Işıl Özgentürk : Maskeler Satıyorum

Dostlar,

Işıl Özgentürk‘ten çok hoş bir Pazar yazısı..
Maske, içtenlik, dupduru olma / olamama
İnsanın kendi olmaktan çıkması..
Sosyalleşme bu mu??
Sakın bana “evet” demeyin..

Abraham Maslow’un kemikleri sızlayacak :
İnsan gereksinimleri piramidinin tepesinde “kendini gerçekleme” yer alıyordu malum..
Böylesine mi, maske ile, hatta birkaç maske ile..

Vahşi kapitalist düzen bizi biz olmaktan çıkarıyor..

İnsan özümüzden uzaklaşıyor,
kendimize ve insana değgin ne varsa yabancılaşıyoruz..

Bu tablo insana yakışan değil..
Durdurulmalı ve rota erdemli insana çevrilmeli..
Nasıl, düşünmeye değer değil mi?
Bu tür yazıların bir amacı da böylesi iletiler vermek değil mi?

Sayın Işıl Özgentürk de bu güzelim yazıyı laf olsun diye yazmadı elbette..
Sevgi ve saygı ile.
18.11.12, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net
================================================ 

Maskeler Satıyorum..

  • Hiç yeri miydi açmak kalbi
    Bu çiğ ışık altında

Şu günlerde Behçet Necatigil’in bu dizeleri dilimden düşmüyor. Şu dünyanın en şanslı insanları şairler. Bir dize söylerler, bir roman olur, bir nehir olur, bir deniz olur ve ruhumuzun en kuytu köşelerine dokunurlar, sadece kendimize sakladığımız
o en kuytu köşeye… Öyledir hemen herkesin içtenliğinin cezalandırıldığı anlar, durumlar vardır. O zaman kendimize lanet ederiz, “Neden böyle içten davrandım! Neden ruhumu çırılçıplak bir başkasına sundum!”.

Sonra usul usul maskeler edinmeyi öğreniriz ve yıllar içinde bu maskelerin sayısı artar. İş maskelerimiz olur, aşk maskelerimiz olur, dostluk ve arkadaşlık maskelerimiz olur. Anne-baba maskelerimiz olur, öğretmen maskelerimiz olur, genel müdür maskelerimiz olur. Devrimci maskelerimiz olur, kadın maskelerimiz olur,
erkek maskelerimiz olur.

  • Bir gün bir de bakarız,
    bu maskelerin altında bize ait hiçbir şey kalmamıştır.

Bunu hissettiğimizde artık acı bile çekmeyi unuttuğumuzdan, geriye bizden sadece bir büyük boşluk kalır. O zaman biraz deli olanlar, tüm gemileri yakıp yeni bir hayata geçerler, diğerleri için söylenecek pek bir söz kalmamıştır.

Allah Allah, memleketin derdi bitmiş gibi bir dizenin peşine takılmış, kendimce bir pazar yazısı yazmaya çalışıyorum. Üstelik limonata içtiğim kafede tam karşımda çok genç bir kız gözyaşlarından hiç utanmadan ağlıyor.

Yüzünde öyle derin bir acı var ki, hani elimi uzatsam o acıya dokunabilirim.

Gözlerimi ondan alamıyorum, ayıp oluyor biliyorum ama elimde değil. Neredeyse kalkıp masasına oturacağım ve ona, “şimdi çektiği acının zaman içinde geçeceğini,
ama asla, yeni acılardan korkmaması gerektiğini, bu acıların onu büyüteceğini, zenginleştireceğini” söyleyeceğim. Gönül ablalık oynayacağım yani.

Evet, bütün bunlardan Behçet Necatigil sorumlu. Dizeleri insanın canını acıtıyor ve
en olmadık şeyler düşündürtüyor.

Benim kaç maskem var?

Ya da çok yakın dostlarımın bilmediğim, görmediğim ne tür maskeleri var?
Bunu neredeyse bir oyuna çevirebilirim. Ressamlığın, yazarlığın, sinemacılığın
en güzel yanı bu olsa gerek. Bütün maskeleri bir anda aşağı çekebilirsiniz?
Gene de inmemiş bir maske takılı kalır.

Acaba maske satıcısı mı olsam? Beyim siz hangi maskeden almak istiyorsunuz?
Cool, herkese tepeden bakan, karşısındakini devamlı küçümseyen ve
ağzından dirhemle laf çıkan bir maske mi istiyorsunuz? Buyrun.

Cancağızım, hâlâ bir tercih yapamadınız mı? Görmüş geçirmiş, dünyanın anasını satmış bir maske mi istiyorsunuz? Ama o gerçekten size uygun değil. Size uygun olanı hanım hanımcık bir maske. Beyaz atlı prensini bekleyen, ağzı ayran budalası gibi bir karış açık bir maske. Çünkü niyetiniz öyle özgür filan olmak değil, siz evlenip
çoluk çocuğa kavuşmak istiyorsunuz. Size uygun maske bu.

Hay Allah bu ses ne böyle, bu ses ne! Herkes o tarafa koşuyor, tabii ben de.
Yan yolda on sekizinde bir delikanlı, elinde tabanca, yerde kanlar içinde yatan
genç bir kızın üstüne kapanmış hıçkırıklarla ağlıyor. Çevredeki herkes donmuş gibi, kimse bir şey yapmıyor ve delikanlı hep aynı sözü yineleyip duruyor:

“Seni seviyordum ben. Seviyordum!”

Donup kalıyorum.
Oğlanın yüzünde hiçbir maske yok.
Öylece kalabalığın içinde çırılçıplak duruyor.
Ona bakmaya devam edip içimden kendi kendime fısıldıyorum:

“Mutlaka ama mutlaka yoksuldur.
Çünkü artık maskesiz aşk sadece onların olabilir. Onların!
Zincirlerinden başka kaybedecek hiçbir şeyi olmayanların!”

*Behçet Necatigil’in bir dizesi.

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir