İş kazası ve meslek hastalığı provizyonları

İş kazası ve meslek hastalığı provizyonları işverenlerce görüntülenebilecek

İşverenlerin iş kazası ve meslek hastalığı provizyonu üzerinden muayene ve tedavi olan sigortalı bilgilerini görüntüleyebilmelerine olanak sağlayan program kullanıma açıldı.

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Konuyla ilgili 29.11.2017 tarihli SGK duyurusu şöyle:

İşverenlerin iş kazası ve meslek hastalığı provizyonu üzerinden muayene ve tedavi olan sigortalı bilgilerini görüntüleyebilmelerine olanak sağlayan program kullanıma açılmış olup; söz konusu görüntüleme işlemi

https://uyg.sgk.gov.tr/IsvBildirimFormu/welcome.do

erişim adresindeki “İş Kazası ve Meslek Hastalığı e-Bildirim” uygulamasında yer alan “Hastane Bildirim Sorgulama” menüsünden yapılabilmektedir.

Böylece işverenlerimizin iş kazası ve meslek hastalığı bildirimlerini gecikmeksizin, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununda öngörülen sürede yerine getirebilmeleri sağlanmış olacaktır.

Kamuoyuna önemle duyurulur.
============================================
Dostlar,

SGK “heyecan verici” bir sanal uygulamayı daha yürürlüğe koymuş, sağolsun!

Ne var ki sorun, işverenlerin meslek hastalığı bildirimlerinin “postada gecikmesi” değil..

Zaten meslek hastalığı tanısını kesin olarak koyan SGK’nın ilgili Kurulları.
Türkiye’deki 3 meslek hastalıkları hastanesi (Zonguldak, Ankara ve İstanbul, kağıt üstünde Kütahya) + kamu üniversite hastaneleri ve Sağlık Bakanlığının Eğitim ve Araştırma Hastaneleri “meslek hastalığı olabilir” biçiminde kanı belirten rapor ile sınırlı durumda. Söz konusu raporlar, değinilen SGK Kurullarının işyeri müfettiş incelemesi raporuna da dayanılarak kesin meslek hastalığı kararına dönüştürülüyor. Taraflar arasında (çalışan – işveren – devlet) çıkan uyuşmazlıklar ise İş Mahkemelerinde çözülüyor.

Bir dosyanın karara bağlanması 1 yıldan önce olanaklı olamıyor. Bu yüzden, meslek hastalığı sayıları o yıl sonunda değili ancak izleyen yıl sonlarında yayınlanabiliyor. Nitekim 2016 içinde 597 meslek hastalığının kayda alındığını öğreneli çok olmadı.

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası md. 14/2/b şöyle :

  • b) Sağlık hizmeti sunucuları veya işyeri hekimi tarafından kendisine bildirilen meslek hastalıklarını, öğrendiği tarihten itibaren üç iş günü içinde… SGK’na bildirim yaparlar.

Buradaki bildirim kesin olmayıp, yukarıda aktarılan süreci başlatmak için gerçekte bir tür önbildirimdir. Bu ön tanıyı / ön bildirim kesinleştiren SGK’nın kendi birimleridir. Dolayısıyla meslek hastalığı tanısı ilgili SGK Kurulunca kesinleştirildiğinde elbette öncelikle Kurum olarak SGK bilgi sahibi olmakta, TÜİK’e bildirim ve istatistikleri yayınlama SGK’ca yapılmaktadır.

Sorun, Meslek Hastalıklarının adeta bir “şeytan üçgeninde sıkış(tırıl)mış olmasıdır! Her 3 yan (taraf) da bu hastalıklara, eylemli olarak (fiilen) ortaya çıksa bile tanı konmasını iste-me-mek-tedir! Çalışan (işçi, devlet memuru…) + işveren (kamu / özel) ve Devlet bu bağlamda istemsizdir. Çünkü her 3 yana da fatura -ağır- olabilmektedir!

Meslek hastalığı raporu alan çalışan, özellikle 4857 sayılı İş Yasası kapsamındaki işçiyi bekleyen, işverenin “sana verecek başkaca işimiz yok” tümcesidir. Bu ağır tehdit ve bedel nedeniyle, bizim hekim olarak doğrudan tanık olduğumuz birçok olguya tanık olduk.

  • “Aman doktor bey, patron çıkışımı verir.. meslek hastalığı yazma…”

ricaları kulaklarımızda yankılanıyor. Oysa bu sorun işçi – işveren arasında hapsedilmeyip Türkiye Genelinde İş Kurumu’nun sorunu durumuna getirilse ve yasal olarak meslek hastalarının durumlarına uygun zorunlu istihdam kotalarına bağlansa, sorun çok hafifletilebilir.

İkinci olarak işveren, meslek hastalığı nedeniyle görebileceği yaptırımlardan ürkmektedir.. En başta maddi – manevi ödence (giderim, tazminat). SGK denetçilerinin düzenleyecekleri raporda kusuru oranında SGK; çalışana ödediği tazminatı – giderleri / (erken emeklilik, engellilik, sağaltım, ortez – protez vd.) sorumlu işverene geri dönebilmektedir (hukuksal deyimiyle rücu edebilmektedir). Oysa SGK, çalışan ve çalıştırandan meslek hastalıkları sigortası için de prim kesmektedir. Bu prim bir anlamda, doğabilecek riskin (meslek hastalığı tanısı konmasının) sigortalanması, doğacak bedelleri içindir oysa…

Devlet / SGK da isteksizdir meslek hastalığı tanılarının sayıca büyümesinden. Hükümetler siyasal faturadan sakınmakta, Hazine ise doğrudan – dolaylı akçalı (mali) yükten kaçınmaktadır. Dolayısıyla asıl olan, bu “meslek hastalıkları şeytan üçgeni” ni kırmaktır.

Uluslararası yazına göre 1 yıl içinde her bin çalışandan (salt işçiden değil!) 4-12’sinde yeni meslek hasatlığı + işle ilgili hastalık beklenmektedir. Son verilerle Türkiye’de kayıt içi istihdam 27 milyon dolayındadır ve 108 bin – 324 bin / yıl yeni meslek + işle ilgili hastalık tanısı beklenebilir. Nitekim ILO (Uluslararası Çalışma Örgütü) her yıl 160 milyon yeni meslek hastalığı tanısı öngörmektedir. Türkiye nüfusu (dolaylı olarak çalışan nüfus; kayıt dışını ne yazık ki ihmal ederek…) 7,6 milyar olan dünya nüfusunun 81 milyon / 7,6 milyar = %1,1’idir ve 160 milyon olarak kestirilen küresel meslek hastalığı + işle ilgili hastalık sayısının %1,1’i Türkiye’ye “düşse”, her yıl yaklaşık 1,7 milyon meslek hastalığı + işle ilgili hastalık tanısının konması gerekir ki, gerçekte konan tanı 2016 sonunda 597 meslek hastalığı olup devede kulak bile değildir. (Aşağıdaki görselin verileri, yukarıda güncellediğimiz sayılarla değerlendirilmelidir.)

devede kulak ile ilgili görsel sonucu

Türkiye’de ve Dünyada gerçekte “örtülen – saklanan bir meslek hastalıkları salgını” söz konusudur. Bu durum, sermayenin emekçiye dönük sömürüsünün bir başka hazin boyutudur ve kimi kaynaklarda “KAN ve CAN VERGİSİ” olarak pek yerinde nitelenmektedir.

Türkiye bu yakıcı sorunla yüzleşmelidir.

Unutulmamalıdır ki meslek hastalıkları, başka hiçbir hastalıkta olmadığı biçimde %100 (yüz!) korunulabilir hastalıklardır. Çünkü nedeni bilinmektedir ve o neden işyerindedir!

Üstelik, %98 önlenebilen iş cinayetleri (kazaları) da dahil olmak üzere önleme için gerekli harcamaların tutarı üretim bedelinin en çok % 5’i dolayındadır ve bu amaçla işverenin yapacağı tüm harcamaların vergiden düşürülmesi olanağı yasa ile sağlanmıştır (Gelir Vergisi Yasası md. 40). Sözde rekabet eşitsizliği kabul edilebilir bir gerekçe sayılamaz çünkü kaçınılmaz biçimde doğan meslek hastalıkları + işle ilgili hastalıklar ve iç cinayetleri (kazaları!?) akçalı yükü, ILO kestirimi ile küresel gelirin %4-6,5’i arasındadır ve sermaye bu muazzam bedelin hem oluşmasından sorunludur hem de  yükü toplum üzerinde bırakmaktadır. Bu emperyalist  – sömürgen politika asla kabul edilemez ve sürdürülemez!..

Tablo böylesine bir anatomi (yapı) ve fizyoljiye (işleyişe) sahip iken SGK’nın bu son girişimini;

  • İşverenlerin iş kazası ve meslek hastalığı provizyonu üzerinden muayene ve tedavi olan
    sigortalı bilgilerini görüntüleyebilmelerine olanak sağlayan programın kullanıma açılmasını

“fantastia / fantastik” olarak nitelemekten kendimizi alamıyoruz..

Çalışma ve SG Bakanı Sn. Jülide Sarıeroğlu‘nu, işlevsiz tutulan Bakanlık İş Sağlığı ve Güvenliği Konseyini toplayarak ülkemize yakışmayan bu çağ ve insanlık dışı vahşete çözüm aramaya çağırıyoruz.

 

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

“İş kazası ve meslek hastalığı provizyonları” için bir yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir