KORKU KÜLTÜRÜ İLE NEREYE DEK??

Prof. Dr. Halil Çivi / İMZA...

Prof. Dr. Halil Çivi
İnönü Üniv. İİBF Eski Dekanı

Korku kültürünün temelinde, legal – resmi devlet gücünü elinde bulunduranların ya da illegal – çete, mafya ya da terörist güç odaklarının sahip oldukları propaganda, iletişim cebir ve şiddet araçlarını kötüye kullanarak, belli bir toplumsal kümeyi ya da toplumun bütününü sorgusuz ve koşulsuz söz konusu güç odaklarına boyun eğdirme, biat ya da itaat ettirmeye zorlama vardır.

Korku kültürü, cahil ve yoksul toplumlarda daha etkili olarak kullanılabilme özelliğine sahiptir.

Korku kültürünü yaymanın en kalıcı ve en etkili olanı, otoriter ve totaliter fiili iktidar olan siyasal güç odaklarının devlet eliyle oluşturdukları yaygın korku iklimidir. Çünkü çete – mafya – terörist örgütler vb. illegal örgütlerle mücadele devletin, resmî devlet güçlerinin görevidir. Çünkü onlar ancak devlet gücü ile yok edilebilirler.

  • Ancak, doğrudan siyasal iktidarların, anayasal sınırları aşarak ya da elindeki yasal yetkileri kötüye kullanarak toplumu baskıyla sindirmeye çalışmaları insanları çaresiz bırakır.

Korku kültürünün varlığı ve yaygınlığı insanların özgür istencini baskılar.

Herkes, özellikle de cahil ve yoksullar, kişiliksiz, kuşkucu, yalancı ve ikiyüzlü olmaya, hiç kimseye güvenmemeye başlar. Herkes attığı her adımda, yaptığı her işte, konuştuğu her sözde ve yazdığı her yazıda varolan siyasal iktidarların gazabına uğrayabilme kuşkusu oluşturur. Bu tür toplumlarda bireyler kendileri ve ailelerinin iş, gelir ve çalışma düzeni ve geleceği hakkında kötümserlik psikolojisine kapılabilirler.

Genelde siyasal iktidarların toplumları baskılayarak korku kültürü yaratma isteklerinin iki ana nedeni vardır :

1- Eğer siyasal iktidarların icraatları anayasal düzen; hukuk ve adalet sınırları dışına taşmaya başlar, yolsuzluk, rüşvet, haksızlık ve kayırmacılık yaygınlaşırsa bu icraatları gizlemek, konuşulup öğrenilmesini engellemek için korku kültürünü üretme ve yayma yolunu tercih edebilirler.

2- Eğer siyasal iktidarlar, kendi iktidarlarının geleceği konusunda kuşkuya düşer ve geleceklerini güvence içinde görmezlerse o zaman da muhalefeti, basını, iletişim araçlarını ve halkı baskılama ve korku kültürünü yayma yoluna gidebilirler.

Sonuç olarak; korku kültürü yaratma isteği siyasal iktidarların kendi iktidarlarını ne pahasına olursa olsun koruma, hukuksuzluk, adaletsizlik ve yolsuzluklarını gizleme; ayrıca geleceklerini güvencede görememe gibi nedenlerden doğar.

Ayrıca ırkçılık ve dincilik gibi klasik popülizm araçları da korku kültürüne eşlik eder. Bu yanlış siyasal adımlar adalete, hukuka, temel insan haklarına ve demokrasiye zarar verir. Başka bir deyimle, siyasal iktidarların iktidar ve istikbal endişeleri toplumların gereksinimlerini ikinci plana atar.

Kısacası korku kültürü siyasal iktidarların kendi geleceklerinden korkarak toplumu baskılama ve korkutma gereksinimlerinin bir türev ürünüdür.

  • Korku kültürü, toplumu, insanları iki yüzlülüğe ve kötümserliğe sürükler. Özgür düşünce ve özgür iradeyi baskılar.

Ulusal kimliğimizin temel simgesi olan İstiklal Marşımız “KORKMA!” diye kükrüyor.
Mustafa Kemal Atatürk, Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir.” demiş ve ayrıca “Fikri hür, vicdanı hür ve irfanı hür nesiller” özgür bir toplum ve birey düşlemişti…
Şimdi ise “Eller gider Mersin’e, biz gideriz tersine” rotasına girer gibi olduk.

Ancak kötümser olmaya da gerek yok. Halk seçim sandıklarında gerekli rota düzeltmesini mutlaka yapacaktır. Yeter ki seçme, seçilme, seçim, sandık ve oy sayım güvenliğine yasa dışı müdahaleler olmasın. Halkın özgür ve demokratik tercihlerine, yani ulusal istence (iradeye) saygı gösterilsin. (04 Mayıs 2021)

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir