan satarak kısa sürede büyük kazançlar sağlamasına yol açacaktır ancak döviz talebini ortadan kaldırmayacaktır.

Dolayısıyla, enflasyona endeksli tahvil ihraç miktarının sınırlı olacağını düşünürsek,

  • yüksek enflasyon ortamında paranın değerini korumanın fazla bir alternatifi kalmıyor.

Bu nedenle döviz talebinin artarak devam edeceğini tahmin etmek zor olmasa gerek. Talebi artan şeyin arzı buna paralel olarak artmaz ise sonucun ne olacağını biliyoruz.

Yüksek enflasyon kader değil sonuçtur

authorYALÇIN KARATEPE

Dün TÜİK nisan ayı enflasyon verilerini açıkladı ve görüldü ki enflasyonda dünyadan hızla koptuk, aldık başımızı gidiyoruz. Siz bakmayın “ama enflasyon her yerde var” dediklerine. Bize yaklaşan bile yok. Mesela OECD ülkeleri ortalamasının 10 katı enflasyonumuz var.

Nisan ayında %7,25 artan TÜFE, yıllık bazda (AS: ölçekte)  % 70’e dayandı. Yılın ilk 4 ayında oluşan enflasyon, daha şimdiden gösterdi ki Merkez Bankası bir sonraki enflasyon raporunda yılsonu tahminini (kestirimini) yine ve yeniden yukarı yönlü revize edecek (yenileyecek) çünkü en son tahminine ulaşmaya pek bir şey kalmadı ama yılın bitmesine daha çok var.

Manşet enflasyon yüksek olmakla birlikte daha büyük sorun gıda enflasyonunda yaşanıyor. Nisanda aylık olarak %13,38 artan gıda fiyatları yıllık olarak %90’a dayanmış oldu. Daha detaylı (ayrıntılı) bakınca sebze fiyatlarındaki artışın çok daha yüksek olduğu görülüyor: %126. Zaten et pahalı, alamıyoruz diyenler sebzeye de çok yüksek bedeller ödemek zorunda.

DİSK Araştırma grubunun gelir dilimlerine göre yaptığı enflasyon hesaplamasına göre, en yoksul kesimin maruz kaldığı gıda enflasyonu %131,6 olarak gerçekleşmiş. Diğer bir ifade (anlatım) ile enflasyon yoksulları çok daha derinden etkiliyor.

YOKSULLUK DERİNLEŞİYOR

Enflasyondaki bu artış geniş halk kesimlerinin hızla yoksullaşması sonucunu doğuruyor.

Çalışan kesimin yaklaşık yarısının elde ettiği asgari ücrete yılbaşında yapılan %50’lik artış anlamını çoktan yitirdi. 4250 liralık asgari ücretin alım gücü yılın ilk 4 ayında 1348 lira azalarak 2900 lira seviyesine (düzeyine) geriledi. Bu da yaklaşık olarak 2021 yılı asgari ücretine denk geliyor. Daha yıl sonuna kadar (dek) sekiz aylık enflasyon verisi gelecek ve trend (eğilim) bu şekilde devam edeceği için ücret geliri elde edenlerin yoksullaşması hızlanacaktır. Bu nedenle acilen (ivedilikle), başta asgari ücret olmak üzere tüm ücretlerin enflasyona göre yeniden uyarlanması gerekmektedir. Enflasyon farkının ücretlere yansıtılması için yıl sonuna kadar beklenemez. Siz bazı “ekonomistlerin” ücret artışları enflasyonu hızlandırır açıklamalarına bakmayın. Hayır artırmaz. Çünkü

  • Enflasyonun sebebi sofrasına yemek koyma çabasında olanlar değil, uygulanan yanlış ekonomi politikasıdır.

Tüm dünya enflasyon ile mücadele etmek için türlü tedbirleri hayata (önlemleri yaşama) geçiriyor. Çarşamba günü ABD Merkez Bankası, Perşembe günü de İngiltere politika faizlerinde artışa gitti. Bizdeki enflasyon o ülkelerde ortaya çıkandan on kat daha yüksek olmasına rağmen (karşın) bizde hiçbir şey yapılmıyor.

Haksızlık etmeyelim, enflasyondan korumak için bir ürün üzerinde çalışıyorlarmış. Ama bu ürünü sizi korumak için değil, parası olanları korumak için çıkarılacakmış: Enflasyon korumalı bir tasarruf aracı. Eğer tasarrufunuz yok ise, iktidar nezdinde (katında) korunmaya değer grup (kesim) içerisinde (içinde) yer almıyorsunuz. Siz kendi başınızın çaresine bakmak zorundasınız.

İŞLER DAHA DA BOZULACAK

Biliyorsunuz iktidar faiz indirimlerine başladığında “rekabetçi kur” söylemine sığınıyordu. Fakat enflasyonun kontrolden (denetimden) çıktığı bir dönemde kurları kontrol etmek için kullanılan tüm araçlar (döviz satışı, KKM gibi) bu söylemi boşa düşürüyor. Üretici fiyatlarının yıllık % 122, yılbaşından beri de %40 arttığı bir dönemde, yatay seyreden kurlar “rekabetçi” olmaktan çıkıp, ihracatı (dışsatımı) zorlaştıran bir unsur (öge) olmaya doğru hızla ilerliyor. Bu da ihracattan büyük destek bekleyen büyüme tarafında beklentilerin aşağı yönlü değiştirilmesine yol açacaktır. PMI endeksinde (göstergesinde) son iki ayda yaşanan gerileme de bunun işareti gibi duruyor.

Bir taraftan (yandan) yavaşlayan ekonomi, diğer (öte) taraftan yüksek seyreden enflasyon önümüzdeki sürecin çok daha zorlu olacağını gösteriyor.

  • Ama unutmayın;
  • Ekonomide bütün bu yaşadıklarımız iktidar sahiplerinin ekonomi politika tercihlerinin bir sonucudur.

Her gün daha çok yoksullaşıyoruz

authorYALÇIN KARATEPE

Her gün daha çok yoksullaşıyoruz

Enflasyon yoksullaştırır, yüksek enflasyon ise çok daha hızlı yoksullaştırır. TÜİK’in dün açıkladığı tüketici fiyat enflasyonu yoksullaşmanın hızla derinleştiğini gösteriyor. Resmi verilere göre Ocak ayında %11,1 yıllık bazda ise %48,69 olarak gerçekleşen enflasyon, ülkenin en temel sorunu olmaya devam ediyor. Üstelik bu oranlar manşete taşınanlar. Bizim harcamalarımızda ağırlıklı olarak yer alan mal ve hizmetlere baktığımızda artışın bunun çok daha üzerinde olduğunu görüyoruz. Mesela yıllık bazda gıda fiyatları %55,61, elektrik %95’e yakın artmış. Sanırım TÜİK, fiyatları böyle hızlı artan ürünleri daha az kullanacağımızı varsaymış olmalı ki bunların enflasyon sepetindeki ağırlığını düşürmüş. Siz de buna uygun davranırsınız artık; az yiyin, karanlıkta oturun ki TÜİK’in ortalama değerlerini yakalayabilelim.

Tabi enflasyon böyle hızla artarken gelirlerimizdeki artış buna paralellik göstermiyor, daha düşük artıyor. 2022 yılı asgari ücret açıklamasını kimin yaptığını hatırlıyor musunuz? Evet, Erdoğan yaptı ve asgari ücreti 1.425 lira artırarak 4.250 liraya çıkardıklarını duyurdu. Peki, bu açıklamayı neden Erdoğan yaptı? Çünkü yapılan artış “yüksek oranda” idi: %50. Bunu duyurmak siyaseten önemli bulunmuş olmalı. Oysa son açıklanan enflasyon verileri bize gösteriyor ki asgari ücrete yapılan zam enflasyonun altında kalmıştır ve ücret geliri elde edenler reel olarak yoksullaşmışlardır. Gelin bunun nasıl olduğunu gösterelim.

2021 yılı Ocak ayında asgari ücret 2.825 lira olarak açıklandı ve tüm yıl uygulandı. Fakat 2021 yılında yaşanan %36,02’lık enflasyon bu ücretin satın alma gücünün 1.018 lirasını eritmişti. Ama olsun, yeni ücret nasıl olsa 4.250 lira. Fakat Ocak ayında ortaya çıkan %11,1’lik enflasyon da bu yeni ücretin 472 lirasını silip götürdü. Satın alma gücü açısından toplam kayıp şimdi ne kadar oldu? Evet, 1.490 lira. Peki, asgari ücret kaç lira artmıştı? 1.425. Sonuç? 2021 yılına göre 65 liralık daha az alışveriş yapabilirsiniz. Üstelik henüz ilk ayın verisi ile durum bu. Gelmekte olan 11 ay daha var. Üstelik enflasyonun çok yüksek seyredeceğini Merkez Bankası bile söylüyor, yılın ilk yarısında %55 civarında olacağını grafiklere aktarmışlar. Dolayısıyla sabit gelirlilerin hızla yoksullaştığı bir dönemdeyiz. Burada asgari ücretlileri örnek olarak aldık ama diğer çalışanların durumu da farklı değil, onlar da yüksek enflasyon karşısında eziliyorlar.

ÜCRETLER GÜNCELLENMELİ

Peki, bunu önlemenin bir yolu yok mu? Var.

  • Ücretlerin en geç üç ayda bir enflasyona göre artırılması gerekir. Bunu talep etmeliyiz.

Gerçi bu reel olarak artış anlamına gelmese de, en azından satın alma gücünü birkaç ay korumamıza yardımcı olur. Koruma sözcüğünü kullanınca birden aklım “kur korumalı mevduata” gitti. Bu tanımdaki “koruma” sözcüğünü fark ediyorsunuz sanırım. Evet, birikimleri olanları “korumak için” her çabayı sarf eden iktidar, birikimleri olmayanları korumak için parmağını kıpırdatmıyor. Oysa asıl korunması gereken, ülkenin büyük çoğunluğunu oluşturan, sabit ve düşük gelirli olanlardır çünkü enflasyon onları doğrudan yoksullaştırıyor.

Üstelik iktidar, birikimleri olanların KKM üzerinden korunmasını her derde deva olarak sunuyor. Hangi ekonomik sorunu onlara sorsanız yanıtları KKM şu kadar arttı şeklinde oluyor. Sayın iktidar sahipleri, çözüm bu değildir. Çözüm doğrudan enflasyonu düşürmeyi hedefleyen politikaları hayata geçirmekle başlar. Ama görüyoruz ki onlar enflasyon ile mücadele etmeyi çoktan bırakmışlar. Onların her yeni ay bir öncekinden daha iyi olacak söylemlerine itibar etmeyiniz. Maalesef tam tersi oluyor ve olmaya devam edecek.

  • Unutmayın yoksullaşmanız kader değildir, iktidarın uyguladığı politikaların bir sonucudur.

Dolar neden artıyor?

authorYALÇIN KARATEPE

İktidarın uyguladığı yanlış politikaların ilk ve en hızlı etkisini kurlar üzerinde görmeye devam ediyoruz. Lira sahipsiz bırakılmış, serbest kur politikasından, liranın serbest düşüşü politikasına geçilmiş gibi.

Dolar kurundaki artış devam ediyor. Dün bu yazının yazıldığı saatlerde 9,98 (Kapalıçarşı’da 10 liranın da üzerini gördü) seviyelerine kadar çıkmıştı. Yaklaşık bir ay önce “dolar 9 oldu” diye yazmışım, şimdi 10 diye yazıyorum. Önümüzdeki ay hangi seviyede diye yazarım bilemiyorum. Ama artık alıştınız, sanırım. Alıştığınız şeyin kurların yükselmesi olduğunu belirteyim. Artan kur, artan enflasyon, artan belirsizlik ve risk olarak karşımıza çıkıyor, sizi yoksullaştırıyor olsa da, bu bedeli ödememiz isteniyor.

Peki, dolar neden yükseliyormuş? Anlatılanlara göre, dolar faizi yükselebilirmiş, ondan. Nasıl mı? Buyurun anlatayım.

Çarşamba günü açıklanan ABD tüketici fiyat verileri enflasyonun 30 yılın en yüksek seviyesine çıktığını gösteriyor, yüzde 6,2. Evet bizim için hedeflenen enflasyonun bile neredeyse üçte biri seviyesinde olan bu veri piyasalarda dalgalanmalara yol açtı. Enflasyonun “geçici” olduğu iddialarını boşa çıkaran bu gelişme nedeniyle ABD’de politika uygulayıcıların bir an önce eyleme geçmesi gerektiği yorumları sık yapılmaya başlandı.

Bu durumda ne yapılması bekleniyor? Bu son veri FED’in nasıl bir adım atması yönünde baskıların ortaya çıkmasına yol açıyor?

İşte uluslararası piyasalarda dalgalanmaya yol açan da bu beklenti: FED varlık alımlarındaki azalmayı daha önce tahmin edilenden çok daha erken bir zamanda hızlandırarak yapmaya başlayabilir, faiz artırımları daha erken gündeme gelebilirmiş. Evet, yanlış okumadınız, artan ve kalıcı olduğu aşikâr olan enflasyon ile mücadele etmek için politika faizlerinde artış bekleniyor. Bunu sadece yabancı iktisatçıların yazılarında görmüyoruz. Bu konuda Türkiye’de yazanların da beklentileri aynı yönde. İnanmayacaksınız belki ama Sabah gazetesi bile “ABD’de yükselen enflasyonun faizlerin artırılmasına daha erken yol açabileceği” benzeri ifadeler kullanıyor. Demek ki neymiş? Artan enflasyonu kontrol etmek için faizlerin artırılması bekleniyormuş. Bizde “enflasyonu düşürmek için” yapılan faiz indirimlerine ses çıkaramayanlar, hatta alkış tutanlar, ABD’nin enflasyonu düşürmek için faiz artırması gerektiğinin beklendiğini söylüyorlar.

Bizde uygulanan politika nedir, bir hatırlayalım: Faiz sebep enflasyon sonuçtur. Eğer enflasyon düşsün istiyorsak, önce faizlerin düşmesi gerekiyor; hatırladınız değil mi?

E, enflasyon hızlı artınca Merkez Bankası da faizleri hızlı indirdi, iki ayda üç yüz puan. Enflasyon ile mücadelede “sonuç vereceğine inandıkları” politikaları hızla hayata geçiriyorlar. Madem enflasyon bizde hala yükseliyor, o zaman Kasım ve Aralık toplantılarında da bir toplam 100-200 puanlık daha indirim “kaçınılmaz” olur sanırım.

Demek ki, liranın değer kaybetmesi doların değer kazanmasından dolayı değil.
Çünkü sadece dolara karşı değil, diğer tüm paralara karşı da değer kaybediyor.

Gördüğünüz gibi biz, yaptıklarımızın tam tersini yapanlar ile aynı sonuca ulaşmaya çalışıyoruz. Olur mu, bu iş bizde tutar mı?

Cari fazla verecekmişiz de, dolar bollaşacakmış da, sonunda enflasyon düşecekmiş de…

Eski bir Bakanın “dolar on lira olacak ya… siz daha çok beklersiniz” ifadesinin sadece “siz daha çok beklersiniz” kısmını buraya alalım, çünkü dolar zaten 10 lira oldu. Onu beklemeye gerek kalmadı.

Şimdi Godot’yu bekler gibi cari fazlayı beklemeye başladık.

Çok bekler miyiz?

Döviz ve aşı kıt olunca

author

Bu gün evde kaldığınız yedinci gün. Nasıl, alışabildiniz mi? Evde kalınca bir konuya odaklanmak zor. Şort, tişört ile merkez bankasının faiz kararını ciddiye almak pek mümkün olmuyor. Sadece rahat kıyafetlerden dolayı değil, kravat da takıyor olsaydım dünkü karar üzerine uzun bir yazı yazmazdım. Ne yazayım ki? Anlamı var mı? MB metinlerine anlam yüklemenin zamanı çoktan geçti. Twitter’a bakınca hâlâ birilerinin “metinden şu sözcük çıkmış, bu sözcük yokmuş” gibi yorumlarını görünce de şaşırıyorum. Sonra kendi kendime “kesin bunlar ofislerinden tweet atıyor” diyorum. Evde olsalar bu kadar zorlamazlar.

Her neyse. Biz gerçek gündeme dönelim. Biliyorsunuz, “onu alamazsınız, sadece bunu alabilirsiniz” genelgeleri havada uçuşuyor. Mesela, çay alabilirsiniz ama çay bardağı alamazsınız. Yasak. Artık sabahları önce resmi gazeteye bakıp o gün alabileceğimiz ürünlerin neler olduğunu öğreniyoruz. Alışveriş listesi ihtiyaçlara göre değil, “alınmasına izin verilen ürünler genelgelerine” göre oluşturuluyor. Eğer şanlıysanız sizin ihtiyaç duyduğunuz ürünler de listeye eklenir. Kısmet.

Biliyorsunuz pazar yerleri de kapatıldı. Gerçi sonradan sadece iki gün açılmasına izin verildi ama bu izini verenler bu konuyu etraflıca düşünmemişler. Hangi pazar yerleri açık olacak? Hepsi mi? Ama aynı pazarcı esnafı bir gün bir yerde ertesi gün başka bir yerde tezgâh açıyor. Aynı anda tüm pazar yerlerinde olamayacaklarına göre? Onlar da bir tercihte bulunup bir pazar yeri seçecekler sanırım. Pazarcı esnafı çalışamayınca çiftçilerin ürünleri de tarlada kaldı. Satacakları kimse yok. Zaten uzun zamandır ekonomik güçlük yaşayan çiftçiler, şimdi de plansız kapanma tedbirlerinin mağduru oluyorlar. Üstelik herhangi bir destek sağlanmadan. Gidip biraz daha borçlansınlar. Borcun ödeme zamanı gelince bakarlar. Kısmet.

AÇIKLAMALARIN ANLAMI

Önce Turizm Bakanı “17 Mayıs’ta vaka sayısı beş binin altına inecek” dedi. Çok net bir ifade, üstelik turizm bakanından. Dün de Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu Alman mevkidaşı ile yaptığı görüşme sonrasında yaptığı açıklamada, “turistlerin görebileceği herkesi mayıs sonuna kadar aşılayacaklarını” söyledi. Benim ifadem değil. Alıntıladım. Bu iki ifadeyi birlikte okuduğunuzda amacın ne olduğu gayet açık bir şekilde gün yüzüne çıkıyor: Ülkeye döviz girişini sağlamak. Bu kadar net. Demek ki neymiş? Artık aşıda öncelik sırası risk gruplarına göre değil, ülkeye girecek dolar ve avro tutarlarına göre belirleniyormuş. Eğer siz bir biçimde döviz girişine risk oluşturan grupta yer almıyorsanız size aşı yokmuş.

Peki, aşılama önceliğinin bu şekilde değiştirilmesinde merkez bankası rezervlerinde artık olmayan 128 milyar doların bir rolü var mı? Bence var. Kasada döviz bulunmaması, stokta aşı bulunmamasından daha önemli hale gelmiş. Döviz rezervlerini hoyratça kullananlar, şimdi aşı rezervlerini döviz geliri sağlayacak şekilde kullanmayı planlıyorlar.

Tamam, MB’de yeterince rezerv yok, onu anladık da, aşı neden yok? Tarım Bakanı et ithalatı sorulunca “paramız var ki alıyoruz” demişti. Acaba diyorum, paramız kalmadığı için mi aşı alamıyoruz? Bence değil. İhtiyaç duyulan miktarda aşı temin edilemiyor olmasında asıl sorun, iktidarın beceriksizliğidir.

Biz aşı sırasını “döviz kazandıran sektörlere” göre belirlerken, ABD’de nüfusun büyük çoğunluğu aşılanmış. Şimdi aşılanmamış olanları aşılanmaya yönlendirmek için bir yığın teşvikler uyguluyorlarmış. Bunlardan birisi de “bedava içki.” Yanlış okumadınız, evet bedava içki. Hatta barlar bile aşı olursanız ilk içkiniz bizden kampanyası başlatmışlar.

Coğrafya kadermiş. Size içki de yok, aşı da yok.