Fatih Hilmioğlu’na…


Dostlar,

16 Ekim 2012, Salı, öğlen saatleri.

Ankara, Kocatepe camisi avlusu.

2 cenaze var avluda ama inanılmaz bir hareketli kalabalık.

Önceki YÖK başkanlarından Prof. Dr. Erdoğan Teziç‘ten,
Hacıbektaş Belediye Başkanı Em. Tuğg. Ali Rıza Selmanpakoğlu‘na dek..

Fatih Hilmioğlu hocamız, dostumuz, kardeşimiz, arkadaşımız, meslektaşımız,
ADD’de Genel Yönetim Kurulu üyemiz..

ADD’nin Genel Yönetim Kurulunda birlikte olmuştuk, Şener Eruygur paşa genel başkan iken. Önceki Genel Yönetim Kurulunda da..

Yanında eşi ve oğlu ile bir acı anıtı olarak vakur duruyor..
Ölçüsüz acısı donuk mimiklerle yüzüne adeta nakşedilmiş.

İnsanlar kuyrukta, onlara, acılı aileye dokunmak ve birkaç acı paylaşımı, teselli sözcüğü sunmak istiyorlar.

Şurada Prof. Dr. Erkan Pehlivan’ı görüyorum. Malatya’dan kalkmış gelmiş, Fatih hocanın rektörlük döneminde yardımcısı idi. Sabah evine de uğramıştı Yıldız’da.

Altan Arısoy da gelmiş.. Anamur’dan, 10 saat sürmüş gece boyu otobüs yolculuğu.

Taziye kuyruğu ağır ağır ilerliyor.
Ilık bir sonbahar güneşi içimizi ısıtıyor.
10:30 – 12:20 dersinden çıkarak Cebeci’den Kocatepe camisine koşmuşuz.
Ağzımız dilimiz kupkuru, uykusuz bir gece geçirmişiz Fatih hoca ile duygudaşlık (empati) içinde.. O, ateş düşmüş evinde eşi ve kalan tek evladıyla birbirine sarılma dayanışma olanağından yoksun bırakılmış, Ankara Sincan cezaevinde geceliyor; biz de evimizde, 2 saatlik yatağa zorunlu teslim oluş dışında çay kahve ile sabahlayarak, ev içi volta ile..

Ne söyleyeceğiz Fatih hocaya ??

Kıvranıyoruz acıdan ve söyleyecek söz bulamamaktan.

Kendisini görüyoruz, sıramız yaklaştı.. Ne de çok özlemişiz bu arada?
Yıllardır kucaklaşamamışız. Geçen yıl 8 Ekim’de Silivri’de duruşmada görmüştük.
Oysa Malatya’da Tıp Fakültesi Dekanlığında, Rektörlüğünde epey sık görüşürdük.
ADD adına AYDINLANMA KONFERANSLARIMIZ sürerken Malatya’da ve Üniversitede de çok sayıda sunuşumuz olmuştu :

– Cumhuriyet Dönemi Sağlık Hizmetleri ve Bulaşıcı Hastalıklarla Savaş
Stratejileri, Malatya, 08.10.99 (Sayın Hilmioğlu Tıp Fak. dekanı iken)
– Atatürk’ün Işıklı Yolunda 2000’ler Türkiye’si. Malatya / Halkımıza, 29.10.00
– Cumhuriyet ve Sağlık. Malatya İnönü Üniversitesi, 01.11.00
– Yeni Dünya Düzeni ve Türkiye’nin Geleceği. Malatya ADD, görsel konf. 10.06.02
– Küreselleşme ve Cumhuriyet’in Sağlığı, 9. Ulusal Sosyal Psikiyatri Kongresi,
Tema : ”Küreselleşme ve Psikiyatri”, Görsel Konferans, İnönü Üniv. Malatya, 11.06.02
– Cumhuriyet’in 80. Yılında Türkiye Nerede? İnönü Üniversitesi, Malatya, 29.10.03
– Cumhuriyet’in 80. Yılında Neredeyiz? Malatya / Arguvan, Kızık köyü, 28.10.03
– Atatürk Cumhuriyetimiz 84 Yaşında :Sonsuza Dek Yaşatacağız !
Malatya / Hekimhan ADD, 29.10.07
– Ulusal Egemenlik ve Ulusal Eğitim. Eğitim İş ve ADD Malatya, 26.04.08
(Bu etkinlikler sırasında yapılan radyo-TV programları listelenmemiştir.)
………

25 / 26 Ağustos 2005 gecesi, biz ADD Genel Başkan yardımcısı iken Afyon Kocatepe’de bir etkinlik düzenlemiş ve ULUSAL BİRLİK çağrısı yayımlamıştık.

KOCATEPE Bildirisi‘ni 3 gün sonra Cumhuriyet’te makale yapmıştık.
Bizim kaleme aldığımız ulusal birlik çağrısı metnini, Büyük Taarruzun 83. yılında, sabaha doğru, şafak sökerken, çakmakların ışığında Kocatepe’de, Büyük Atatürk‘ün o ünlü yontusu altında okuyarak kamuoyu ile paylaşmıştık.

Kocatepe’ye tırmanırken, gece yarısının ilerleyen saatlerinde Fatih hocayı “kişisel aracında” (Ford focus marka) yanımızda görmüştük. İnönü Üniversitesi rektörü idi. Kalkmış taa Malatyalardan Afyon’a gelmişti, 1874 m rakımlı Kocatepe’ye tırmanıyorduk birlikte..

Gündüz de bir panelimiz vardı bizim konuşmacı ve yönetici olduğumuz :

* Büyük Zafer’in 83. Yılında Türkiye’de Siyasal Konular.
Afyonkarahisar Kocatepe Üniversitesi, 26.08.05.

Eveeet…

Kuyrukta taziye sırasında ilerlerken zaman tunelinde aklımızdan geçen bunlardı.

Dostum, dava arkadaşım, meslektaşım Fatih (Hacettepe 79 mezunu, biz 1977) ile kucaklaştık..

………………

Duygu fırtınası içinde idik.

Fatih, “acının yarısını bana ver, benim olsun..” sözleri ağzımdan döküldü.

Bunlar değildi söylemeyi tasarladıklarım. Sözün bittiği yerde dilim çözülmüştü.

– Dayan Fatih, bunlar da geçecek, zulümlerinde boğulacaklar, güzel günler görecek bu ülke.. onu omuzlamayı sürdürmeliyiz..

diye ekledim. Fatih hoca bunların ne denlisini duydu, algıladı bilmiyorum, ama başını salladı bana, göz göze geldik, onayladı, o arada dipsiz acısını bir kez daha yaşadım. Gözlerimi gözlerinden ayır(a)madım, acısının yarısını bana akıtsın diye..

Eşinin ve oğlunun ellerini sık(a)madan bir konfüzyon içinde sürüklendik.
Bir ses de uyarıyordu o arada, daha seri olmalıydık, öpüşmemeliydik.. (!?)

Ya sabır çekerek, ceplerimizdeki peçetelerin yardımını alarak uzaklaştık..

13:30’da Fakültede dersimiz vardı. Biraz gecikerek taksi ile dersimize yetiştik.
Öğrencilerimize özürümüzü sunduk, olayı ve Fatih hocayı 16 öğrenci (Dönem 5) içinde bilen yoktu.. (Sabah Dönem 3 dersimizi de çok acılı paylaşmıştık..)

Bu dersi gülümseyerek sunma olanağımız olmadığını açıklayarak özür diledik.
Emir’in, babası Fatih’in, anne ve abisinin acılarını içimize gömerek görevimizi yapmaya çalıştık. Ardından, Hacettepe’de süren HİSAM Çalıştayı’nın son oturumuna yöneldik. Akşam da yemekleri vardı, içimiz kaldırmadı, yemeğe katılmadık, zaten yorgunluk ve uykusuzluktan bitkindik. Birkaç saat bedenimizin bizi tutsak alan yasalarına teslim olduk.. Veee, görüldüğü üzere klavye başındayız, saat 04:15..

**********

Dostlar,

Fatih hoca Ankara’ya önceki gün (15.10.12) otobüsle getirildi, evinde yalnızca 1 saat kalabildi. Geceyi Sincan cezaevinde geçirdi, evinde güvenliği sağlanamıyordu ??!

Cenaze töreninin yapıldığı 16.10 12 günü (dün) sabah evine götürüldü, öğlen ve sonrasında cenaze törenine katıldı ve akşam 19:00’da gene cezaevine kondu..

Mevzuatımız bu denli katı mı?

Türkiye Cumhuriyeti’nin yasal düzenlemeleri böylesine zalim mi, insafsız mı?

Yoksa uygulamacıların inisiyatifleri ile mi böylesine vicdansızlaşıyoruz?

Niçin hiç empati kurmuyoruz?

Nasıl bir eğitimden geçtik?

Özetlediğimiz vahşi uygulama buyruğunu kim(ler) vermiştir?

Tarih elbette bu soruların yanıtını verecektir.
Tüm aktörler hakkında hükmünü de..

Son olarak şunu söyleyelim ki; bu denli zulmün sürdürülebilirliği yoktur!

Türkiye hızla çözümüne koşmaktadır

    ..

Yaşananlar bu zorlu doğumun haliyle şiddetli sancılarıdır.

Fatih hoca ile bir ziyaretimizde Rektörlük makamında akşamın ilerleyen saatlerinde ülke sorunları üzerinde söyleşiyorduk. Türk Tabipleri Birliği adına Malatya’da yapılan İşyeri Hekimliği Sertifika kursunda sunduğumuz 3 dersten Çağdaş Sağlık Anlayışı‘nın bir örneğini rica etmişti. Renkli lazer yazıcıdan çıktı alırken bana sormuştu :

– Nereye gidiyoruz ??

Yanıtlamıştık :

– Dibe..

Meraklı gözleriyle açıklama istiyordu, ekledik :

– Halk “yandım anam..” diyene dek dibe vuracağız, boynumuzu kırmayacağız ama
epey zayiat ile yukarı çıkacağız..

Sanırız bu öngörülerimizi yaşayagelmekteyiz.. Epey zayiat verdik, epey..
Karanlık en koyu aşamasında, dolayısıyla tan da sökmeye; en yakın vakitte..

Türk ulusu bu karanlık dönemi kapatacak ve Türkiye Cumhuriyetimiz, Büyük Atatürk’ün şaşmaz biçimde öngördüğü üzere sonsuza dek yaşayacaktır (payidar kalacaktır!).

Bu son tümcemiz cılız bir dilek değil, tarihsel determinizmin öngörüsüdür.

Fatih hoca, bu son acı olayın ardından tahliye edilmelidir. En azından insani gerekçelerle.. Yargılama tutuksuz sürdürülmelidir. Mevzuatımız buna elverişlidir. Ayrıca Fatih hoca ilerlemiş bir karaciğer hastasıdır. Cezaevi koşullarında hastalığı hızla ilerlemekte, yeterli tıbbi bakım, beslenme hizmeti alamamaktadır. Moral olarak da çökkündür, oysa iyileşmesi ya da hastalığının hızlı ilerlememesi için de psikolojisinin düzelmesine gereksinim vardır. Ceza Muhakemeleri Yasası’nın 16/2 maddesi aşağıdadır ve çok nettir..

Sevgi ve saygı ile.
17.10.12

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

“Fatih Hilmioğlu’na…” üzerine 2 yorum

  1. Sevgili Hilmioğlu ile 17Nisan 2009 günü Beşiktaş Adliyesi’nde tutuklandığımız gün tanışmıştık. Kaderin cilvesi aynı Cezaevi aracında Metris Cezaevi’nden Silivri Cezaevine kadar birlikte yolculuk yapmıştık. Aynı gün 4 No’lu Cezaevi’nin B-9 alt koğuşuna ben ve Sadun OKYALTIRIK, B-9 Üst koğuşuna ‘ da Prof.Dr. Erol MANİSALI ile birlikte Fatih HİLMİOĞLU kapatılmıştı. Onları Mustafa BALBAY misafir etmişti. Koğuş arkadaşı oldular ve Onların havalandırma bölümüne bizim demir parmaklıklı penceremiz bakıyordu. Havalandırmaya çıktıklarında cezaevi idaresinin izin verdiği kadarı ile parmaklıkların arasından ve sandalye üzerine çıkarak konuşabiliyorduk. Ta.. ki bir gün banyo sonrası yüzünün bir bölümüne felç gelipte 2 gün sonra ancak doktor vizitesine götürülüp, hastaneye sevkedilinceye kadar.
    En çaresiz günlerimizde verdiği moral sözlerini ömrümce unutamayacağım. O dim dik duruyordu. Sabır ve metanet öneriyordu. Ama her şeye karşın boynunu büken 2 evladının geleceklerini düşünüyor olması idi. Tek bir onlar vardı aklında. Sözlerini burada anlatmayacağım. Ama şimdi bir dalı kırıldı. Diğer dalına ve o ağacın gövdesine uzun ömürler diliyorum. “Fatih Hoca! dik dur.Bu günler de geçer!”
    diyemiyorum.. Sözler boğazıma düğümleniyor. Çünkü bu sözleri senden duyduğumdan beri “GÜNLER ZOR GEÇİYOR, FATİH HOCAM!”
    Sabır diliyorum…

    1. Değerli Hamdi Gökhan ECEVİT,

      Yorum yazma inceliğiniz için teşekkür ederim.

      Ülkemize dönük bu çok yönlü kuşatma-çökertme operasyonunu ne yapıp edip geri püskürtmek zorundayız.

      Gerekli ipuçlarını devrimci geçmişimizde, Atatürk’ün ilkelerinde ve bilimsel akılcılıkta bulacağız hiç kuşkusuz.

      Başka seçeneğimiz yok. Buna zorunluyuz ve bu olgu, yani oyunu bozma zorunlulukğu en büyük güç kaynaklarımızdan.. Batı emperyalizminin çökerici abanışını lehte bir donanıma dönüştürmeliyiz böylesine akılcı bir eylemle..

      Sevgi ve saygı ile.
      19.10.12, Ankara

      Dr. Ahmet SALTIK
      http://www.ahmetsaltik.net

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir