Derin çöküş

authorZAFER ARAPKİRLİ

Bir spor müsabakasını, bir futbol maçını düşünün. Rakip takıma peş peşe golleri attığınızda, mesela durum 3-0’a, 4-0’a geldiğinde, hatta şampiyonluğa yürüdüğünüzde, keyifler zirvededir. Herkes kenetlenir. En üst düzey kulüp yöneticisinden kulüp binasının çaycısına, malzeme çantalarını taşıyan sıradan bir çalışana kadar herkes kucaklaşır ve şarkılara, türkülere, eğlencelere eşlik eder.

Tribünlerden, o tüm takımların bayıldığı ünlü şarkı duyulur, en yüksek sesle:

“Bu Gece Bardaaaa… Gönlüm Hovardaaaa… Çalsın Sazlar, Oynasın Kızlaaaar!”

Arada, maç-yarış (mücadele) sürecinde yaşanmış tüm görüş ayrılıkları, tüm iç çekişme ve kavgalar unutulur ve herkes “can ciğer kuzu sarması” pozisyonuna geçiverir. Anın tadı çıkarılır.

Ama bunun bir de tersini düşünün.

Yani, işler ters gittiğinde nasıl bir manzara yaşandığını gözünüzün önüne getirin.

Maçın son saniyelerinde beklenmedik biçimde yenen (belki de şampiyonluğun kaçırıldığı) bir golün ardından yaşananları hayal edin. Kaleci direkleri tekmelerken defanstaki arkadaşlarına saydırmaya başlar. Rakibin o Allah’ın cezası golcüsünün “nasıl elini kolunu sallayarak gelip o şutu attığından” herkes birbirini sorumlu tutar.

Yönetimden başlayarak takım içine hatta soyunma odası koridorlarına kadar, herkes birbirinden çıkarmaya çalışır öfkesini. Belki de 3 vakit önce birbirini göklere çıkaran insanlar, can düşmanı kesilir. Kavga edecek yer arar. Ve derin bir çöküş başlar saflarda.

Tribünler “Yönetim istifa!..” sesleri ile yankılanmaktadır. Taraftar grupları bile birbirine girer. Hepsi, “Sizin yüzünüzden zaten” moduna giriverirler bir anda.

Bugün iktidar partisinin saflarında giderek daha kesif biçimde duyulmaya başlanan kokular ve daha da yükselmesi muhtemel kavga sesleri, tam da bu dediğime örnektir. Zaten 2019’ın mart ve haziran aylarında peş peşe gelen ağır yerel seçim yenilgileri, yukarıda yaptığım benzetmeler misali “yenen goller” değil miydi?

O gün başlayan çöküşün de etkisi ile zaten ülkeyi her anlamda başarısızlıklarla bir enkaz yığını haline dönüştürmekte olan iktidar kadroları, ortaya çıkan manzaranın da etkisi ile birbirlerini suçlamaya çoktan başlamışlardı bile. Tek tek insanların da, parti içinde öteden beri birbirleri aleyhine kazan kaynatmaya başlamış grup ve grupçukların da, birbirlerine karşı bıçaklarını bileylemeye başladıklarına dair haberler geliyor artık.

Dün, gazetemiz BirGün’ün birinci sayfasında yer alan “Vekalet Savaşları” başlıklı haberde aktarılanlar, mesela koskoca TBMM Başkanı’nın bile trollerle atışmasına varan ruh hali de bunun önemli göstergelerinden biri. Gemi su aldıkça, hem kendi örgütleri hem de devlet sistemi derin bir yozlaşma sonucu çatırdadıkça, ülkenin günlük meseleleri artık içinden çıkılamaz bir hal aldıkça, yoksulluk ve sefalet (dün Kemal Kılıçdaroğlu’nun hatırlattığı üzere) 3.5 milyon insanın sadece elektrik faturalarını bile ödeyemez hale geldiği bir sefalet manzarası kökleştikçe, derin yoksulluk daha da derinleştikçe, bunu daha da büyük boyutlarda göreceğiz.

“Çatırdıyor çatırdamakta olan” diye tasvir edebileceğimiz bu iktidar yozlaşması ve çöküşü, daha da büyüyerek sürerse hiç şaşırmayacağız. Çünkü artık altında ezildikleri bir sorunlar silsilesi ile giderek daha da saçma sapan demeçlerle halkın yüzüne bakamayacak, içine çıkamayacak hale geldikleri bir vakıa. U dönüşlerinin haddi hesabı yok artık. Giderek saçmalayan bir yönetici kliği, onların yandaş ve yalakaları, troller ordusu ve medyadaki beslemeleri, ibretlik tablolar sergilemeye başladılar.

Bütün bu tablo, aslında acınası ve ders alınası bir tarihi ders olarak önümüzde zuhur ederken, geniş halk kitlelerine ve onlara önderlik etmesi gereken vatansever, demokrasi yanlısı siyasetçilerin de görevi daha büyük önem kazanıyor.

Önümüzdeki seçimi akılcı strateji ve taktiklerle kazanıp, mevcut “Yıkım Ekibi”ni iktidardan (bir daha hiçbir kisve altında dönmemek üzere) yollamak.

Sola ve demokrasiden yana tüm insanlara düşen bu görevin gereği kollar şimdiden sıvanmalı ve aramızdaki yapay ayrıntılar bir yana koyularak, tabii ki temel ilkelerden ödün vermeden mümkün olan en geniş güç birliği ile bu halk düşmanı, demokrasi düşmanı iktidara sandıkta “Final yenilgisi” tattırılmalıdır.

Zaten 23 Haziran 2019 hezimetini hâlâ sindiremediği anlaşılanların “sırtlarını – ense tıraşlarını görmek” ve son şarkı olarak “Güle güle sana. yolun açık olmasın” şarkısını besteleyip söylemek için herkes üzerine düşeni yapmalıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.