Türkiye’de kadrolu işçi olmanın bir önemi yok

‘Türkiye’de kadrolu işçi olmanın bir önemi yok’
Aykut Günel ile söyleşi

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)
900 bin taşeron işçisinin kadroya alınmasına dair Hükümetin üzerinde çalıştığı düzenlemenin, sendikalara danışmadan hazırlanmasını eleştiren Kocaeli İSİG Meclisi üyesi Aykut Günel, “Kısıtlamalarda kadrolu ya da kadrosuz ayırt etmeyen bir yönetimde, kadrolu olmanın bir önemi yok” dedi.
 
Hükümet tarafından kamuda çalışan taşeron işçilerinin kadroya alınmasına ilişkin yapılması planlanan yasal düzenlemeye ilişkin tartışmalar hız kazandı. 5 Aralık’ta AKP grup toplantısında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, taşerona kadro verilmesi konusunda “Kamudaki 450 bin ile belediyeler ve il özel idarelerindeki 400 bin işçimiz çalıştıkları yerlerdeki belediye iktisadi teşekküllerinde istihdam edilecekler.” açıklamasında bulunmuş, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu ise, bu konudaki çalışmalarının 900 bin işçiyi kapsadığını ve 4 aşamalı olarak yaşama geçirilecek yasal düzenlemeyi de en kısa zamanda hazırlayacaklarını söylemişti.
 
Yapılan bu açıklamalar sonrasında yasanın bir an evvel netleşmesi için pratik adımlar atılması yönünde çağrılar yapan işçi sendikaları ve işçiler de, yine yasanın tek başına yeterli olmayacağı hususunda uyarılarda bulunmuştu. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi üyesi Aykut Günel, Hükümet nezdinde bu yönlü açıklamalar ve bu zamana kadar yaşanan gelişmeler üzerinden henüz içeriği bilinmeyen yasal düzenlemeyi değerlendirdi. Günel, işçilere yalnızca kadro verilmesinin tek başına yeterli bir girişim olmadığını söyledi.
 
‘BÜTÜN TAŞERON İŞÇİLERİNİ KAPSAMIYOR’
 
Taşeron işçilerine kadro verilmesi yönünde hazırlanacak yasa tasarının en başından eksiklikler ile başladığını kaydeden Günel, “Öncelikle çıkarılması planlanan yasanın düzenlenmesi ile ilgili sendikalara danışılmadan, sendikaların deneyimlerine başvuru yapmadan çıkarılması planlanıyor. İkinci bir sorun ise bilerek yapıldığını düşündüğüm bir algı operasyonu söz konusudur. Türkiye’de mevcut durumda özel sektör ve kamuda toplamda 2 milyona yakın taşeron işçisi var. Çıkarılması planlanan yasa özel sektörde bulunan 1 milyon taşeron işçisini kapsamıyor. Kamuda çalışan 900 bin taşeron işçisinin ise salt merkezi bütçe ile çalışan 450 bin işçiyi kapsıyor. Taşerona kadro meselesi sadece 450 bin işçiyi ilgilendiren bir durum” dedi.
 
‘KADRO MESELESİ SADECE ÜCRET MESELESİ DEĞİL’
 
İşçilerin en önemli sorununun yaşam kaygısı olduğunu vurgulayan Günel, Türkiye’de her gün ortalama 5 işçinin yaşamını yitirdiğini hatırlattı (AS: 2016’da 1970 iş cinayeti!). İş cinayetleri-nin çok  nedeni olsa da bunlar arasından en önemli nedenin güvencesiz – esnek çalışma saatlerinin uygulanması olduğunun altını çizen Günel, “Ölen işçilerin % 98’i güvencesiz çalıştırılan işçilerden oluşmaktadır. Sendikasız ve güvencesiz çalıştırılan işçilerin ölüm oranı çok yüksek bu nedenle taşeron işçilerinin kadroya geçirilmesi en azından iş cinayetlerin azalacağının göstergesidir. Kadro sorunu salt ücret veya sosyal haklar sorunu değil, aynı zamanda işverene karşı işçinin elinin güçlü olması anlamında önem kazanıyor. Tek sorun kadro sorunu değil. Var olan sendikalarda örgütlenebilmesi, toplu sözleşmelerden yararlanabilmesi, haklarını kullanabilmesi” diyerek, işçilerin yaşam hakkının korunmasının öncelikli olması gerektiğini söyledi. 
 
‘TÜRKİYE’DE BU HAKKI KULLANMAK İŞTEN ATILMAK DEMEK’ 
 
Günel, taşeron işçiyi ücret dışında ayıran en önemli sorunun iş güvencesi olduğunu da kaydetti. “İş güvencesi olmayan bir işçinin, işveren karşısında pazarlık payı neredeyse yok. İşyerinde
iş sağlığı güvenliğine ilişkin herhangi bir sorun olduğunda 6331 sayılı yasa açıkça işi durdurma veya iş bırakma veriyor” (AS: md. 13) diyen Günel, Türkiye’de ise bu hakkı kullanmanın işten atılma ve haklarından yoksun bırakılma anlamına geldiğini ifade etti.
 
Günbel, “Kadrolu ve sendikalı işyerlerinde işverene karşı belli yaptırımlar uygulanabiliyor. İşçi için güvence demek, var olan sorunlara karşı çıkmak ve sorunları ortadan kaldırmak için çözüm üretmek anlamına gelmeli” dedi.
 
‘KADROLU OLMAK YETERLİ DEĞİL’
 
Taşeron işçilerinin kadroya alınmasıyla işçilerin sorunlarının bitmeyeceğini belirten Günel, taşerondan kadroya alınan işçinin, memur işçi ile aynı haklara sahip olamadığını da dikkat çekti.
Tasarlanan yasada taşeron işçisinin 4857 sayılı ile iş haklarının güvenceye alınacağını söyleyen Günel, “Kadroya geçtiğinde örgütlenmiş sendikalar varsa, üye olma hakkını elde ediyor ve taşeron işçilerinin yasal anlamda elde edemediği hakkı elde etmiş olacak. Türkiye’de artık kadrolu işçi olmak da yeterli değil. Bugün grev hakkı her yerde yasaklanmış durumda. (AS: OHAL bahanesiyle ne yazık ki!) Özellikle milli güvenliği tehdit etme noktasındaki grev erteleme hakkı, şu an pervasızca kullanılıyor. Yaptıkları kısıtlamalarda kadrolu ya da kadrosuz olarak ayırt etmeyen bir yönetimde kadrolu olmanın bir önemi yok.

– Toplu sözleşme,
– sendikalaşma ve
– grev hakkı

vazgeçilmez haklardandır ama AKP hükümeti bu hakların kullanılmasına izin vermiyor. 2017 yılında 5 grev AKP hükümeti tarafından fiili olarak engellendi. Sorun kadroya geçmek değil, verilen mücadelenin doğru alanda verilmesidir. Temel sorunun yasalar ile belirlenmiş metinlerin varlığı değil, bu metinlerin kullanılıp kullanılmaması olarak değerlendirilmesidir.” dedi.
==================================
Dostlar,

TAŞERONLUK SÖMÜRÜSÜNÜ AKP GETİRDİ VE YOZLAŞTIRDI..
AKP iktidarı bu sorunu sömürmeyi sürdürüyor. Kaç yılın vaadidir bu kadro verme eylemi..
Anlaşılan artık seçim eğik düzlemine girilmiştir ve iktidar, popülist ödünlere mahkumdur.
Öte yandan 4857 sayılı yasa ile 2003’te taşeronluk (altişverenlik – sub-contractor) kurumunu çalışma yaşamımıza sokan AKP iktidarıdır (md. 2). 14 yılda, sermaye yanlısı ve isteği – dayatması olan bu politikanın ne denli ağır sorunlar doğurduğu ne yazık ki yaşanarak deneylenmiştir. İktidar partisi AKP, 2014’te yasada değişiklik yapmak zorunda kalmıştır çünkü taşeron işçilerinin ücretlerinin ödenmesinde ciddi sorunlar yaşanmıştır : 
Değişik beşinci fıkra, 10/9/2014-6552/3 md. : “İşverenler, alt işverene iş vermeleri
hâlinde, bunların işçilerinin ücretlerinin ödenip ödenmediğini işçinin başvurusu üzerine veya
aylık olarak resen kontrol etmekle ve varsa ödenmeyen ücretleri hak edişlerinden keserek işçilerin banka hesabına yatırmakla yükümlüdür.”
Şimdi sıra, sayıları 900 bine dek tırmanmış olan kamu kesimi taşeronlarının çalıştırdığı işçilerin güvencesiz de olsa kadroya geçirilmesine gelmiştir (657 s. yasa md. 4/d). Ancak en az bu denli emekçi de özel sektör taşeronlarınca ağır biçimde sömürülmektedir. Onların sorunu nasıl çözülecektir “kutsanan” serbest piyasa ekonomisinde!?
Dahası, “taşeronluk” kurumu 4857 sayılı İş Yasası’nın 2. maddesinde tanımlanan amaçların dışına taşırılmış ve ağır biçimde yozlaştırılarak yolsuzluklara araç yapılmıştır. Asıl amaç,
gerçek işverenin kimi uzmanlık isteyen işlerin gördürülmesinde altişverenden (taşerondan) hizmet satın alması idi. Ancak devr-i AKP’de kamu ihaleleri ne yapıp edip yandaşlara ikram edilirken, yandaş yüklenici işi aldıktan sonra ihale bedelinin çok altında bir fiyatla hemen altişverene devretmektedir. Bu açıktan komisyon hatta rüşvettir, ahlaksızlıktır ve suçtur. Altişveren (taşeron) ise “oldukça düşük” (!?) bedellerle işi yüklendiğinden, maliyet ve kâr kaygısı ile “her şeyden” kısmaktadır. En başta da emekçi ücretlerinden, kayıt dışı – güvencesiz istihdam hilesi ile.. İktidar olup bitenler seyirci kaldı hatta çanak tuttu. Açıktan zengin edilen
peş keşçi yandaşlar partiye de komisyonlarını zorunlu olarak sunmaktadır.. Bu “işleyiş” herkes tarafından açık açık biliniyor. Nitekim Kamu İhale Yasasında (4734 s. ve 2002 tarihli) AKP’nin yaptığı değişikliklerin sayısını kimse bilmemektedir ancak bu sayı şaşırtıcı biçimde yüksektir ve 100’ü (yüz) aşkındır.. (Hürriyet, 17.12.2014; 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun son 12 yılda 162 kez değiştirildiğini savunan CHP milletvekili Erdoğdu, “Bu kanun çıkarıldığı günden itibaren, duruma göre yapılan eklemelerle bizim saydığımız 162 kez değiştirildi. Bu kanunda yapılan değişikliklerin genelde 2 özelliği vardı. Yapılmış yolsuzlukları aklamak ve yeni yapılacak yolsuzlukları kolaylaştırmaktı.”)
Bu harami düzenine artık son vermek gerekmektedir. Çünkü bir yandan da taşeronların yaptığı işlerin niteliğinde ciddi sorunlar doğmaktadır ve bedelini tüm toplum ödemektedir.. Çöken yollar, raydan çıkan trenler, sel basan tuneller, alt geçitler, su basan TOKİ konutları… Bu durum kabul edilemez ve sürdürülemez. Kamu kesimi taşeron işçilerini güvencesiz kadrolara aktarmak sorunu çözmez. Bu kurum taşeronluk- İş Yasasından tümüyle kaldırılmalıdır ve yasalaştırma TBMM’de kapsamlı tartışmalarla, emek örgütlerinin görüşleri de mutlaka alınarak yapılmalıdır. TBMM tatile sokulmamalıdır. OHAL KHK’si ile bu yasal düzenlemeyi yapmak açıkça Anayasaya aykırı olacaktır çünkü bu konunun OHAL ilanını zorunlu kılan nedenlerle hiçbir ilişkisi yoktur. Çünkü Anayasa md. 121/son : “…olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda..” diye açıkça konu sınırlaması yapmaktadır OHAL KHK’leri için.

Sevgi ve saygı ile. 20 Aralık 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

“Türkiye’de kadrolu işçi olmanın bir önemi yok” için bir yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir