Em. Amiral Türker ERTÜRK : OKUR MEKTUBU…

Türker ERTÜRK
Em. Tuğamiral

OKUR MEKTUBU
İLK KURŞUN, 21 Eylül 2012

Sevgili okurlar,

Yaklaşık 2 yıldır bilgim, birikimin, deneyimim çerçevesinde sizlere yazılarımla ulaşmaya çalışıyorum. Aslında gazetecilik veya köşe yazarı olmak gibi bir idealim geçmişte hiç olmadı. Ülkemizin yaşadığı koşullar beni şu anda sürdürdüğüm mücadelenin içine itti. Yazmak bu çabamın yalnızca bir bölümü!

Okurlarımdan ve izleyicilerimden çok sayıda mektup ve elektronik ileti alıyorum.
Bilmenizi isterim ki, bana gelenlerin hepsini yanıtlayamasam da mutlaka okuyorum.
Bu mektup veya iletilerden kimilerini huzurlarınıza getirmeyi hep düşündüm ama bugüne dek kısmet olmadı. Bugün size bunlardan sizin de ilginizi çekeceğini değerlendirdiğim bir tanesini sunmak istiyorum.

Sayın Ertürk,

Yurtdışında yaşayan ve sizin yazdıklarınızı birkaç aydır satın almaya başladığım Aydınlık Gazetesi’nde okuyan okurlarınızdan biriyim. Abartmadan söyleyeyim; benim için sizin yazdıklarınız inanılmaz derecede güzel. Lütfen yanlış anlamayın ama bu kadar derin bilgi birikimine sahip asker kökenlilerin varlığından haberim yoktu. Bu belki ülkemizin yakın geçmişinde karşılaştığımız asker imajının (12 Mart ve 12 Eylül) kafamıza soktuğu “Subaylar faşisttir, NATO’cudur ve cahildir“ önyargısından da olabilir ki, bu da doğaldır. Çocukluğunda 12 Mart’ı görmüş daha sonra 18 yaşında 12 Eylül kurbanı olup 10 yıl her türlü işkence altında tutuklu kalmış kişi ve kişilerin kafasında asker imajı nasıl olabilir ki?
Bugün siz ve az sayıda da sizin gibilerin varlığı, ben ve benim gibilerin önyargılarını kırmakta, doğru saflarda toplanmamızı sağlamaktadır. Eski TKP/ML-TİKKO taraftarından mektup aldığınızı düşünürsek, bu önemlidir.

Türkiye’den ayrıldıktan sonra uzun yıllar ülkemdeki her şeye sırtımı çevirdim. Ne bir gazete okudum ne de radyo-tv izledim. Ülkemi kendime yabancı görüyordum, kırgındım, küskündüm ve yaralıydım. Ama son yıllarda olanlar beni kendime getirdi. Ben Türküm ve Türkiye benim vatanım. Sosyalist düşünceli bir Türk olarak emperyalizmin örtülü işgaline karşı vatan savunmasında tüm diğer vatanseverlerin yanında yer almak bir görevdir. Benim geçmişte yaşadığım acılar bu görevin yerine getirilmesine engel olamaz!

İşte bu duygularla yeniden yüzümü vatanıma döndüm. Ve ne acıdır ki, eski yoldaşlarım bilerek ya da bilmeyerek emperyalizmin çıkarlarına hizmet ediyorlar.

Türkiye bugün vahşi kapitalist bir sistemle yönetilmesine karşın Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı atılan her kurşunun emperyalizme hizmet ettiğini söylemem bir abartma olmaz. Hedefi emperyalizmle aynı olan bir komünist ya da ulusal hareket, ne ulusaldır ne de komünist.

Bence yapılması gereken en önemli görev ABD ve AB ürünü Büyük Ortadoğu Projesi’ni (BOP) yenilgiye uğratana kadar çalışılmalı ve sonra ulusal antiemperyalist güçlerin içinde yer aldığı bir hükümet ile ciddi bir toprak reformuna bağlı olarak tüm ülkede 10 Kasım 1938’e kadarki çizgi esas alınarak ilerlemeler sağlanmalı.

Burada kısaca Kemalizm konusuna da değinmek istiyorum. Aslında Atatürk’ün Cumhuriyeti’nden geriye bir şey bırakılmadığını düşünüyorum. Sabiha Gökçen’in, Atatürk’ün ve Zübeyde Hanım’ın heykellerinin dahi saldırıya uğradığı, Türk bayrağının indirildiği, ulusal bayramların yasaklandığı bir Türkiye’dir bugün karşımızdaki.
Peki, bugünlere nasıl gelindi? Atatürk ilkelerinden kopmuş eğitim sistemi ve o eğitimi veren kadrolar suçludur diyorum. Ben 31 yaşına kadar hiç Atatürk eseri okumadığı halde Atatürk’e faşist diyordum. On binlerce diğeri gibi. Sorumlu kimdi? Eğitimcilerimiz bize daha ilkokuldan başlayarak canlı ve heyecanlı bir Atatürk ve Cumhuriyet tanımı yaptılar mı?

Tek hatırladığım Mustafa Kemal’in çocukluğunda tarlada kargaları kovalaması ve Kurtuluş savaşı!
Bu da sanki normal, herkesin yapabileceği bir şeymiş gibi kuru, ruhsuz bir şekilde veriliyordu.

Osmanlı ile Cumhuriyeti aynı gören, köklerimize gitmeyen, İslam öncesi Türk tarihini kafir olarak gören bir eğitim sistemi ile Asya’daki atalarımızın yaşantısı, kültürü, kadının toplumdaki saygın yeri ve özgürlüğü anlatılmadan Atatürk öğretilirse, onun devrimci düşünceleri, heyecanları ve en önemlisi antiemperyalist kişiliği çocuklara aktarılmazsa olacağı buydu! Ne idik? Ne olduk? Atatürk ile tekrar
neleri kazandık? Bu bilinmeden bir genç nasıl Atatürkçü olsun!

İnanır mısınız, Atatürk’e ve Cumhuriyete en çok zararı veren kişilerin, kendine “Atatürkçüyüm“ diyen kişiler olduğuna inanıyorum. Ve özelliklede asker Atatürkçülerin! 12 Martçı ve 12 Eylülcü subaylar hep Atatürkçü olduklarını söylüyorlardı, göbeklerine kadar emperyalizme bağlıyken. Bu asker ve sivil otoriteler hep yönetilmesi kolay bir toplum istediler. Kitaplar yasaklandı ve yakıldı, baskı, korku ve tutuklamalarla ezik, otoriteye boyun eğen, sorgulamayan, eleştirmeyen, korkak, koyun gibi bir toplum yaratıldı. Bugün bu beyni silinmiş çoğunluk işte bu yüzden olanları algılayamıyor ve tepki vermiyor.

Umut yok mu? Var!

Devletin bir zamanlar terörist dediği benim 9 yaşındaki kızım, Türk Bayraklı tişörtüyle
PKK taraftarlarının çocuklarının yoğun olduğu bir okula gidip gururla dolaşıyorsa, umut vardır!

Kişilik, vatan sevgisi, ulus bilinci! Bugün Genelkurmay’da oturan teslim olmuş şahsın ve generallerin benden, benden olamazsa 9 yaşındaki kızımdan utanmaları gerekir.

Çünkü bayrağın indirildiği, ulusal bayramların yasaklandığı, eğitim sisteminin değiştirildiği, Cumhuriyetin yıkıldığı bir ülkenin seyircileri onlardır, ben değilim.

Kaleminiz daima güçlü olsun, sevgi ve saygılarımla.”

Ben de hem okurumuza hem de sizlere saygı ve sevgilerimi sunarım.

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir