Taşeron işçilerin(in) dramı

Taşeron işçilerin(in) dramı

Engin Ünsal

Dr. Engin Ünsal
Aydınlık Gazetesi, 01.10.2017

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

HÜKÜMETİN TAŞERON İŞÇİLERİ İÇİN BİR PROGRAMI YOK

Geçen genel seçimler öncesinde zamanın Başbakanı Davutoğlu taşeron işçilerinin kadroya alınacağı sözünü çok kesin cümlelerle ifade etmişti. Bırakın taşeron işçilerine kadroyu, Davutoğlu kendi kadrosunu bile koruyamadı. O kadar ki taşeronun işçilerine kadro sözü vermesi onun Başbakanlığı kaybetmesinin önemli bir nedeni bile olabilir. Bugün gelinen noktayı ve AKP’nin tutumunu iki milyon taşeron işçisi umutla beklemektedir. Boşuna beklemesinler ve AKP’yi desteklemeye devam etsinler. Çünkü hükümetin bu işçilere kadro vermek gibi bir niyeti ve girişimi yoktur. Başbakan geçenlerde Türk-İş’i ziyaret etti ve herkes bu ziyaret sırasında “Türk-İş baskı yapacak ve Başbakan bu işçilerin kamuda çalışanlarının kadroya alınacağını söyleyecek” diye umutlandı. Oysa gerçekte ne Türk-İş’in ne de hükümetin taşeron işçileri diye bir sorunu yoktu.

KUZULARIN SESSİZLİĞİ İLE BU SORUN ÇÖZÜLMEZ

Bizim işçilerimiz mütevekkildir, inançlıdır ve Allah’larına çok güvenir, her şeyi ondan beklerler ama bilmezler ki kendine yardım etmeyene Allah da yardım edemez. Taşeron işçileri gerçekten çok zor durumdadırlar. Taşeronlar bu işçilere çoğu zaman asgari ücreti bile çok görmektedir. Çoğunun sigortası yoktur. Sendika, hak getire, taşeronun kapısından bile geçemez. İş Yasası’ndan ve sendikalı olmanın güvencesinden yararlanamayan taşeron işçilerinin işi tam anlamı ile Allah’a kalmıştır çünkü hükümet yetkilileri bu işçiler için kadrodan değil statülerinin belirlenmesinden söz etmektedir ve bunun sadece kamuda çalışanlar için söz konusu olacağı anlaşılmaktadır. Statü değişikliğinin ne olacağı da açıklanmamıştır ama kesinlikle kadro değildir. Ya özel sektörde çalıştırılan taşeron işçileri? Onlardan kimse söz etmemekte ve dağ başlarındaki otlar gibi yapayalnız bırakılmaktadır. Taşeron işçileri şunu bilsinler ki; kuzuların sessizliği ile hiçbir hak elde edemezler çünkü hükümetin öyle bir niyeti yoktur. Yapacakları tek şey demokratik haklarını kullanıp, gerekli izinleri alıp sokaklara dökülmek ve hak mücadelesi vermek, haklarını söke söke almaktır. Vermeyenden haklarını ancak böyle alabileceklerini artık anlamalıdırlar. Ya bu işçiler yasaların uygulandığı, güvenceli istihdam sürecini yaşamalı ya da alt işverenlik kurumu İş Yasası’nın 2. maddesinden tümüyle kaldırılmalıdır.
=====================================
Dostlar,

Dr. Engin Ünsal ağabeyimiz iş güvenliği – hukuku konularında doktora sahibidir. Bu alanlara egemendir. Alçakgönüllük içinde hala çabasını sürdürmektedir bu uğurda. Taşeron işçileri gerçekten de ülkemizin en ağır sömürülen kesimlerindendir. Adlandırmaya (Terminoloji) dikkat; Taşeron işçileri  diyoruz. Taşeron adı verilen alt işverenin (sub-contractor) işçileri. Asıl işverenin işçileri değil. “Taşeron işçiler” de değil.. Çünkü taşeron bir işverendir ve onun da işçileri vardır.

Uluslararası Çalışma Örgütü ILO, “onurlu istihdam” (desent work) çağrısını sürüdürmektedir. Emek sömürüsünü her düzeyde durdurmak gerekir. Gerçekte taşeronluk yabanıl (vahşi) kapitalizminin türevidir. Büyük patronlar rahat ve bol kâr elde etsinler diye tasarlanmıştır, neo-liberalizm çağında iyice cilalanmıştır. İktidara yakın yandaş ya da büyük sermaye kamudan ihaleleri kokuşmuş ilişkilerle almakta, bir kâr payı ayırarak “ertesi gün” bu işi bir taşerona devretmektedir. Oturduğu yerden, spekülatif olarak ve etik dışı biçimde kazanç sağlamaktadır. Bitmedi, işi alan taşeron (ikincil ya da alt işveren), asıl işverene ödediği bedelin içinde kalacak maliyetle çalışmak zorundadır. Bu ise hem taşeron işçisinin emeğini sömürmek hem de yürütülen işin niteliğinden çalma demektir. Böylelikle kamu hizmeti alanlar da ek bir bedel ödemektedir sermayeye; iktidar üzerinden..

Halen sayıları 1 milyona yaklaşan (çoğu sağlık alışanı!) kamu sektörü taşeron emekçilerinin kamu görevine kadrolu – iş güvenceli olarak alınması yetmez. Bir o denli emekçi de özel sektörde daha ağır koşullarda sömürülmektedir. Kalıcı çözüm bu kurumun (taşeron işçiliğinin) kaldırılmasıdır. Emekçinin hak arama grevini OHAL gerekçesi ile sermaye yararına, hukuk dışına çıkarak erteleyen – engelleyen ve bunu da açıkça söyleyen AKP rejimi böylesine bir girişimi emekçi için yapar mı? Bu, emekçinin savaşım (mücadele) azmi ve kararlılığına bağlı.

Özelleştirme ile birlikte kamu üretimden çekilmekte, sendikalı emekçi oranları bu yolla düş(ürül)mektedir. 12 Eylül  döneminde 1/3’ün üstünde olan oran, günümüzde 1/9’lara gerile(til)miştir. Oysa emek örgütlenmesi temel insan hakları içindedir. Üstelik 12 Eylül 2010 anayasa değişikliği ile anayasadan “1’den çok sendikaya üye olma” yasağı kaldırılnca, emek örgütlülüğü daha da parçalı duruma düş(ürül)müştür. Halen % 11-12 dolayında olan işçi sendikalılığı oranına karşılık, toplu sözleşme yapabilen emekçi oranı, bu parçalanma yüzünden %5-6 dolayındadır. Tersinden söylemek gerekirse, emeğini pazarlarken toplu sözleşme olanağı, her 100 işçinin 94-95’i için yok-tur!

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
profsaltik@gmail.com  www.ahmetsaltik.net 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir