Çernobil faciasının 32. yıldönümünde TTB’den açıklama

Çernobil faciasının 32. yıldönümünde TTB’den açıklama

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi, Çernobil faciasının yıldönümü dolayısıyla basın açıklaması yaptı. Açıklamada, 32 yıl önce meydana gelen facianın olumsuz etkilerinin halen sürdüğüne dikkat çekildi.

Çernobil nükleer faciası sonrasında tüm dünyada nükleer santral yapımının büyük oranda azaldığına yer verilen açıklamada, Türkiye’de ise bunun aksi yönde gelişmeler olduğu belirtildi. Mersin’de Akkuyu Nükleer Santrali’nin yapımının halen sürdürüldüğüne dikkat çekilen açıklamada, nükleer santrallerin sağlık ve çevreye yönelik olumsuz etkilerinin yalnızca nükleer kazalarla sınırlı olmadığı vurgulandı. Açıklamada,

  • “Uyarmaktan vazgeçmeyeceğiz; Mersin Akkuyu’daki nükleer santral yapımı derhal durdurulmalıdır” denildi. Açıklama şöyle:

BASIN AÇIKLAMASI : UYARMAKTAN VAZGEÇMEYECEĞİZ!
MERSİN AKKUYU’DAKİ NÜKLEER SANTRAL YAPIMI DERHAL DURDURULMALIDIR

32 yıl önce, 26 Nisan 1986 günü Ukrayna’nın başkenti Kiev yakınlarındaki Pripyat kasabasında kurulu olan Çernobil Nükleer Santralinin dört numaralı reaktöründe bir patlama meydana gelmiş ve bu patlama sonucu ortaya çıkan radyasyon serpintisinden başta Rusya, Ukrayna ve Beyaz Rusya olmak üzere içinde ülkemizin de olduğu 14 Avrupa ülkesi etkilenmişti. Kaza anında 30 işçi yaşamını yitirirken 335.000’den fazla insan bölgeden boşaltılmıştı. Kazanın üzerinden 32 yıl geçmesine karşın bu insanların veya çocuklarının hala bölgeye dönmesine izin verilmiyor. Birleşmiş Milletler Atomik Radyasyonun Etkilerini Araştırma Bilimsel Komitesi (UNSCEAR) raporlarına göre kazadan sonra bölgede yaşayan yaklaşık 500.000 insan yüksek radyasyondan etkilenmiştir. Bu etkilenme sonucu Rusya, Ukrayna ve Beyaz Rusya’da binlerce çocukta tiroid kanseri rapor edilmiştir. Aynı örgüte göre önümüzdeki yıllarda yeni tiroid kanseri olgularının görülebileceği kestirilmektedir. Aynı örgütün raporlarına göre Rusya, Ukrayna ve Beyaz Rusya’da bu kaza nedeni ile izleri günümüze dek uzanan büyük sosyal çöküntü ve ekonomik yitikler yaşanmıştır. Dünya Sağlık Örgütüne göre ise Çernobil Nükleer Santralinin daha çok radyasyon yaymaması için lahit içine alınması sırasında bu çalışmalarda görev alan 240.000 kişi yüksek radyasyona sunuk (maruz) maruz kalmıştır ve bu kişilerin yakından izlenmesi gerekmektedir. Kazanın üzerinden 32 yıl geçmesine karşın her üç ülkede geniş bir alan hala yerleşime kapalı ve daha geniş bir alanda radyoaktif kirlenme nedeni ile tarım ve hayvansal üretim yapılmasına izin verilmiyor.

  • Ülkemizde yapılmak istenen; Mersin Akkuyu’da inşaatına başlanan nükleer santrallerin sağlık ve çevre üzerine olumsuz etkileri salt kazalarla sınırlı değildir.

1950’li yıllardan bu yana elektrik üretiminde kullanılan nükleer santrallerden günümüzde yaklaşık 450 tanesi çalışmaktadır ve bu santraller dünya enerji isteminin yaklaşık %6,8’ini sağlamaktadır. 1986’da meydana gelen Çernobil nükleer kazası sonrası, tüm dünyada nükleer santral yapımı büyük oranda azalmış, başta AB ülkeleri olmak üzere birçok gelişmiş ülke yapımı tamamlanan nükleer santrallerini bile üretime almayarak seçenek (alternatif) enerji kaynaklarına yönelmiştir. Bu ülkeler ayrıca çalışan santrallerini de belli bir program içinde kapatmaya başlamışlardır. Üstelik 2011 yılında Japonya’da meydana gelen Tohoku Depremi sonucu oluşan tsunaminin neden olduğu Fukuşima Nükleer Santrali kazası bu eğilimi hızlandırmıştır.

Ancak buna karşın son yıllarda ülkemizin de içinde olduğu kimi gelişmekte olan ülkelerde yeni nükleer santraller kurulmaya çalışılmakta; nükleer teknolojiye sahip gelişmiş ülkelerin şirketleri insan sağlığı ve çevre üzerine olumsuz etkilerine karşın; salt para kazanmak için ‘nükleer santral ihalesi’ peşinde koşmaktadır.  Oysa nükleer santrallerin sağlık ve çevre üzerine olumsuz etkileri salt kazalarla sınırlı değildir. Üstelik nükleer kazalar sonucunda salt santralin çevresi değil, küresel ölçekte olumsuz sağlık etkileri ve çevre yıkımı ortaya çıkmaktadır. Bunun en tipik örneği Çernobil Nükleer Santral kazasıdır.

Kazalar dışındaki nükleer santrallerin sağlık ve çevre üzerine olumsuz etkilerinin kimileri ise şunlardır:

  • Uranyum madenlerinde çalışanlarda ve yakınlarında yaşayanlarda yapılmış çok sayıda bilimsel çalışmada artmış kanser riski gösterilmiştir.
  • Ayrıca başta Almanya’da devlet destekli bilimsel çalışmalarda olmak üzere,
    normal çalışan nükleer santrallerin çevresinde yaşayanlarda sağlık sorunları olabileceği kanıtlanmıştır. Bu çalışmalarda 16 nükleer santrale 5 km yakınında yaşayan 5 yaş altı çocuklarda lösemi riskinin 2.2 kat daha çok olduğunu saptamışlardır.
  • Nükleer santraller sabotaj, savaş gibi insan kaynaklı, Fukuşima Nükleer Santrali örneğinde olduğu gibi deprem, tsunami gibi doğal nedenlerden dolayı kazalar meydana gelebilmektedir ve bu risklere karşı önlem alabilmenin olanağı yoktur.
  • Ayrıca hepimizin bildiği gibi radyoaktif atıkların bertarafı sorunu çözülememiştir; üstelik nükleer santrallerden çıkan radyoaktif atıkların yarılanma ömrü çok uzundur.

Nükleer santral olmadan nükleer kazalar yaşanan ülke: Türkiye

Ülkemizde yapılması planlanan AKKUYU, SİNOP ve İĞNEADA nükleer santralleri ileride geri dönüşümü olmayacak insan ve çevre sağlığı sorunlarına yol açması olasıdır. Üstelik bu nükleer santrallerden ilkinin inşaatına tüm bilimsel ve hukuksal itirazlar hiçe sayılarak başlanmıştır. Dünyanın teknoloji açısından en gelişmiş ülkelerinde bile çok sayıda nükleer santral kazası olması, bize bu enerji biçiminin hiçbir zaman tam güvenlik sağlanamayacağını göstermektedir. Üstelik ülkemiz nükleer santrali olmadan nükleer kaza (!) yapabilmiş bir ülkedir. 1999’da meydana gelen ve tıbbi atıklardan kaynaklanan ve 13 kişilik bir aileyi etkileyen İkitelli kazası, 2012’de İzmir-Gaziemir’de ortaya çıkan kaynağı bilinmeyen radyoaktif atıklar ve son olarak 2016’da Sakarya’da bir baraj inşaatında meydana gelen ve bir işçiyi etkileyen radyoaktif malzeme ile oluşan kaza ülkemizin nükleer santrali olmadan dünyada nükleer kazalara sahne olmuş ‘tek ülke’ durumuna düşürmüştür. Ayrıca ülkemizin deprem açısından riskli, terör ve savaş odaklarına yakın olması yapılacak olan santralin hedef haline gelmesi olasıdır. Üstelik nükleer enerji üretiminin hiçbir basamağında; yer ve kısıtlı olarak inşaat işleri dışında ülke kaynakları ve işgücü kullanılmayacaktır. Nükleer enerji yakıtlarını üreten ülke sayısı çok azdır ve yenilerine izin verilmemektedir; bu nedenlerden dolayı da tümüyle dışa bağımlı bir enerji türüdür. Nükleer Santral savunucularının başka bir savı teknoloji aktarımıdır (transferidir). Ancak bu hedef de gerçekçi değildir; basına da yansıyan yapılan sözleşmelere göre; santral işletmesi ihaleyi alan ülkelerce yapılacaktır.

Sonuç olarak; daha önceki açıklamalarımızda da belirttiğimiz gibi; herhangi bir nükleer santralin yakın ve uzak çevresinde yaşayanlar açısından sağlık riskleri her zaman var olacaktır. Bu nedenle ülkemizdeki nükleer santral planlarından derhal vazgeçilmelidir.

  • Ülkemiz için ‘yerli kaynak’ kesinlikle nükleer enerji değildir ve
  • Ülkemiz açısından asıl öncelik verilmesi gereken teknoloji gerçek ‘yerli kaynak’ olan güneş, rüzgar, jeotermal enerji gibi yenilenebilir enerji türleri olmalıdır.

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir