TARAF Gazetesi yazarı Sayın R. Marguilies’e Prof. Ercan’dan yanıt..

Sayın R. Marguilies,

Gecikmeli olarak elime geçen 25 Nisan 2012 tarihli makalenizi okudum.
Mustafa Kemal Atatürk’le ve O’nun kurduğu Laik Türkiye Cumhuriyetiyle alay eden yazınızda, kavramları çarpıtmak çabanız kadar, bilgi eksikliğiniz de dikkati çekiyor.

1. Atatürk tüm Ulusu kucaklayan laik bir Cumhuriyet kurdu. Çoğulcu Demokrasi bu Cumhuriyetin
doğal ürünüdür. Kemalist felsefenin temel amacı “yurtta barış, dünyada barış” tır.
Bu nedenle, Bilimsel aklı rehber alan Ulus-Devlet modelini önerir ve savunur.

Kemalizm militarizm demek değildir.. “Vatanın müdafaası mecburiyeti olmadıkça savaş bir cinayettir.” diyen Mustafa Kemal’i kaba kuvvet, despotizm ve militarizmle bir çizgiye getirmek en azından entelektüel ufuk darlığına işarettir.

Tabii ki Yurt ve Ulus sevgisi, yurttaşların bu değerler uğrundaki özverileri oranında
anlam kazanır.

2. Kemalizm’in Halkçılık ilkesi, Atatürk’ ün tanımıyla, bire bir Demokrasi karşılığıdır.
(bkz. Afet İnan’ın “Vatandaş İçin Medeni Bilgiler” kitabında Atatürk’ün elyazılar bölümü)

3. Mademki Fransız yazarlara, siyasetçilere meraklısınız, o halde bakın meşhur
Fransız siyaset bilimci Prof. Maurice Duverger ne demiş:

“Kemalist partinin birinci özelliği, demokratik bir ideolojiye sahip bulunmasıydı…
Mustafa Kemal’in siyasal rejimi, çoğulculuğun üstün bir değer olduğunu kabul ediyor ve çoğulcu bir devlet felsefesi içinde işlevini yerine getiriyordu. Üstelik partisinin yapısal açıdan da totaliterlikle hiçbir ilgisi yoktu. Kemalizm demokratik bir ideolojidir….
Atatürk döneminde niçin demokrasinin tüm kurum ve kuralları yoktu? Olamazdı da,
onun için.. Fransız Devriminden yarım yüzyıl sonra bile, Fransız işçisinin oy hakkı
var mıydı? Amerikan devriminden bir buçuk yüzyıl sonra bile, ABD’de ırklar arasında
tam bir hukuksal eşitlik sağlanmış mıydı? Atatürk bir ortaçağ toplumundan yola çıktı.
Cumhuriyet’i kurduktan sonra 15 yıl yaşadı… ve sınıf-cinsiyet-ırk-din ayrımı olmadan,
tüm yurttaşlar arasında hukuksal eşitliği, o inanılmaz kısa süreye sığdırdı…
Bilim her olguyu kendi koşulları içinde değerlendirir. Atatürk yönetimi, kendi koşulları içinde, olabilecek en demokratik yönetimdi. Ve bu açıdan, Türkiye’nin bugünkü yönetiminden daha demokratikti! Ölümünün yıl dönümünde… Sağdan ve soldan aşağılık saldırıların üzerinde yoğunlaştığı bir diktatörü (!), en içten saygılarımla anıyorum…”

4. Mustafa Kemal Atatürk, “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.” tanımını yapmıştır. Buna göre “Türk” kelimesi bir etnisitenin, bir halk grubunun adı değil, kendilerini Kürt, Arap, Ermeni, Azeri, Tatar, Pomak, Boşnak, Çerkez, Laz, Rum, Yahudi, Türkmen, Yörük, …olarak betimleyen tüm yurttaşlarımızın “ortak ulus adı”dır. Nasıl ki Fransa’da yaşayanlara Fransız, Almanya’da yaşayanlara Alman, Rusya’da yaşayanlara Rus… denirse, Türkiye Cumhuriyetinde yaşayanlara da “Türk” denir. Bundan gocunmamak gerekir. “Ne mutlu Türküm diyene!” demek, “ne mutlu bu birlik beraberliğe” anlamındadır… Zannettiğiniz gibi, ırkçı, faşizan bir söylem değildir.

Sayın Marguilies, l

Ltfen bu ülkede insanların barış ve dayanışmacı işbirliği içinde ve kardeşçe bir arada yaşamaları yönünde çaba gösterin; ayrıştırıcı, bölücü, parçalayıcı olmadan..

Emin olun bundan en çok siz yarar göreceksiniz. Saygılarımla. 19.9.12

Prof. Dr. D. Ali Ercan
ADD Bilim Kurulu Başkanı

__________________________________________________________________

Asker ordusu ve irfan ordusu

(TARAF Gazetesi) 25 Nisan 2012, ronmargulies@btinternet.com

Mustafa Kemal’i çok seven, O’nun yarattığı “tek adam, tek parti, tek ordu, tek millet” şeklindeki çoğulcu demokrasiye âşık olan okurlarım ortak aşkımızı beslemek için zaman zaman bana malzeme gönderir.

Örneğin, İzmir’de bir otomobilin arka penceresine boydan boya yapıştırılmış bir grafik:
“Bir subay şehit oldu diye ‘Menemen’i yakın!’ diyen Mustafa Kemal’i özledim.
Ne mutlu Türk’üm diyene!” “Menemen”, “yakın” ve “Türk’üm” kelimeleri kırmızıyla yazılmış.
Veya internetten alınma, bir vatan haininin yazdığı espri:

“Lütfen Mustafa Kemal’e haber verin, İzmir’deki minibüslerden birinin arka camını imzalamayı unutmuş.”

Sabah bunları okuduktan sonra, 23 Nisan günü, yolum Taksim’e düştü.
Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı töreni dağılalı çok olmamıştı herhalde.
Her taraf çok şık ve çok yakışıklı askerlerle doluydu. Bir tanesi elinde tüfeğiyle yanımdan geçti. “Herif hapşırıp yanlışlıkla tetiğe basarsa, geçmiş olsun..” diye düşündüm.

Akşam televizyonda çok çeşitli spikerler çocukların ne kadar “coşkulu” olduğunu anlattı. Cumhuriyet gazetesi “23 Nisan coşkusu” manşetinin altında çocukların Anıtkabir’e “akın ettiğini” bildirdi. Çeşitli koltuklara çeşitli çocuklar oturtuldu. Başbakan bunlardan bir tanesiyle sohbet etti. Falan filan. Bütün bunların çocuklarla herhangi bir ilişkisi olduğunu zannedeniniz varsa, lütfen kendinize gelin. O kadar da saf olmanın âlemi yok.

Bakın Fransız politikacı Paul Bert, taa 1882’de ne demiş:

“Özgür bir halk kamusal bayramlara ihtiyaç duyar. Bu bayramlar çerçevesinde ortak bir sempati oluşur ve bu bayramlarda kalpleri ısıtan bir iletişim gerçekleşir: Vatan’a olan inanç
ve özgürlük aşkı gücüne güç katar.”

“Özgür bir halk” ve “özgürlük aşkı” ifadelerine boş verin, bizde önemli olan o değil,
vatan aşkı ve vatana inanç. Bizde önemli olan, “Ne mutlu Türk’üm diyene” demek ve dedirtmek, “Türkiye Türklerindir” demek ve dedirtmek.

Yani 23 Nisan’ın çocuklarla, 19 Mayıs’ın gençlikle tek ilişkisi, çocuklara ve gençlere milliyetçilik ve devlet sevgisi aşılamak, ulus-devleti yüceltmek ve pekiştirmek.

Bana inanmıyorsanız, buyurun, Cumhuriyet Halk Fırkası’nın 1931 yılı programından millî talim ve terbiyenin esas düsturlarını okuyalım. Lütfen, “Ohoo, 1931’den bu yana köprünün altından
çok sular aktı, her şey değişti” demeyin. Eğitim, talim, terbiye alanında, ayrıntılar hariç,
hiçbir şey değişmedi.

“Kuvvetli cumhuriyetçi, milliyetçi ve laik vatandaş yetiştirmek, tahsilin her derecesi için
mecburî ihtimam noktasıdır. Türk milletine, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne ve Türkiye Devleti’ne hürmet etmek ve ettirmek hassas bir vazife olarak telkin olunur.

Fırkamız, vatandaşların Türk’ün derin tarihini bilmesine fevkalade ehemmiyet verir.
Bu bilgi Türk’ün kabiliyet ve kudretini, nefsine itimat hislerini ve millî varlığa zarar verecek
her cereyan önünde yıkılmaz mukavemetini besleyen mukaddes bir cevherdir.”

Eğitimin önemini, her şeyi herkesten önce gören sevgili Mustafa Kemal herkesten iyi bilir. Kütahya’da öğretmenlerle 24 Mart 1923’te yaptığı konuşmada, “irfan ordusu” ile “asker ordusu” arasındaki benzerliği anlatır. Öğretmenler irfan ordusuna mensuptur.

Asker ordusu kadar hayatî olan irfan ordusunun kutsal görevi, “ölen ve öldüren asker ordusuna niçin öldürüp niçin öldüğünü öğretmektir”. Tüfekler eşliğinde yapılan törenlerin de mana ve ehemmiyeti budur.

Ankara’da 19 Mayıs Stadı’ndaki törende Jandarma Bandosu astsubayları Can Bonomo’nun “Love Me Back” şarkısını seslendirmiş. Arkasından çaldıkları şarkılardan birinin sözleri de şöyleymiş:

“Kürt, Laz, ve Çerkez’iyle, ne mutlu Türk’üm diyene”.
Kürt Türklerin, Laz Türklerin, Türk Türklerin ve Çerkez Türklerin bayramını kutlarım!
======================================================================

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir