42 Yıllık Utanç


42 Yıllık Utanç

portresi

Lütfü Kırayoğlu

Türkiye 42 yıldır her 6 Mayıs günü aynı utancı yaşıyor.
Bu yetmezmiş gibi her yeni gününe yüz yıllar sürecek yeni utançlar ekliyor.

Her 6 Mayısta başımız öne eğik, içimizde kabaran ve giderek büyüyen öfkemizle,
utancımızla darağacına gönderdiğimiz 3 fidanı anıyoruz.

Bu, hepimizin utancı. Sadece 3 fidanı darağacına gönderenlerin değil, o günlerde yetişkin olup sesini çıkarmayan, çıkaramayanların, bir şeyler yapmaya çalışsa bile başaramayanların, sessizce izleyenlerin utancı.

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan idam sehpasına gönderilirken ağır sıkıyönetim koşulları altındaydık. Herkes baskı altındaydı. Yine de bir şeyler,
daha çok şey yapılabilirdi. Milyonlarca insan öfkesini yüreğine gömmekle yetindi.

O karanlık günde 20 yaşında bir öğrenci önderi olarak boykotlar yapabilmiş olmayı yeterli saydık. Gencecik insanlar başı dik idam sehpasına yürürken sadece boykot yapmak yeterli miydi? Elimizden daha fazlası gelemez miydi?

Bu büyük utanç sadece o gün hayatta olanların utancı değil. Daha sonra dünyaya gelen ve gelecek olan kuşakların da utancı. Yüz yıllar sonra başka diyarların insanları bizi henüz 20’li yaşlardaki gençlerini idam sehpasına göndermiş bir ülkenin yurttaşları olarak anımsayacak.

Bugün ülkemiz alnına sürülmeye çalışılan “soykırımcı” damgasını silmek için uğraş veriyor. Bu haksız damgayı silmek için en çok çalışanlar Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamına da en çok karşı çıkanlar. Ne yazık ki bu idamlar ve daha sonra işlenen cinayetler, bize “soykırımcı” damgası vurmaya çalışanların elini kuvvetlendirmeye yarıyor.

42 yıllık bu utanç yetmezmiş gibi daha sonra 17 yaşında gençleri idam edebilmek için yaşını büyüttük. “Asmayalım da besleyelim mi?” gibi veciz sözleri söyleyenleri baş tacı ettik. Bunlar yetmedi. Cumhuriyetin devrimci aydınlarını hain kurşunlarla, bombalı paketlerle yok ettik. Arabasına koyduğumuz bombalarla paramparça ettiğimiz gövdelerini “karlı” sokaklardan faraş ve çalı süpürgesi ile topladık.

Öldüremediklerimizi cezaevlerinde çürüttük. Onur intiharlarına sürükledik. Bileğini bükemediğimiz devrimci subaylarımızın al bayrağa sarılı tabutları önünde boynumuz eğik saygı duruşuna geçtik.

Gaz fişekleri ile sopalarla polis kurşunları ile gencecik insanları, oyun çocuklarını ölüme gönderdik.

Evinde ayakkabı kutularında para, yatak odalarında para kasası ve para sayma makinesi ile yakalananları baş tacı ederken, evinde kitap yakalananları gazetelerin birinci sayfalarında teşhir ettik.

Koskocaman İçişleri Bakanı bürokratlara kadın hediye eden rüşvetçinin önüne yatmaktan utanmadı. Genç yaşında darağacına gönderdiğimiz 3 fidan, ABD 6. Filosunun aç askerlerine iktidarın sunduğu kadınların yaşadığı genelev duvarlarının badana edilmesini onur sorunu yaptı. 46 yıl önce İzmir rıhtımında denize döktüğümüz askerleri bu kez 3 fidan ve arkadaşları Dolmabahçe rıhtımında denize döktüler. Bize akıl öğretmeye gelen CIA temsilcilerinin uçağını indirmemek için havaalanı pistini işgal edebildiler. ODTÜ’ye “akıl vermeye” geldiklerinde arabasını yakarak uğurladılar.

Onlar bize yüzyıllar sürecek utançlar yaşatmamak için gözlerini kırpmadan ölüme yürüdüler.

42 yıldır süren bu utanç asırlar geçse de bitmez.

Yeni utançlar istemiyoruz.

Darağacındaki fidanlar “bayrak” oldu.

Artık “fidanlar” orman olsun.

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir