OHAL DEĞİL DEMOKRASİ İSTİYORUZ!

OHAL DEĞİL DEMOKRASİ İSTİYORUZ!

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

15 Temmuz darbe girişimi başarısız olsa da, 20 Temmuz 2016’da ilan edilen OHAL ve KHK Rejimi ile AKP’nin fiili darbesine dönüşerek bir rejim değişikliğine giden yol açılmıştır. Bu on altı aylık sürede Anayasa fiilen ilga edilmiş, yasama-yürütme ve yargı tamamen tek bir kişinin emrine verilmiştir.

  • Türkiye Cumhuriyeti Artık Hiçbir Biçimde Anayasa’da İddia Edildiği Gibi “Demokratik, Laik, Sosyal Hukuk Devleti” Değildir. 

Biçimsel Demokrasi Dahi Rafa Kaldırılmıştır!

TBMM fiilen etkisizleştirilmiş, yasama yetkisi de bütünüyle askıya alınmış durumdadır.

TBMM onayından geçirilmeyen KHK’lar, yargı süreçleri ile de denetlenememekte, tek bir kişinin akşam aklına gelen, sabah kanun olabilmektedir. Yaz saati uygulamasından, kış lastiğine kadar darbe girişimiyle uzaktan yakından ilgisi olmayan hemen her konu, KHK’lar ile düzenlenmektedir.

Yalnızca TBMM değil, yerel yönetimler de tek adamın atadığı seçilmemiş kişilere devredilmiştir. 83 belediyeye kayyum atanması ve 6 belediye başkanının “görevden alınması” sonucu Türkiye nüfusunun %43’ünü seçilmemiş, atanmış belediye başkanları tarafından yönetmektedir. Milli irade diyenler, TBMM’den yerel yönetimlere halkın iradesini gasp etmeye devam etmektedir.

OHAL toplumsal muhalefeti susturmak için bulunmaz bir fırsat olarak görülmekte ve kullanılmaktadır. AKP, siyasal projesinin önünde engel gördüğü kesimleri OHAL hukuksuzluğu ve keyfiyetinden (AS: keyfiliğinden olacak..) faydalanarak ihraç etmekte, susturmakta ve cezaevine göndermektedir. Basın yayın organları, dernekler kapatılmış, gazeteciler tutuklanmış, OHAL tek sesli bir Türkiye yaratmak için kullanılmıştır. Yine bu hedefe uygun olarak her türlü hak arama mücadelesi keyfi biçimde yasaklanmaktadır.

Devletin “laik” olduğunu söylemek mümkün değildir

Darbe girişiminin merkezinde olan cemaatin devletin her kademesinde yerleşmesini, kadrolaşmasını ve palazlanmasını sağlayan AKP iktidarı, yüzlerce insanın ölümündeki sorumluluğunun hesabını vermek bir yana, aynı “hata”da ısrar etmekte, Gülen cemaatinden boşalan devlet kadrolarını bugün kendine biat eden tarikat ve cemaatlerle doldurmaktadır.

Liyakatin yerine mülakatın getirilmesinin amacı, açıktır ki başka başka cemaatlere ve “sadık kullara” kadro sağlamaktır. Dini cemaatler arasındaki mücadele ekseninde şekillenen bir devlete “laik” demek mümkün değildir.

  • OHAL, gerici-mezhepçi bir toplumsal yapı inşası için kullanılmaktadır.

Eğitim müfredatı bilimsel olmaktan çıkarılmış, tümüyle dinselleştirilerek, sınav sistemleri değiştirilerek tüm okullar imam hatipleştirilmiştir.  Kadınlara yönelik şiddet, taciz, tecavüz artmış, ceza indirimleri ile kadına yönelik şiddet teşvik edilmiş son olarak da müftülere nikah kıyma yetkisi verilerek
– çocuk gelinlerin artması ve
– çok eşlilik meşrulaştırılmış,
– kadın ve çocukların yasalarla korunan haklarının da ortadan kaldırılması söz konusu olmuştur.

  • OHAL döneminde artan iş cinayetleri “fıtrat”a bağlanarak
    sorumlular yargılanamaz hale getirilmiştir.

Sosyal Devletin Son Kırıntıları Yok Edilmiştir!

Sosyal bir devletin en temel özelliği, emeğiyle geçinenlerin iş güvencesidir. Nüfusun dörtte üçünün ücret gelirleriyle geçindiği bir ülkede iş güvencesi OHAL döneminde tümüyle ortadan kaldırılmıştır.

Darbe girişimi ile ilgisi açık-seçik kurulmaksızın, hiçbir somut kanıta dayanmadan, adil yargılama süreçleri işletilmeden

  • 130 binin üzerinde kamu emekçisi işinden, geleceğinden edilmiştir.

Elli’nin üzerinde emekçi bu süreçte intihar etmiştir. Anayasal güvence altında olan çalışma ve yaşam hakkı gasp edilmiş, devlet iş güvencesinin teminatı olmak bir yana, iş güvencesine karşı en büyük “tehdit” halini almıştır.

OHAL iş güvencesinin yanı sıra işçilerin en temel haklarına da bir tehdittir. AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, grevleri engellemek için OHAL’i kullandıklarını açıkça söylemiştir. Bu sözlere uygun olarak 2017 yılı boyunca beş grevi engelleyerek yaklaşık 25 (yirmi beş) bin işçinin hakkı gasp edilmiştir.

Yaşamı darbelerle, Gülen Cemaati gibi cemaat ve tarikatlarla mücadele içinde geçmiş olan emek ve meslek örgütlerinden binlerce kişi darbe ile ilişkilendirilerek işlerinden atılmıştır. Bugün

– DİSK üyesi 2000’e yakın işçi,
– KESK üyesi 4099 kamu emekçisi,
– 3315 hekim ve
– TMMOB üyesi 3000’in üzerinde mühendis, mimar ve şehir plancısı ihraç edilmiş durumdadır.

Devletin tüm sosyal yönleri tasfiye edilirken, direnen/direnecek olan herkes etkisizleştirilmek istenmektedir. İşe iade istemiyle açlık grevine başlayan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın haklarının iadesi bir yana tutuklanmaları, Nuriye Gülmenin tutukluluk halinin halen devam ettirilmesi, emeği için, işi için mücadeleyi düşünen herkese karşı bir gözdağı olarak gündeme gelmiştir.

Bütün çalışma yaşamı, tümüyle antidemokratik yollarla, Meclisi işlevsiz kılıp halkın iradesini çiğneyerek düzenlenmekte, KHK ile İşsizlik Sigortası Fonundan, işçilerin parasından sermayeye kaynak aktarılmaktadır.

OHAL sürecinde birçok kamu kuruluşu VARLIK FONU’na devredilerek uluslararası sermaye kuruluşlarına ipotek karşılığı borçlanma yoluna gidilmiştir.

 OHAL sürecinde  “Hukuk Devleti”nden Bahsetmenin Olanağı Kalmamıştır!

Türkiye’de tam bir hukuksuzluk ve keyfiyet (AS: keyfilik olacak!) rejimi egemen olmuştur. Yapılmak istenen düzenlemeleri hukuksal denetimden kaçırmak için sıklıkla kullanılan KHK’lar ile hukukun üstünlüğü ve hukuk devleti ilkelerinin hiçbir kırıntısı kalmamıştır.

  • Ülkeyi yönetenlerin kararlarını ve uygulamalarını hukuk yolu ile durdurmanın hiçbir olanağı bırakılmamıştır.
  • Mahkemeler açıkça emirle çalışmakta, savcılara talimatla soruşturma açmakta, hakimler “yukarıdan” gelen “telkinlerle” tutuklama kararları almaktadır.
  • Ülkenin cumhurbaşkanı yargıya açıktan kamuoyu önünde talimat vermekte, yargı kararlarını ilan etmekte, hüküm kesmektedir.
  • Kimin niye tutuklandığının, niye serbest bırakıldığının hukuksal gerekçelerle açıklanmadığı, tümüyle bir kişinin politik hedeflerine göre karar veren bir yargı sistemi yaratılmıştır.

OHAL sürecinde muhalif kesimler cezaevlerine doldurulurken cezaevlerindeki baskı ve hak ihlallerinde kaygı verici düzeyde artışlar yaşanmaktadır.

Demokrasi İstiyoruz! OHAL’de direneceğiz!

Demokrasi ve barış için ilk şart OHAL’in kaldırılması, KHK’ların iptal edilmesidir.

Bizler DİSK, KESK, TMMOB ve TTB olarak; geleceğimizi ipotek altına almaya çalışan, hak-hukuk tanımayan bu adaletsiz düzene karşı, OHAL rejimine karşı, toplumun tüm kesimlerini ortak mücadeleye çağırıyoruz. Siyasi partilerle, demokratik kitle örgütleriyle, gazetecilerle, akademisyenlerle, sanatçılarla, toplumun tüm renkleriyle Hayır’ı kazanan, adalet talebiyle yan yana yürüyen milyonlar olarak bir araya geldiğimizde neler yapabildiğimizin tanığıyız!

OHAL rejimine son vererek demokrasiyi kazanacak olan biziz!

Laik, demokratik ve sosyal bir cumhuriyeti kendi kollarımızla, aklımızla, yüreğimizle inşa edecek olan biziz!

Bu bilinçle, “OHAL DEĞİL DEMOKRASİ İSTİYORUZ” başlığıyla düzenleyeceğimiz kampanyamızı 81 ilde emek ve meslek örgütleri ve yerel demokrasi güçleriyle ortaklaştırarak yaygınlaştıracağız.

Öncelikli amacımız 20 Ocak 2018 tarihinde OHAL’in bir kere daha uzatılmamasıdır. Bu amaçla demokratik birçok etkinliği hep birlikte, omuz omuza yaşama geçireceğiz.

Emekçilerin yüzyıllardır süren mücadele ile kazandığı

  • hakları ve özgürlüklerini OHAL’e, AKP’nin tek adam rejimine terk etmeyecek,
  • demokrasi, barış, eşitlik, özgürlük ve laiklik için mücadeleyi büyüteceğiz!
    (3 Kasım 2017; http://www.ttb.org.tr/haber_goster.php?Guid=e6cf99ec-c087-11e7-aab5-057330986843)
    ===========================================
    Dostlar, 

Bıçak artık kemiği kesmektedir..
Bıçağın kemiğe dayanma aşaması geride kalmıştır..
Kemiğin kesilmesi demek İSLAMI DİNE ALET EDEN BİR TEK ADAM FAŞİZMİ kurmak demektir.
Dikkat isteriz; “İslami rejim” demedik; “İSLAMI DİNE ALET EDEN” dedik.
Dindar yurttaşlarımızın bilgisine özellikle sunmak isteriz; bu oyuna izin vermek ağır vebaldir!
Dahası, bu karanlık rejim kurulmaya başlanmış, epey de yol alınmıştır.
Halen yapılan, bu rejimi yaşamın tüm alanlarına yaymak pekiştirmektir (konsolide etmektir).
Türkiye böylesine karanlık – çağdışı – insanlık dışı – lanetli bir yönetime boyun eğemez!

Mutlaka bir çare bulunacaktır..
Mutlaka bir çıkış sağlanacaktır.
Bu gidişin / dayatmanın sonu başarılı olamaz.
Bu gidişin / dayatmanın sonu hayırlı olamaz!
Türkiye ve dünya koşulları (konjonktürü) böylesi bir patolojik sevdaya uygun değildir.AKP = RTE bu “hastalıklı sevda” dan bir an önce vazgeçmek zorundadır.
Rejim hızla normalleştirilmeli, Türkiye kuruluş kodlarına döndürülmelidir.
Ülkemiz ve halkımız son derece tehlikeli bölünme, iç savaş karmaşasına (kaosuna) sürüklenmektedir. Artık frene basmanın zamanı gelmiştir ve geçmektedir.
Bu sitede haydi yüzlerce kez demeyelim, onlarca kez uyarı yazıları yazdık, önerilerde bulunduk. Artık teenni ve sağduyu zamanıdır; alarm zilleri çalmaktadır.
Çanlar AKP = RTE için çalmaktadır; bunları duymak herkesten çok sizin yararınızadır. İktidara L. von Beethoven’in 5. senfonisini dinlemelerini ve bestecisinin açıklamasına kulak kabartmalarını salık veriyoruz.

AKP = RTE neredeyse tüm gemileri yakmış, açıkça siyasal intihar eğik düzlemindedirler.
Her geçen an, bu eğik düzlemde dibe vurmadan kurtulma olasılığı kalmamaktadır.

Duyuyor musunuz eyyyyyyyyyyyyyy AKP’liler ve Erdoğan, duyuyor musunuz??!!
*****
DİSK-KESK-TMMOB-TTB’nin açıklaması, çağrısı ve kararlığı virgülüne dek haklı, yerinde ve doğrudur! Biz de ay-nen katılıyoruz.

Sevgi ve saygı ile. 05 Kasım 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak.
TTB Ankara Tabip Odası Üyesi – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com
=======================
Güncelleme              :

Sayın emekli yargıç Ertan Urunga’nın yorumu aşağıda, yorumlar bölümünde..
Kendisine teşekkür ederiz.
Bu vesile ile bu çok önemli çağrıyı – uyarıyı – memorandumu, manifestoyu bir öne çekiyoruz; 5 Kasım’da yayımlamıştık, 8 Kasım 2017 günü bir kez daha bilgi ve ilgiye sunuyoruz..

Sn. Urunga’nın değerlendirmesine dikkat :

  • … HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ VE HUKUK DEVLETİNİ YOK EDEN, İNSAN HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİNİ OHAL DÜZENİ İLE ASKIYA ALAN PARTİLİ TEK ADAMIN, TEOKRATİK VE BASKICI YÖNETİMİNİN MEŞRULUĞUNU YİTİRDİĞİNE KUŞKU YOKTUR.

Sevgi ve saygı ile. 08 Kasım 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK

 

 

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

“OHAL DEĞİL DEMOKRASİ İSTİYORUZ!” için bir yorum

  1. “OHAL DEĞİL DEMOKRASİ İSTİYORUZ” ÖNSÖZÜ İLE ATILAN BU ÇIĞLIĞI, KENDİ ÇIĞLIĞIMIZIN BİR YANKISI GİBİ DUYUMSADIK.

    YAZILANLARA AYNEN KATILIYOR VE ÇAĞRIYA MİLYONLARCA YURTSEVER AYDIN İNSANIN KATILACAĞINA DA İNANIYORUZ.

    ÇÜNKÜ HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ VE HUKUK DEVLETİNİ YOK EDEN, İNSAN HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİNİ OHAL DÜZENİ İLE ASKIYA ALAN PARTİLİ TEK ADAMIN, TEOKRATİK VE BASKICI YÖNETİMİNİN MEŞRULUĞUNU YİTİRDİĞİNE KUŞKU YOKTUR.

    BU DURUMDA, İKTİDARA KARŞI BİR MANİFESTO NİTELİĞİNDE OLAN BU BİLDİRİNİN DİĞER SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİNCE DE BENİMSENMESİ, MÜCADELE ALANINI GENİŞLETEREK BÜTÜN ÜLKEYE YAYILMASINI SAĞLAYACAĞI İÇİN AMACA ULAŞMAYA DA YETECEKTİR ELBET!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir