NASIL BİR TÜRKİYE?

NASIL BİR TÜRKİYE?

Can Pulak

Can PULAK

Allah bu günleri aratmasın ama, daha iyi bir Türkiye’de huzur ve güven içinde yaşamayı iyice özledik. Koşullar ne olursa olsun, ülkemizin karanlığı yeneceğine ve aydınlığa kavuşacağına ilişkin umudumuzu koruyoruz. Bunu nasıl becerdiğimizi hiç sormayın, koruyoruz işte. Nasıl olsa KDV’si yok, ÖTV’si yok, yeni vergi olasılığı filan da yok umudu korumanın.

Hiç kimse bizi, güzel bir Türkiye’yi düşünmekten, iyi yönetilmeyi özlemekten alıkoyamaz.
Etkili, başarılı bir muhalefetimiz yok diye üzülmeyelim. Yumurta kapıya dayandı mı, o beğenmediğimiz muhalefet öyle harikalar yaratır ki, hepimiz şaşar kalırız. Geçmişe baktığımızda bunun çok çarpıcı örneklerine rastlayabiliriz. İstediğimiz ve özlediğimiz Türkiye, vatanı için gözünü kırpmadan canını vermeye hazır milyonların ortak arzusudur. Zaman yitirmeden nasıl bir Türkiye istediğimizi anlatmaya başlayalım:

Sağlam, ikide bir kurcalanmayan, paspas gibi çiğnenmeyen bir Anayasamız olmalı. Bu Anayasaya sadakat yemini edenler de sağlam olmalı ki, gözümüzün içine baka baka ihlal etmesinler maddelerini. Sağlam, yetkileri budanmamış, ülkenin geleceğinin tek kişiye bağlanmasına izin vermeyen bir Parlamento’ya sahip olmak istiyoruz. Öyle 600 kişilik filan değil, 200 kişiyi geçmemeli Parlamentomuzun üye sayısı. Hepsi kazançlarını mesleklerinden sağlamalı, ancak katıldıkları oturum başına simgesel bir ücret almalılar. Öyle iş takibi, ihale kovalama gibi şeyleri akıllarının ucundan bile geçirmemeliler.

Siyasal Partiler Kanunu ile Seçim Yasasını da hemen değiştirmeliyiz. Ülkenin bütünlüğünü,
birlik ve beraberliğini düşünmeyen, teröre göz kırpan, insanımızı birbirine düşüren, demokrasiyi kendi çıkarlarına alet eden partileri de yaşamımıza  sokmamalıyız artık. Dini siyasete alet etmeye kesinlikle son vermeliyiz.

  • Hem laik ülkeyiz diyeceğiz hem de devlet yönetimini dini eğitim görenlere teslim edeceğiz.
  • Bu yanlış işte..

Ehil, liyakatli, tecrübeli ve donanımlı kişilerce yönetilmek istiyoruz. Öyle siyasete yandaş, devleti hiç tanımayan, atandığı makamla uzak yakın hiç ilgisi olmayan bir takımın eline kalmamalı Türkiye. Anayasa Mahkememize güvenmeliyiz. Yargıtay, Danıştay ve Sayıştay’dan eskiden olduğu gibi emin olmalıyız. Mahkemelerimizin gerçek adaleti sağladığından zerre kadar kuşkumuz olmamalı. Öyle 8 kişiyi yaralayıp, doktorları bıçaklayıp, kadınları boğazlayıp serbest bırakılan suçluları görmek istemiyoruz. Yargıya da polise de üst düzey yetkili bürokratlara da güvenmek istiyoruz milletçe.

Dürüstlüğe hasret kaldık. Her yerden yolsuzluk, usulsüzlük, rüşvet iddiaları yükseliyor. Vergilerimizden harcanan her kuruşun hesabını görmek istiyoruz. Şeffaf politikalar izlenmesine ihtiyacımız var. Paramızın itibar adına oraya buraya harcanmasına, israf edilmesine, gösteriş ve şatafat için kullanılmasına razı değiliz. Kanal İstanbul’u ve mali kaynağı olmayan projeleri,
inadı bir yana bırakarak hemen durdurmalıyız. Kerameti kendinden menkul danışmanlara değil, ülkenin değerli uzmanlarına, tecrübeli bilim adamlarına kulak vermeliyiz.

250 bin dolara vatandaşlık dağıtmayı hemen durdurmalıyız. Araplaşmanın korkunç sonuçlarını, insanımızı tedirgin eden boyutlarını artık fark etmeliyiz.

  • 5 milyon Suriyeliyi geri göndermenin çarelerini hızla aramalı,

Suriye bataklığında çırpınan Türkiye’mizi bu beladan mutlaka kurtarmalı, askerimizi 2 bin km ötedeki Libya’ya göndermenin ciddi hesaplarını, Ortadoğu liderliği gibi hayallerden vazgeçerek akıllıca yapmalıyız. Ayrıca her Müslüman ülkenin sıkıntısına, sorununa, derdine koşacağız diye bir zorunluğumuz yok. Bizim zorunluğumuz, kendi sınırlarımızın güvenliğini sağlamak, kendi insanımızın huzur ve güven içinde insanca yaşamını sağlamaktır.

Ordumuzun eski gücüne kavuşmasını, sivillerin askeri yönetme meraklarına son vermesini, askeri okulların ve askeri hastanelerin hemen açılmasını, tanınmaz duruma gelen askerlik sisteminin zaman yitirmeden eski durumuna getirilmesini, paralı askerliğe son verilmesini,
silahı tanımadan terhis garabetinin durdurulmasını istemek, herhalde çok içtenlikli bir arzudur. Askerliği Batı ülkelerinin mantığına çekmek çok yanlış bir karar olmuştur. Her ülkenin koşulları farklıdır, Türkler doğuştan asker bir millettir. Onların bu ölümüne askerlik anlayışını profesyonelleştirmek, ilerde telafisi çok güz zararlara yol açar. Askerin siyasete bulaşmasına mutlaka engel olmalıyız ama,

  • Dinin de siyasete bulaşmasının yollarını ustaca tıkamalıyız.

Milli eğitimimizi de dinci eğitim fırtınasından korumalı, kurtarmalı, gençlerimizi pozitif bilimlerin ışığında yetiştirmeliyiz. Deist ve ateist sayısındaki çok yüksek tırmanışın nedenini, dini eğitimin yetersiz olmasında değil, dinin ülke yönetimine bulaştırılmasında aramalıyız. Her sokağa Üniversite açmaktan vazgeçmeli, çok Üniversite yerine gerçek bilim üreten Üniversitelere odaklanmalıyız. Onca Üniversiteye hoca bulmakta zorlanıyor, önümüze geleni profesör yapıyor, bu yüzden ülkemize bolca yarım aydın yetiştiriyoruz. Yarım aydın tam cahilden çok daha tehlikelidir bilesiniz.

Tarımın da düzeltilmesini, çiftçilerimize destek olunmasını, tarımsal üretimin bilinçli bir biçimde artırılmasını, ekilmemiş toprak ve işlenmemiş tarla bırakılmamasını da arzu ediyoruz.
Her şeyi rahatça üretme olanağımız varken, gıdamızın çoğunu ithal etmemize de çok üzülüyoruz. Sağlıklı beslenmek, ilaçlı ve hormonlu gıdalardan uzak durmak, kanserden ölmemek istiyoruz. Bunları sağlamak özlediğimiz devletin görevi değil mi? (AS: Evet! Anayasa md. 56 çok net!)

Gerçekte daha yazacak çok şey var ama, artık özetleri üzerinde durmalıyız. Ülkemize zarar vermeyecek bir demokrasi modelinde milletçe buluşmalıyız. Eyleme kalkışmadıkça düşüncelerimizi rahatça söylemeli ve yaymalıyız. Basın özgürlüğüne saygılı davranmalıyız. Milleti bölücü, ötekileştirici, ayırıcı davranışlardan kaçınmalıyız. Dış güçlerin oyununa gelmemeliyiz. Kardeşçe kucaklaşacağımız, yanlışlarımızı içtenlikle düzelteceğimiz ve nomalleşeceğimiz bir Türkiye istiyoruz. Kavgasız, gürültüsüz, hakaretsiz, akıllı – uslu  bir yaşam istemek suç mu? Eğer suçsa, böyle bir kutsal suçu gözümüzü kırpmadan her zaman işleyebiliriz.

Aklımızı başımıza toplayalım ve milletçe özlediğimiz Türkiye’yi, yasaları zorlamadan ama zaman yitirmeden devreye sokalım.

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir