Cehalet Bilimi

Cehalet Bilimi

Dr. Ceyhun BALCI

Cehalet suyuyla yıkanan bir beyin, altın suyundan çıkan demir gibidir. Asla altın olamaz, ama ancak altın gibi görünür!”1

Endemi, epidemi, pandemi ve infodemi! Hızını kesmek bilmeyen salgın ortamında dağarcığımıza katılan kavramlar oldu.

Doğanın çığlığı sayılabilecek salgın bir yandan, hatalarına hata ekleyen insan öbür yandan! İş her geçen gün karmaşıklaştı.

Yalan ya da yanlış bilgi salgını olarak tanımlanabilecek infodeminin ayrılmaz parçasından söz edelim.

Agnotoloji” ya da anlayacağımız dille : Cehalet bilimi!
Agnotoloji Yunanca bilgisizlik anlamına gelen agnozis’ten köken almış. Agnozis, tıpta bireyin farkındalığını hedef alan ve ender görülen nörolojik bir bozukluğu tanımlamak için de kullanılıyor. Yazımıza konu olan agnotoloji, hatalı ya da çarpıtılmış bilimsel(!) veriler yayarak bilgisizliğe yol açan koşulları araştıran bilim dalıdır.

Günümüz felsefecilerinden Daniel De Nicola’ya göre İskoç filozof James Frederick Ferrier tarafından ilk kez 1850’de kullanılan agnoioloji yalnızca felsefe disiplini içinde kalan bir tanımlamayken; Robert Proctor’un agnotoloji yaklaşımı toplumsal olarak oluşturulmuş cehalete odaklanan yeni bir disiplin ya da disiplinler arası alandır. Güncel Agnotoloji’nin bu kapsamda açıklanması daha doğru olacaktır.

Her ne kadar cehalet bilimi bugünlerde ilgimizi daha çok çekse de tarih boyunca var olan bir kavramdı. İnsanlık tarihiyle birlikte doğdu ve bugüne erişti dense yanlış olmaz. Cehalet bilimi küresel salgının etkisiyle belirginleşen korku ortamında daha bir öne çıktı.

Çok iyi biliyoruz ki, günümüzde bilgi sanal ortamda ve çoğumuza bir tık uzaklıkta! Gerçekten de aklınıza gelebilecek hemen her soruya bilgisayar başında anlık yanıtlar bulabilirsiniz. Sorun bulmanın ötesinde, eriştiğiniz bilginin aradığınız bilgi olup olmadığında ve aradığınız bilgiyse doğru olup olmadığında düğümleniyor. Durum böyle olunca, sanal ortamın bilgi yaymanın yanı sıra algıyı yönetme aracına dönüştüğünün altını çizmek gerekiyor.

Kimi düşünürler yaşadığımız çağı bilgi ve iletişimle etiketliyorlar. Doğrudur. Aklınıza gelebilecek hemen her ortamda bilgi akışına ve çoğu zaman da bilgi çokluğuna rastlamanız şaşırtıcı değildir günümüzde. Bu yalın gerçeği hangi bilgi ya da doğru bilgi mi sorusuyla tamamlamazsanız eksik bırakmış olursunuz. Başka deyişle nicelik nitelikle de tartılmalıdır.

Salgının başlangıcındaki günlere dönelim!

Salgın Türkiye’ye ulaşmaz! Ulaşsa da Türk soyunu etkilemez!”

Bol kelle paça tüketirseniz virüs size uğramaz!”

Yukarıdaki iki “özlü” söz de adlarının önünde akademik unvanlar bulunan ağızlardan çıkmıştı. Bu önemli gerçek ışığında cehalet olgusunu eğitimsizlikle ve öğretimsizlikle sınırlamamak gereği ortaya çıkmış oluyor. Eğitimli ve öğretimli kimselerin sergilediği sayısız cehalet örneği hemen her gün gözlerimizin önüne geldiğine göre eğitim ve öğretime dürüstlüğün ve akılcılığın eklenmesi olmazsa olmazdır.

Cehalet bilimi aynı zamanda bir algı yönetimi olduğuna göre medyanın ve medya aracılığıyla akademik unvanlı kimselerin aldığı role şaşırmamak gerekiyor. Salgının sönümlenmesi için dünyanın pek çok yerinde sürdürülen aşı çalışmalarından gelen olumlu haberler cehalet biliminin bu kez aşıya odaklanmasına neden oldu.

Çok okunan ve dolayısı ile de güvenilen köşe yazarları sahne aldı bu kez. Kuşkusuz onlara akademiden kişiler de eşlik etmekten geri kalmadı. Aşı milliyetçiliği kavramıyla tanıştık bu kez. Falanca aşı gelmezse aşı olmam diyene bile rastlandı. Yakın geçmişte aşı üreticisi olan ve hiç gerek yokken bu konumundan vazgeçen Türkiye’nin bu akıldışı seçimi karşısında ses çıkartmamış olanların en gür sesle aşıya güvensizlik korosuna katılmakta oluşu da anlamlıdır.

Bu arada, içinde bulunduğumuz olağanüstü koşullar aşı konusundaki yaklaşımları da etkiledi. Olağan durumda bir aşının kullanımı için gereken 4-5 yıllık süre ivedi gereklilik nedeniyle alışılmamış biçimde kısaltıldı. Ruhsatlandırma yerine ivedi kullanım onayı üzerinden aşıdan yararlanma yoluna gidildi. Bu konuda da cehalet bilimi kendince kutsal gerekçelere dayanarak aşı konusunda toplumun kafasını karıştırma konusunda gerekenleri yapmaktan kaçınmadı. Küresel salgının sonlandırılması için eldeki biricik gereç olan aşılar ya tek tek ya da toptan karalanarak bireylerin kafasında soru işaretleri oluşması başarıyla(!) sağlandı.

Bu yazı kaleme alınırken gündeme düşen haber cehalet biliminin dur durak dinlemeyeceği doğrultusunda bir başka ibretlik örnek olarak tarihteki yerini almıştı bile! Aşı kıtlığının özel kurumların aşı dışalımına izin verilerek üstesinden gelinebileceğini savlayan kimi yazarların bu adımın, askıda aşı kampanyasıyla tamamlanması önerisi şaşırtıcı olduğu kadar gülümseticiydi. Bu önerinin toplumcu dünya görüşüne sahip yazarlardan gelmiş olması ise ayrıca üzerinde durulması gereken bir başka önemli ayrıntıdır.

Hiç kuşku yok ki aşı tüm zamanların en önemli buluşlarından biridir. İnsanın yaşam süresine doğrudan etkisi olmuştur. Örneğin bendeniz, aşının olmadığı bir dünyada önemsiz sayılabilecek bir çocukluk hastalığının ölümcül komplikasyonu nedeniyle çoktan toprağa karışmış olabilirdim. Bu satırları yazmam da olanaksız olurdu.

  • Aşı her şeyden daha toplumsal olması gereken biricik gereçtir.

Keşke güncel umudumuz olan korona aşıları devletlerce üretilmiş olsaydı. Keşke bu yolla üretilen aşılar dünya insanları tarafından hakça paylaşılmış olsaydı. Günümüzde kişi başına 6-9 doz aşı edinip istifleyen gönençli ülkeler var. Gönençli ve cüzdanları şişkin her birisinin kuşkusuz. Ama, ya vicdanları, insafları ve de akılları? Durum böyleyken özel sektör aşı dışalımı yapsın! Aşılar eczane rafına konsun! Biz de askıda aşı kampanyasıyla vicdanlarımızı rahatlatalım diyebilmek cehalet biliminin değirmenine su taşımak değilse nedir?

Örnekler çoğaltılabilir. Hatta, bu yazıyı okuyan herkes yakın ve uzak çevresindeki cehalet bilimi olgularını listeleyebilir de! Cehalet biliminin hemen her koşulda hız kesmeksizin yol almayı sürdürmesi, hemen her ortamda boy göstermeyi başarabilmesi eğitim ve bilimin parasalcılaşmasına da önemli ölçüde bağlıdır kanısındayım. Bu kirli ve kabul edilemez döngü sonlandırılmadıkça cehalet bilimi varlığını ve dirliğini sürdürecektir.

Aşı demişken, aşıda bile sadaka gündeme getirilmişken çok uzak olmayan geçmişten bir anımsatma! Çocuk felci aşısını bulan Jonas Salk’ın soylu sözü unutulmamayı hak ediyor. Aşının patentini almayacak mısınız sorusuna yanıtıdır.

  • Güneşin patenti mi var ki, aşının olsun!”

Bir yandan doğayı ve çevreyi hiçe sayan insanmerkezcilik, öbür yanda insanlık içinde cehalet biliminin yılmaz ve kararlı bayraktarları. Doğanın, çevrenin ve insanlığın esenliğe çıkması her ikisiyle savaşımı kaçınılmaz kılıyor.

1 https://indigodergisi.com/2014/10/bilgisizlik-bilimi-ve-dagilim-tezi/

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir