Küresel direniş mi milli direniş mi?

Küresel direniş mi milli direniş mi?

Yıldırım Koç

Yıldırım Koç
Aydınlık Gazetesi, 1 Mayıs 2018

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

1 Mayıs yaklaştıkça işçi sınıfının uluslararası birlik, dayanışma ve mücadelesi konusundaki yazılar arttı. Bu arada sık sık gündeme getirilen bir slogan da, “küresel saldırıya karşı küresel direniş.”

Benim de içinde yer aldığım çok büyük bir kesim, “emperyalizme karşı milli direniş” diyor.

Hangisi doğru? Gerçekler hangisinin günümüzde geçerli olduğunu gösteriyor?

KÜRESEL SALDIRI KİMDEN?

Bu sloganı temel politika belgesi olarak kullananlar, küresel saldırıdan ağırlıklı olarak emperyalizmi değil, ulusötesi şirketlerin faaliyetlerini anlıyorlar. Sermaye, çağımızda ulusötesi bir nitelik kazandı. Ulusötesi şirketlerin kimilerinin yıllık ciroları, Türkiye’nin bir yıllık ulusal gelirinin bile üstünde. Bu şirketler, 30-40 yıldır iletişim ve taşımacılık teknolojilerinde yaşanan büyük atılımlar sayesinde, üretimlerini ve satışlarını dünya ölçeğinde planlayabiliyor ve uygulayabiliyor. Bir ülkede işçilik maliyetleri yükseldiğinde, üretim birimlerini kolayca başka ülkelere kaydırabiliyor. Bu nedenle, ulusötesi şirketlerin bu politikası, hem gelişmiş kapitalist ülkelerdeki, hem de öbür ülkelerdeki işçilerin en önemli sorunlarına neden oluyor. İlk bakışta, ulusötesi şirketlere karşı gelişmiş kapitalist ülkelerdeki işçilerin çıkarlarıyla bizim gibi ülkelerdeki işçilerin çıkarları ortak gözüküyor. O zaman, küresel saldırıya karşı bütün ülkelerin işçilerinin birlikte davranması, ulusötesi şirketlere karşı ortak bir mücadele içine girmesi doğru gözüküyor.

Ancak bu politika özellikle gelişmiş kapitalist ülkelerin işçileri açısından yararlı. Ulusötesi şirketler, kârlarını dünya ölçeğinde en üst düzeye çıkarabilmek için, üretim birimlerini, işgücü maliyetlerinin çok yükseldiği gelişmiş kapitalist ülkelerden Çin Halk Cumhuriyeti ve bizim gibi ülkelere kaydırdı. Geçmişte “dünyanın atelyeleri” gelişmiş kapitalist ülkelerdi. Halbuki günümüzde dünyada toplam imalat sanayii işçilerinin büyük bölümü artık Çin Halk Cumhuriyeti ve bizim gibi ülkelerde. Gelişmiş kapitalist ülkeler iyice parazitleşti. Buna bağlı olarak, gelişmiş kapitalist ülkelerde nitelikli istihdam olanakları, vergi ve sosyal güvenlik primi gelirleri azaldı. Bu nedenle de gelişmiş kapitalist ülkelerin devletleri, fabrikaların başka ülkelere kaydırılmasını önlemek için, ulusötesi şirketlere karşı “küresel direniş” politikalarını benimsiyor. Böylece fabrikalar yeniden gelişmiş kapitalist ülkelere dönecek, istihdam olanakları artacak, vergi gelirleri ve sosyal güvenlik primleri yükselecek.

Bu nedenle, “küresel saldırıya karşı küresel direniş” sloganı, emperyalist devletlerin de sloganıdır. Bu sloganı kullananların emperyalizmden söz etmekten özenle kaçınmalarının nedeni de bu aldatmacadır.

EMPERYALİZME KARŞI MİLLİ DİRENİŞ

Daha önce birkaç kez yazdım ve artık tekrarlamaktan sıkılıyorum.

Emperyalist ülkelerin işçi sınıfları, 19. yüzyılın 2. yarısından başlayarak devrimci kimliklerini yitirdiler. 19. yüzyılın ilk yarısında ve hatta ortalarında kapitalizmin mezar kazıcıları olan işçi sınıfları, sömürgecilikten ve ardından emperyalist sömürüden yararlandıkça, emperyalizmin ve kapitalizmin payandalarına dönüştürüldü. Günümüzde, bırakın enternasyonalizmi, işçi sınıflarının uluslararası düzeyde işbirliği ve dayanışması bile etkisizdir. Emperyalist ülkelerin işçi sınıfları, aldatıldıkları için değil, kısa vadeli çıkarları bunu gerektirdiğinden, kendi ülkelerinin devletlerinin ve sermayedar sınıflarının politikalarını desteklemektedir.

Günümüzün doğru sloganı, “emperyalizme karşı milli direniş”tir, emperyalizm sözcüğünden çekinenlerin “küresel direniş”i değil.
======================================
Dostlar,

Biz, KüreselleşTİRme = Yeni Emperyalizm denklemini kuruyoruz sürekli.
“Emperyalizm” sözcüğünden çekinen, onu ağzına almayan “küresel direnişçilerden” değiliz.
Tersine, O’nu = KüreselleşTİRilen emperyalizmi sorumlu tutuyoruz sürekli.
Gazi Mustafa Kemal Paşa‘nın çok büyük isabetle uyardığı üzere :

  • “Bizi mahvetmek isteyen emperyalizme ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı savaşımı (mücadeleyi) MESLEK edinmiş insanlarız..”tarihsel diyalektik uyarısı başlıca bilimsel eksenimiz, rotamız olmuştur.Üstelik, Türkçemizin üstün hünerinden yararlanarak araya koyduğumuz “TİR” hecesinin patenti de bize ait :

    Küreselleşme kendiliğinden olan (spontan) bir süreç değil; yapanı – edeni var! Ve o, Küreselleşen Emperyalizmin ta kendisi! Yıpranmış emperyalist – emperyalizm imajını Küreselleşme adı altında, sözüm ona post-modern bir terminolojik algı yönetimi ile sürdürmekte, sürdürmeye çabalamakta! Sanırız en çok 2-3 çeyreklik (50-75 yıl..) ömrü kaldı!
    ****

    KÜRESELLEŞME : İKİ YÜZE BİR MASKE
    (Prof. KALDONE G. NWEIHED, Venezuela’nın eski Ankara Büyükelçisi
    Çev. B.T. Gürel, Memleket Yayınları, ISBN: 978-9944-5435-1-4, 2006)

adlı kitaptan birkaç alıntı paylaşmak istiyoruz:

  • Küreselleşme adı verilen şeyin tarihsel gelişmenin kaçınılmaz olgusu değil, bir avuç dev tekeller topluluğunun politikası olduğu açığa çıktı. Sıradan politika, kendini evrensel ve kaçınılmaz olgu diye sunmuştu. Bu basit yolla insanlık, ateş denizinde mumdan gemilere dolduruldu.
  • Şimdi yeni, gerçek ve öncekilerden daha sağlam gemiler inşa etmek için çalışıyoruz.”
  • Başlangıçta buğulu cam ardına yerleşmiş bu şoförü seçmek belki güçtü; şimdilerdeyse
    buğu bir yana cam da ortadan kalkmıştır.
  • Burun buruna geldiklerimiz yatırımcılar’(!), ‘reformcular’, ‘yapısal uyarlamacılar’, (!) piyasalar’, ‘ulusötesi tekeller’dir.
  • Bunlar, azgelişmiş ülkelerin yöneticilerine “reformları” (!) gerçekleştirdikleri sürece ‘demokrat‘, bundan cayacak olurlarsa ‘diktatör – zorba‘ etiketleri dağıtanlardır. (Retorik tuzağa dikkat!)
  • İktisadi temelde PİYASACILIK ve siyasal düzlemde KÜRESELCİLİK, azgelişmiş ülkelerin iktisadi-siyasi istilası ve işgalidir. Buna karşılık memleketlerin yapabilecekleri şey açıktır:
  • İktisadi temelde PLANLAMACILIK
    ve siyasal düzlemde
    BAĞIMSIZLIK.

  • Bu, tekellerin ileri sürdükleri üzere ‘dünyadan kopma‘ ve ‘içe kapanma‘ değildir. Bu, emperyalizme karşı çıkma, sömürgeleşme sürecinden kopma ve dünyanın ¾’ünden daha büyük bir bölümünde yaşayan Güneyin İnsanları’na açılma demektir.

Sevgi ve saygı ile. 02 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı – AÜTF Halk Sağlığı AbD
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

 

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir