ERGENE NEHRİ’Nİ ÖLDÜREN DAHA ÇOK KÂR HIRSIDIR

ERGENE NEHRİ TEMİZ KALSIN…

ERGENE NEHRİ’Nİ ÖLDÜREN DAHA ÇOK KÂR HIRSIDIR

Mustafa AYDINLI
Eğitimci – Yazar

Çoğu çevre ve nehirlerin kirlenmesi, Ergene Nehri gibi sanayileşme ile başlıyor. Buradan sanayiye karşı olduğumuz anlamı asla çıkarılmamalı. Aksine sanayileşerek büyümekten yanayız. Sanayi sektörü olacak ki; endüstriyel üretim yapılabilsin, istihdam yaratılabilsin, ürünler iç ve dış pazarlara sunulsun, dışsatım yapılabilsin ve ülke kalkınsın. Sanayileşme olgusu, tartışma dışı bir gerçekliktir. Daha önceki yazılarımızda da belirttik; çevreye zarar vererek, akarsuları, nehirleri, denizleri, gölleri, ormanları, toprağı, havayı.. kirleterek, doğayı tahrip eden sanayileşmenin çarpık ve ilkel olduğunu düşünüyoruz.

Ayrıca böylesi bir sanayileşme sürdürülebilir de değildir. Sanayileşme hızı ile SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA (sustainable development) hedeflerinin dengelenmesi zorunludur.

Ne var ki; kapitalist düzenin ençok (maksimum) kâr hırsı doğayı ölçüsüz tahrip ediyor. Kâr hırsıyla ekolojik denge altüst ediliyor. Yabanıl anamalcılığın (vahşi kapitalizmin) tunç yasası “en çok kâr” dürtüsü dizginlenemiyor.. Yabanıl anamalcı ideoloji uysallaşamıyor, uygarlaşamıyor.

Öylesine kritik bir aşamaya gelindi ki; pek çok uzman – düşünür – yazar, artık “sürdürülebilir kalkınma” aşamasının geride kaldığını, neredeyse olanaksızlaştığını, günümüzde çevresel kirliliğin YAŞAMI TEHDİT ETTİĞİNİ vurgulayarak, yeni bir söylem (motto) öneriyorlar çok gerçekçi olarak : SÜRDÜRÜLEBİLİR YAŞAM!

Küreselleşen kapitalizmin gözü asla doymuyor, doğaya ve çevreye göz açtırmıyor.

Seller, yangınlar, kuraklıklar, dondurucu soğuklar, kavurucu sıcaklar, susuzluk, toprağın – havanın – suyun – balıkların zehirlenmesi ve türlerin hızla yok oluşu, kıtlık – açlık, bulaşıcı hastalıklar… ile 5 Kıtada yaşayan bütün insanlara kendisini bir felaketler silsilesi olarak, her gün daha çok duyuran ekolojik kriz, yerküreyi kasıp kavuruyor; yaşamın sürdürülebilirliğini açıkça tehdit ediyor

Yabanıl kapitalist düzenin “kalkınma, gönenç (refah), büyüme, ilerleme” gibi tekerlemeleri salt sermayeye yönelik değil; toplumsal ilerleme ve insanlığın maddi birikimlerine yönelik de olmalıdır. Üretimin de, tüketimin de belli sınırları vardır. Unutmayalım ki, yaşadığımız gezegen de belli bir kapasite ile sınırlıdır, sonludur!

Vahşi anamalcı (Kapitalist) düzenin gözü doymaz oburluğu, sınırları zorlamakta ve çevrenin, doğanın üzerine abanmaktadır. Doğa artık bu hovarda ve hoyratca sömürüyü kaldıramıyor.
*****
Ergene’nin ölümü bu abanmanın, oburluğun, dinmek bilmeyen kâr hırsının, sermaye yanlısı iktidarlarca dizginlen(e)meyişinin somut ve acı bir yerel örneğidir. Binlerce türün yok edilmesi ile biyoçeşitliliğin hızla azalması, buzulların erimesi ve ozon katmanının incelip delinmesi.. tümü, doğayı hiçe sayan sorumsuz ve asla bağışlan(a)maz aymazlıkların sonucudur.

1997’de Birleşmiş Milletler Japonya / Kyoto’da bir çevre toplantısı düzenledi. ABD’nin en önemli önerisi, ozon katmanının delindiği ve birlikte bu facianın önüne geçilmesiydi. Ne var ki, ozon tabakasının incelmesinden başta ABD sorumludur. Yoksul ve geri bırakılmış ülkelerin atmosfere sera gazları salımı (emisyonu) ABD ile karşılaştırılabilecek düzeyden fersah fersah uzak. 1990’larda ABD, küresel sera gazları salımının (emisyonunun) %36’sından tek başına, sorumluydu. 2016’ya dek BM Kyoto toplantısına katılan ama sonuç Protokolünü imzalamayan tek ülke idi ABD!

Kapitalizm böylesine “kendine özgü”, “tuhaf” (!) birşey.. testiyi kırar, faturayı yoksullara ödetir. Ergene’yi Türkiye’nin sorumsuz kapitalistleri kirletiyor, ama fatura tüm topluma yıkılıyor.

İnsanlığın belli bir uygarlık düzeyine eriştiğini savlıyorsak (iddia ediyorsak), bunun ancak doğayla barış içinde (peacefull co-existence) olması koşuluyla onanması, saygınlığı kabul edilebilir.

Nehirler ülkenin kan damarlarıdır. Nehirler, ırmaklar, dereler, derecikler… tüm akarsular; bir bütün olarak DOĞA kirletiliyorsa, yaşamın / doğanın kan damarları kirlenmiş, tıkanmış demektir. Bu çok tehlikeli olgu, yaşamın sürdürülebilirliğini kritik biçimde tehdit etmektedir.

İnsanlığın usunu başına devşirmesi ve Kızılderili Reis Seattle‘ın bildirgesini (1853), ABD Başkanına ültimatomunu asla unutmaması gerekiyor..

Çevremiz, Doğamız bize Atalarımızdan kalan bir miras değil; tersine, sonraki kuşaklara geliştirerek aktarmamız gereken bir emanettir..

Ergene’yi geri kazanma girişimleri çok yönlü ve tümüyle bilimsel olarak daha çok gecikmeden kararlılıkla uygulamaya konmalıdır. Bu, artık vazgeçilemez ve ötelenemez bir ağır kamusal sorumluluk ve yükümlülüktür. Toplum katılımı ile saydam, açık, hesap verilebilirlikle yönetilmelidir süreç. Gecikilen her zaman birimi ise hem başarıyı olanaksızlığa – dönüşümsüzlüğe sürüklemekte hem de ödenen – ödenecek çok yönlü bedeli sanılandan çok daha fazla ağırlaştırmaktadır.

  • Ergene “imdat” çığlıkları atıyor, Ergene boğuluyor, Ergene ölüyor!

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir