YALAN VE YALANCILIK


YALAN ve YALANCILIK

Ahmet NİŞANCI
ADD Marmari Şubesi Önceki Başkanı

Yalanı saklamak nereye dek olanaklıdır?
Ne denli saklarsan sakla bir yeri mutlaka açıkta kalır; ya ortası, ya uçları.

Peki, nedir yalan ve kime yalancı denir?

Gerçeğe aykırı olan ve insanları aldatmak, kandırmak ereği üzerine kurgulanmış
her türlü söz, söylence “YALAN” olarak tanımlanır. Bu ereğe yani yalana uygun olarak kurgulanmış sözler eden, bunu alışkanlık haline getirmiş kişiye de “YALANCI” deniyor.

Bir adamın gereksiz baş ağrıtıcı sözlerine bir de yalanları eklenirse,
o adam için artık yiğitlik, cömertlik, iyilikseverlik, insanlık yolu kapanmış demektir.

Bir insan , -yalan söyleyene ne dek insan denebilirse- diliyle, eliyle, gövdesiyle, koluyla, bacağıyla, olmayan yüreğiyle ne denli yalan söylese ve çevresini inandırsa da,
yine de onu ele verecek ve yalancılığını haykıracak bir organı vardır ki,
kesinlikle yalancıyı ele verir; gözleri, gözlerdeki bakışları.

Yalan ve yalancı üzerine söylenecek öyle çok söz var ki!

Son günlerde, hele de ülkemizde söylenen yalanlar uç uca eklense Hakkâri’den Tekirdağ’a, Marmaris’ten Artvin’e köşegen yol olur da yine de ucu bucağı kestirilemez.

Yapamayacağı ya da yapmadığı işleri bile “yaptım” diye ileri sürerek
mangalda kül bırakmayan kişilere Yalancı Pehlivan” dendiğini bilmeyen mi var?

Mumu ancak yatsıya dek yanar yalancının.
Yalanları bir yere dek etkili olsa da insanlar üzerinde, uzun süre aldatamazlar insanları; er geç gerçek anlaşılır.

Başkasının uydurduğu yalanları, işine geldiği için gerçekmiş gibi sahiplenen ve yaymaya çalışanlara “başkasının yalancısı” denir ki; gerçek yalancıları aratmayacak ölçüde tehlikelidir bu tip yalancılar.

Yalan büyük olduğu ölçüde inananları da, etkisi de öylesine çok olacaktır.
Yalancılar aynı zamanda ikiyüzlüdürler. Hiçbir şey yapmadıkları halde,
her şeyi kendilerinin yaptıklarını, başardıklarını ileri sürerek insanları etkilemeye çalışırlar.

Yalancılar, bellekleri çok güçlü insanlardır. Söyledikleri yalanları unutmayarak,
bu yalanları kezlerce yineleterek insanları inandırmaya yönelik üstün bir beceri gösterdiklerini yalanlamak olanaklı değildir.

Yalancıların, kendisinin yalanları üzerine ne denli yalanlama olursa olsun,
zeytinyağı gibi üste çıkmakta üzerlerine yoktur: yalancılar gerçeklerin üzerini örtmek için akla, düşe gelmedik yeni yalanlar düzmekte pek yeteneklidirler.

Yalancıların en önemli özelliklerinden biri de, gerçekleri ortaya koymaya çalışanların üzerine en ağır küfürlerle gitmekte gösterdikleri kararlılıktır.

Yalancıların yalanlarına ortak, yandaş bulabilmek için önemli özellikler gösterirler; Yalanlarıyla, ereklerine ulaşmak için kendi yalanlarını yaygınlaştıracak yeni yalancılar yaratırlar.

 Yarattıkları yeni yalancılarla, elde edeceklerinin bir bölümünü gizlice paylaşarak onları suçlarına ortak durumuna getirirler.

Peki, insanlar hiç mi yalan söylememelidir?

Eğer bir toplumu daha iyiye götürecek bir durum söz konusu ise, burada söylenebilecek suçsuz (beyaz!) yalanlardan söz edilebilir. Ama bu tür yalanların bile toplum içinde
hangi ölçüler içinde doğru bulunabileceğini tartışmak gerekebilir.

Yalan, ayakta kalabilme yollarından biri olarak bütün insanlık tarihinin kara yüzü olarak etkisini sürdürüyor.

Günümüzde bile en küçük topluluk aileden başlayarak, ereklerini yalanlarla, dolanlarla gerçekleştirmek üzerine kuran yandaş ve topluluklar var ve
birlikte yalan söyleyerek bir arada ve ayakta kalmaya çalışıyorlar.